Anasayfa Karar Bülteni AİHM | CUCULOVIC | BN. 28865/17

Karar Bülteni

AİHM CUCULOVIC BN. 28865/17

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 5. Bölüm
Başvuru No 28865/17
Karar Tarihi 19.02.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Yeni tutuklama gerekçesi yüz yüze dinlenilmeyi gerektirir.
  • Yazılı usul duruşma hakkının yerini tutamaz.
  • Özgürlükten yoksun bırakmada yargısal denetim derhal yapılmalıdır.
  • Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı keyfiliği önler.

Bu karar hukuken, bir kişinin tutukluluk halinin incelenmesinde ilk suçlamaların düşmesi ve tamamen yeni suçlamaların veya tutuklama gerekçelerinin ortaya çıkması durumunda, kişinin bir hakim tarafından bizzat ve yüz yüze dinlenilmesinin mutlak bir zorunluluk olduğu anlamına gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sadece yazılı beyanların tebliğ edilmesinin veya dosya üzerinden yapılan incelemelerin, Sözleşme'nin 5. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "derhal bir hakim önüne çıkarılma" güvencesini hiçbir şekilde karşılamadığını açıkça ortaya koymuştur. Kişi özgürlüğüne yönelik her yeni ve bağımsız müdahale, bağımsız bir yargı mercii önünde sözlü savunma imkanını zorunlu kılmaktadır. Adli makamların salt yazılı usulle kişiyi hürriyetinden yoksun bırakması hukuka aykırıdır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle tutukluluk itirazlarını veya uzatma taleplerini duruşma açmaksızın dosya üzerinden inceleyen ulusal mahkemelerin usul kurallarını ve pratiklerini doğrudan etkileyecek niteliktedir. Uygulamadaki önemi, savcılık makamlarının soruşturma sürecinde yeni deliller veya suçlamalar ileri sürdüğünde, tutuklunun bu yeni duruma karşı bizzat mahkeme huzurunda dinlenilmeden tutukluluğunun devamına veya yeniden tutuklanmasına karar verilemeyecek olmasıdır. Bu güçlü içtihat, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunmasında, şüphelinin hakim karşısına çıkarılması kuralının şekli bir prosedür olmadığını, aksine esasa ilişkin ve keyfiliği önleyici temel bir güvence olduğunu pekiştirmektedir. Özgürlükten yoksun bırakma süreçlerinin şeffaf ve adil yürütülmesi için yargısal denetimin yüz yüze yapılması elzemdir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Nebojsa Cuculovic, İsviçre'de kasten yaralama, tehdit ve uyuşturucu madde kanununa muhalefet şüpheleriyle polis tarafından gözaltına alınmıştır. Olayın ardından ilk derece mahkemesi olan Zorunlu Tedbirler Mahkemesi, tutuklama için özel bir gerekçe bulunmadığına karar vererek başvurucunun derhal serbest bırakılmasına hükmetmiştir. Ancak savcılığın bu karara itiraz etmesi üzerine İstinaf Mahkemesi kararın yürütmesini durdurarak başvurucunun tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

Süreç içerisinde mağdurun şikayetini geri çekmesiyle ilk suçlamalar düşmüş, bunun üzerine savcılık tamamen yeni olaylara ve tutuklama gerekçelerine dayanarak tutukluluğun devamını talep etmiştir. İstinaf Mahkemesi, başvurucuyu bizzat huzura çağırıp dinlemeden, sadece dosya üzerinden yaptığı incelemeyle bu yeni gerekçelere dayanarak yeniden tutukluluk kararı vermiştir. Başvurucu, ilk suçlamaların ortadan kalktığı bir senaryoda yeni suçlamalar kapsamında bir hakim tarafından yüz yüze dinlenilmeden hakkında tutuklama kararı verilmesinin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını açıkça ihlal ettiği gerekçesiyle İsviçre Devleti'ne karşı dava açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.5 (Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı) hükümlerine dayanmıştır. Özellikle Sözleşme m.5/3 uyarınca, yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir hakim veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış diğer bir kamu görevlisi önüne çıkarılması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu kural, bireyleri keyfi veya haksız özgürlükten yoksun bırakmalara karşı koruyan en önemli ek güvencelerden biridir ve sıkı bir incelemeyi gerektirir.

