Karar Bülteni
AYM Derya Arı Akça BN. 2022/50838
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/50838 |
| Karar Tarihi | 03.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Yıllık izin ücreti alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır.
- Zamanaşımı kuralının uygulanması mahkemeye erişim hakkını zedelemez.
- Belirsiz alacak davasında değer artırımı usulüne uyulmalıdır.
Bu karar, iş hukukunda yıllarca tartışma konusu olan yıllık izin ücreti alacaklarındaki zamanaşımı süresinin Anayasa Mahkemesi boyutundaki neticesini ortaya koymaktadır. Karar, yürürlükteki borçlar ve iş mevzuatı dönemleri arasında feshedilen iş sözleşmelerinde yıllık izin ücreti alacağı için beş yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasının öngörülebilirlik sınırları içinde olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, bireylerin alacak kalemlerini bilirkişi raporuyla belirlenebilir hâle geldikten sonra değer artırım dilekçesi ile artırma imkânı varken bunu yapmayıp yeni bir ek dava açmalarında geçen sürede zamanaşımının dolmasının, mahkemeye erişim hakkına hukuka aykırı bir müdahale oluşturmadığını vurgulamaktadır.
Benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu karar, işçi alacaklarına ilişkin belirsiz alacak davalarında izlenmesi gereken usul stratejisi açısından kritik bir uyarı niteliği taşımaktadır. İşçiler ve vekilleri, bilirkişi raporu ile belirlenen alacak miktarlarını aynı dava içinde değer artırımı yoluyla talep etmelidir. Aksi takdirde, davanın kesinleşmesini bekleyip daha sonra bakiye alacaklar için açılacak ek davalarda zamanaşımı itirazı ile karşılaşma riski çok yüksektir. Yargıtay'ın farklı daireleri arasındaki içtihat aykırılıklarının giderildiği ve beş yıllık sürenin yerleşik hâle geldiği bu dönemde, Anayasa Mahkemesinin zamanaşımı kuralının uygulanmasını hak arama hürriyetine ölçülü bir müdahale olarak değerlendirmesi, yerel mahkemelerin verdiği zamanaşımından ret kararlarının anayasal meşruiyetini pekiştirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İş akdini 2014 yılında fesheden başvurucu işçi, eski işverenine karşı 2016 yılında belirsiz alacak davası açarak kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti ve fark ücret alacaklarını talep etmiştir. Mahkeme, 2018 yılındaki bilirkişi raporuyla tespit edilen alacak tutarlarına rağmen, başvurucunun değer artırımı yapmaması sebebiyle sadece talep edilen 1'er TL üzerinden davayı kabul etmiştir. Bu ilk kararın istinaftan geçip kesinleşmesinin ardından başvurucu, bakiye kalan kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti alacaklarının tahsili amacıyla 2020 yılında eski işverenine karşı ikinci bir ek dava açmıştır. Yerel mahkeme kıdem tazminatı talebini kabul etmiş ancak yıllık izin ücreti alacağını, beş yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle reddetmiştir. Başvurucu, yıllık izin alacağının zamanaşımına uğratılarak reddedilmesinin hak arama hürriyetini, mahkemeye erişim hakkını ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkı ilkelerini temele almıştır. Mahkemeye erişim hakkı, dava açılmasının belli bir süre koşuluna bağlanması ile sınırlandırılabilir; ancak bu sınırlandırmanın kanuni bir dayanağının bulunması, meşru bir amaca hizmet etmesi ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaması gerekmektedir.
Somut olayda uygulanan temel kanun hükmü, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.147'dir. İlgili maddenin birinci fıkrası uyarınca, "kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler" beş yıllık zamanaşımına tabidir. Yargıtay içtihatlarının birleşmesi sonucunda, yıllık izin ücreti alacağının dönemsel edim niteliğinde olduğu ve söz konusu alacaklar için de anılan beş yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği yerleşik bir prensip hâline gelmiştir.
Öte yandan, 4857 sayılı İş Kanunu ek m.3 ile yıllık izin ücretinin beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu kanunla kesin bir biçimde hüküm altına alınmıştır. Anayasa Mahkemesi, mülga Kanun döneminden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu dönemine geçişte yaşanan Yargıtay daireleri arası içtihat farklılıklarının hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bağlamında giderildiğine işaret etmiştir.
Davanın dayanağı olan usul kuralı ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.107 kapsamında düzenlenen belirsiz alacak davasıdır. Belirsiz alacak davasında, alacağın miktarı bilirkişi raporuyla kesin olarak belirlendiğinde davacının değer artırımı yaparak tüm alacağını aynı davada talep etme imkânı bulunmaktadır. Bu usul güvencesinin kullanılmaması sonucu doğan hak kayıpları, mahkemeye erişim hakkının özünü zedeleyen bir durum olarak görülmemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelediğinde, başvurucunun 15.12.2014 tarihinde iş akdini feshettiğini ve daha sonra ilk davasını belirsiz alacak davası olarak açtığını tespit etmiştir. İlk davada alınan ve 05.09.2018 tarihinde dosyaya sunulan bilirkişi raporu ile başvurucunun hak kazandığı kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti tutarları net olarak belirlenebilir hâle gelmiştir. Başvurucunun, bu aşamada değer artırım dilekçesi vererek alacak kalemlerini artırma imkânı varken bunu yapmadığı, mahkemeden sadece taleple bağlı kalınarak 1'er TL üzerinden karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
İlk davanın istinaf incelemesinden dönüp kesinleşmesinin ardından, başvurucu 27.12.2019 tarihinde arabuluculuğa başvurmuş ve bakiye alacaklar için 05.06.2020 tarihinde yeni bir ek dava açmıştır. Yerel mahkeme, fesih tarihi olan 2014 yılından arabuluculuğa başvuru tarihi olan 2019 yılı sonuna kadar geçen süreçte yıllık izin ücreti alacağı yönünden beş yıllık zamanaşımı süresinin çoktan dolduğunu tespit etmiştir.
Anayasa Mahkemesi, uygulanan beş yıllık zamanaşımı kuralının kanuni dayanağının bulunduğunu ve bu kuralın hukuki güvenlik ile istikrarın sağlanması gibi meşru bir amaca hizmet ettiğini vurgulamıştır. Başvurucunun, alacağını ilk dava içinde kolaylıkla tahsil edebilme fırsatı varken kendi usuli tercihi ile bu yolu kullanmayıp yıllar sonra ek dava açması durumunda zamanaşımı defiyle karşılaşması, hak arama hürriyetine ölçüsüz bir müdahale teşkil etmemektedir. Uygulanan kural öngörülebilir sınırlar içindedir ve başvurucuya mahkemeye erişimi engelleyecek düzeyde ağır bir yük getirmemiştir.
Ayrıca mahkemenin, gerekçesinde Yargıtay Hukuk Daireleri arasındaki görüş farklılıklarına ve bu farklılığın nasıl giderildiğine yeterince yer verdiği, kararın gerekçesiz bırakılmadığı belirlenmiştir. Makul sürede yargılanma şikâyeti ise Tazminat Komisyonuna gidilmeden doğrudan bireysel başvuruya konu edildiği için başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle incelenememiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.