Karar Bülteni
AYM Hasan Elhalil BN. 2021/14968
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/14968 |
| Karar Tarihi | 31.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Yurda giriş yasağında aile bağları gözetilmelidir.
- İdari işlemlerde aile hayatı değerlendirilmelidir.
- Milli güvenlik şüphesi somut delillere dayanmalıdır.
- Mahkemeler menfaatler arasında adil denge kurmalıdır.
Bu karar, yabancılar hakkında tesis edilen yurda giriş yasağı ve sınır dışı işlemlerinde, kişilerin Türkiye'de kurdukları mevcut aile hayatının idari ve yargısal makamlarca dikkate alınmasının zorunlu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, devletin egemenlik yetkisi kapsamında kamu düzeni ve güvenliğini sağlama amacıyla yabancıların ülkeye girişini engelleme yetkisi bulunduğunu kabul etmekle birlikte, bu yetkinin mutlak olmadığını ve anayasal haklarla dengelenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Özellikle, Türk vatandaşı ile evli olan ve müşterek çocuğu bulunan kişilere yönelik idari işlemlerde, aile bütünlüğünün korunması ilkesinin göz ardı edilemeyeceği belirtilmiştir.
Kararın emsal etkisi, terör örgütü iltisakı şüphesiyle tesis edilen tahdit kodları ve yurda giriş yasaklarına karşı açılan iptal davalarında idare mahkemelerine yüklenen gerekçelendirme yükümlülüğü noktasında kendini göstermektedir. Mahkemeler, idarenin sunduğu soyut şüphe veya istihbari bilgileri tek başına yeterli görmemeli, kişi hakkındaki ceza soruşturmalarının neticelerini ve kişinin ailevi durumunu karar gerekçesinde detaylı bir biçimde tartışmalıdır. Bu yaklaşım, idari yargı pratiğinde, yabancıların temel haklarına yapılan müdahalelerin ölçülülük denetiminin şekli bir incelemeden ibaret olamayacağını ve iddiaların somut olay bağlamında derinlemesine analiz edilmesi gerektiğini pekiştirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Suriye vatandaşı olan başvurucu, 2014 yılında Türkiye'ye gelmiş, İstanbul'da üniversite eğitimine başlamış ve 2019 yılında bir Türk vatandaşıyla evlenmiştir. Çiftin 2020 yılında bir çocukları dünyaya gelmiştir. Başvurucu, DEAŞ terör örgütüyle bağlantılı bir telefon hattı kullandığı şüphesiyle hakkında yürütülen bir soruşturma kapsamında idari gözetim altına alınmış, Suriye'ye sınır dışı edilmiş ve hakkında "Ç-141" tahdit koduyla yurda giriş yasağı konulmuştur. Yürütülen ceza soruşturması sonucunda ise başvurucu hakkında herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verilmiştir.
Başvurucu, Türkiye'de yasa dışı hiçbir faaliyeti olmadığını, evli ve çocuk sahibi olduğunu belirterek yurda giriş yasağı işleminin iptali talebiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. İdare mahkemesinin, idarenin egemenlik yetkisine ve emniyetin istihbari beyanlarına dayanarak iptal davasını reddetmesi ve bu kararın istinaf aşamasında kesinleşmesi üzerine başvurucu, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkına dayanmıştır. Bu hak, fiilen yakın ve kişisel bağların kurulduğu, hâlihazırda mevcut olan aile birlikteliklerini güvence altına almaktadır.
Yabancıların ülkeye girişi ve ikametini denetleme yetkisi, kural olarak devletin egemenlik hakları kapsamındadır. Bu bağlamda, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu hükümleri çerçevesinde, kamu düzeni ve güvenliğini tehdit ettiği tespit edilen yabancılar hakkında yurda giriş yasağı veya sınır dışı etme kararı alınabilmektedir. Ancak bu tür idari müdahalelerin kanunilik, meşru amaç, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük ilkelerini karşılaması zorunludur.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, sınır dışı edilen veya ülkeye girişi yasaklanan yabancının ülkede güçlü ailevi bağlara sahip olduğu durumlarda, aile hayatının korunması ile kamusal menfaat arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir. Bir yabancının milli güvenliğin korunması amacıyla ülkeye girişinin yasaklanmasında, kamu makamlarının somut olayın koşulları içinde ciddi ve yeterli bilgileri yargı mercilerine sunması gerekir. Yargılama mercilerinin de idarenin ileri sürdüğü sebepleri inceleyerek, uyuşmazlık konusu beyan ve delillerin neden kabul veya reddedildiğine dair ikna edici gerekçeleri kararlarında göstermeleri yasal bir zorunluluktur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucunun 2014 yılından beri Türkiye'de yasal statü altında yaşadığını, bir Türk vatandaşıyla evli olduğunu ve bu evlilikten bir çocuğu bulunduğunu belirterek, ortada korunması gereken gerçek bir aile hayatı olduğunu tespit etmiştir. İdare tarafından uygulanan yurda giriş yasağı işleminin, başvurucunun aile hayatına saygı hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği ve bu müdahalenin 6458 sayılı Kanun'a dayandığı için kanunilik ölçütünü taşıdığı görülmüştür. Ayrıca, işlemin milli güvenliğin sağlanmasına yönelik meşru bir amaca hizmet ettiği de kabul edilmiştir.
Ancak müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğu yönünden yapılan incelemede, derece mahkemelerinin değerlendirmelerinin son derece yetersiz olduğu saptanmıştır. İdare mahkemesi, başvurucunun DEAŞ terör örgütüyle bağlantılı bir telefon hattı kullandığına dair idarece sunulan istihbari beyanı doğrudan doğruya yeterli görmüş; buna karşılık, başvurucu hakkındaki ceza soruşturmasında iddiaların soyut kalması sebebiyle verilen takipsizlik kararını hiç göz önüne almamıştır.
Daha da mühimi, ilk derece mahkemesi kararında başvurucunun uzun süredir Türkiye'de bulunmasına, Türk vatandaşı ile evli olmasına ve çocuğuna ilişkin aile yaşantısı iddialarına yönelik hiçbir inceleme yapılmamıştır. Mahkeme, ilgili idari işlemin başvurucunun aile hayatı üzerinde doğuracağı ağır etkileri tartışmamış, itirazları karşılamamış ve tedbirin gerekliliğini ikna edici hukuki gerekçelerle açıklamamıştır. Anayasa Mahkemesi, kamu düzeni ve güvenliğinin korunması hususundaki kamusal menfaat ile başvurucunun aile hayatına saygı hakkı arasında mahkemelerce hiçbir şekilde dengeleme yapılmadığı kanaatine varmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.