AİHM'nin yerleşik içtihat prensiplerine göre, bu fıkra kapsamında hakimin önüne çıkarılma hakkı, hem usule hem de esasa ilişkin sıkı gereklilikler barındırır. Usule ilişkin gereklilik, hakimin huzuruna getirilen kişiyi bizzat dinleme ve onunla doğrudan iletişim kurma yükümlülüğüdür. Esasa ilişkin gereklilik ise, hakimin tutuklamayı gerektiren veya buna karşı çıkan koşulları tarafsızca inceleme, yasal kriterlere göre tutuklamanın haklı olup olmadığına karar verme ve haklı bir neden yoksa kişiyi derhal serbest bırakma yetkisine sahip olmasıdır.

Somut olayda, İsviçre Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili dönemde yürürlükte olan 390. maddesi ve 397. maddesi uyarınca, itiraz süreçlerinin kural olarak yazılı usulle yürütüldüğü, ancak mahkemenin resen veya talep üzerine duruşma açabileceği düzenlenmiştir. AİHM içtihatları, ilk suçlamaların düştüğü ve kişinin tutukluluğunun tamamen yeni ve ilgisiz gerekçelere dayandırıldığı durumlarda, kişinin serbest bırakıldıktan sonra yeniden tutuklanmasını haklı gösterebilecek bu yeni olgular hakkında mutlaka bizzat dinlenilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Sadece yazılı evrakın tebliğ edilmesi veya dosya üzerinden değerlendirme yapılması, Sözleşme'nin aradığı anlamda "hakim önüne çıkarılma" şartını karşılamamaktadır ve bu durum adil bir yargısal denetimin önünde engel teşkil eder.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuruya konu olayda İstinaf Mahkemesinin 21 Kasım 2016 tarihli tutukluluk kararının, Sözleşme'nin gerektirdiği usul güvencelerini sağlayıp sağlamadığını detaylı bir biçimde incelemiştir. Mahkeme öncelikle, şikayetçinin şikayetini geri çekmesinin ardından başvurucunun ilk tutuklanma gerekçelerinin tamamen ortadan kalktığını ve eski suçlamaların geçerliliğini yitirdiğini tespit etmiştir.

Bunun ardından, savcılık makamı 7 Kasım 2016 tarihinde tamamen yeni olaylar ve yepyeni tutuklama gerekçeleri sunmuştur. AİHM'ye göre, başvurucunun tutukluluğunun devamını haklı gösterecek veya buna karşı çıkacak şartlar bu tarihte tamamen değişmiş ve yeni bir hukuki durum ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, Sözleşme m.5/3 kapsamında aranan usul ve esas gerekliliklerinin tam anlamıyla karşılanabilmesi için, tutukluluğu haklı kılan yeni nedenlerin başvurucunun yokluğunda değil, bizzat katıldığı ve kendini savunabildiği bir duruşmada yeniden değerlendirilmesi yasal bir zorunluluk haline gelmiştir.

Ulusal mahkemeler, başvurucunun şikayetlerin geri çekilmesinin ardından serbest bırakılmamasını ve yasa dışı olarak tutulmaya devam edilmesini, yeni gerekçelere dayanarak yeniden tutuklama kararı verilmesinde bir engel olarak görmemiştir. Ancak AİHM, kişilerin hukuka aykırı olarak alıkonulabildiği ve ilk suçlamaların düşmesine rağmen sanığın bir hakim karşısına çıkarılmadan yeni gerekçelerle tekrar tutuklanabildiği bir sistemin, 5. maddenin 3. fıkrasının temel amacı olan keyfi ve haksız özgürlükten yoksun bırakmayı önleme işlevini bütünüyle boşa çıkaracağını açıkça vurgulamıştır.

İstinaf Mahkemesi, yeni ve bağımsız olaylara dayanarak tutukluluk kararı verirken başvurucuyu bizzat dinlememiş, sadece savcılık mütalaasını yazılı olarak tebliğ etmekle yetinerek önemli bir usul hatasına imza atmıştır. AİHM, yerel mevzuatın itiraz aşamasında yazılı usulü öngörmesinin, Sözleşme'nin asgari standartlarının ihlal edilmesine haklı bir gerekçe oluşturamayacağını belirterek, bu durumun kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ağır bir ihlali anlamına geldiğini net bir şekilde ortaya koymuştur.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 5. Bölüm, başvurucunun yeni tutuklama gerekçeleri kapsamında bizzat dinlenilmemesi nedeniyle Sözleşme'nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: