Anasayfa/ Karar Bülteni/ AİHM | D.A. VE R.A. | BN. 46692/19

Karar Bülteni

AİHM D.A. VE R.A. BN. 46692/19

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 46692/19
Karar Tarihi 17.03.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki HUDOC
  • Sosyal politika alanında takdir marjı geniştir.
  • Küçük çocuklu bekar ebeveynlik bir statüdür.
  • Sosyal yardım kesintileri ayrımcılık teşkil etmeyebilir.
  • Çocuğun üstün yararı kararlarda gözetilmelidir.

Bu karar, devletlerin ekonomik ve sosyal politikaları belirleme yetkisi ile bireylerin ayrımcılık yasağı kapsamındaki hakları arasındaki hassas dengeyi ele alması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sosyal yardım üst sınırlarının belirlenmesinde devletlerin geniş bir takdir yetkisi olduğuna hükmetmiş ve makul bir temelden açıkça yoksun olmadığı sürece bu politikalara müdahale edilmeyeceğini vurgulamıştır. Özellikle iki yaşından küçük çocuğu olan bekar ebeveynlerin, ayrımcılık yasağı bağlamında korunması gereken bir statü sahibi oldukları kabul edilse de, bu durumun devlete mutlak bir muafiyet sağlama yükümlülüğü getirmediği açıkça ifade edilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar, Avrupa çapında uygulanan kemer sıkma politikalarının ve sosyal devlet yardımlarındaki kesintilerin hukuki meşruiyetini güçlendiren bir nitelik taşımaktadır. Uygulamadaki önemi, devletlerin mali tasarruf, çalışma hayatını teşvik etme ve vergi mükellefleri ile yardım alanlar arasında adaleti sağlama gibi meşru amaçlarla sosyal yardımlara üst sınır getirebilmesinin önünü açmasıdır. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme uyarınca çocuğun üstün yararı ilkesinin gözetilmesi gerektiği vurgulanmış olmakla birlikte, yasama organlarının karar alma süreçlerinde bu hususu tartışmış olmasının Sözleşme'ye uygunluk için yeterli görülebileceği ortaya konulmuştur. Bu durum, ulusal parlamentoların sosyal politika alanındaki yetkilerini uluslararası denetime karşı koruyan önemli bir içtihat olarak tarihe geçmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Birleşik Krallık hükümeti, 2013 ve sonrasında yaptığı düzenlemelerle hanelerin alabileceği toplam sosyal yardım miktarına yıllık bir üst sınır getirmiştir. Bu kurala göre, haftada en az 16 saat çalışan bekar ebeveynler bu sınırın dışında tutulmuştur. Ancak, iki yaşından küçük çocuğu olan ve tek başına çocuk büyüten bir anne olan D.A. ve çocuğu R. A., bakım sorumlulukları nedeniyle haftada 16 saat çalışmalarının çok zor olduğunu belirterek bu durumun ayrımcılık yarattığını iddia etmiştir.

Başvurucular, Birleşik Krallık hükümetine karşı açtıkları davada, iki yaşından küçük çocuğu olan bekar ebeveynlerin söz konusu sosyal yardım üst sınırından muaf tutulmamasının, ayrımcılık yasağını, mülkiyet hakkını ve özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucular, yasal düzenlemenin bu haliyle, kendileri gibi dezavantajlı gruplar üzerinde orantısız bir yük oluşturduğunu belirterek uygulamanın iptalini ve uğradıkları hak kayıplarının giderilmesini talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.14 (ayrımcılık yasağı), 1 No.lu Protokol m.1 (mülkiyetin korunması) ve Sözleşme m.8 (özel ve aile hayatına saygı hakkı) hükümlerine dayanmıştır. Mahkeme, sosyal yardımların ödenmesiyle ilgili iddiaların mülkiyet hakkı ve aile hayatı kapsamına girdiğini belirterek, devletlerin bu alanda yapacağı düzenlemelerin Sözleşme m.14 ile uyumlu olması gerektiğini vurgulamıştır.

Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, ayrımcılık yasağının ihlal edildiğinden söz edilebilmesi için, benzer durumdaki kişilere farklı muamele edilmesi veya önemli ölçüde farklı durumdaki kişilere aynı muamelenin yapılması ve bu durumun haklı bir nedene dayanmaması gerekir. Mahkeme, iki yaşından küçük çocuğu olan bekar ebeveyn olmanın, Sözleşme anlamında korunması gereken bir diğer statü teşkil ettiğini kabul etmiştir. Ancak, sosyal ve ekonomik politikaların belirlenmesi söz konusu olduğunda Sözleşmeci devletlerin geniş bir takdir marjına sahip olduğu kuralı hatırlatılmıştır. Bu alandaki genel önlemler, ancak makul bir temelden açıkça yoksun olmaları halinde Mahkeme tarafından Sözleşme'ye aykırı bulunabilir.

Bununla birlikte, ırk veya cinsiyet gibi doğuştan gelen özelliklere veya geçmişte ciddi ayrımcılığa uğramış savunmasız gruplara yönelik farklı muamelelerde devletin çok güçlü nedenler sunması gerektiği içtihat kuralı olarak benimsenmiştir. Mahkeme, bekar ebeveynlerin bu tür tarihsel bir dışlanmaya maruz kalmış özel bir grup olmadığını, bu nedenle uygulanacak testin makul bir temelden açıkça yoksunluk kriteri olduğunu belirlemiştir. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3.1. maddesi uyarınca kararlarda çocuğun üstün yararının birincil düşünce olması gerekliliği, davanın çözümünde göz önünde bulundurulan temel uluslararası hukuk kuralları arasında yer almıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, somut olayı değerlendirirken öncelikle başvurucuların durumunu analiz etmiştir. İki yaşından küçük çocuğu olan bekar ebeveynlerin, sosyal yardım sınırına tabi olan diğer genel gruplardan belirgin şekilde farklı bir durumda olduğu tespit edilmiştir. Zira çok küçük çocukların bakımını tek başına üstlenen kişilerin, çalışmak için gerekli olan haftalık on altı saatlik kotayı doldurmaları pratik olarak çok daha zordur.

Ancak Mahkeme, hükümetin bu gruba muafiyet getirmeme tercihinin haklı ve makul bir temele dayanıp dayanmadığını incelemiştir. Birleşik Krallık hükümetinin sosyal yardım üst sınırını getirirken üç meşru amaç güttüğü görülmüştür: sosyal yardım alanlar ile vergi mükellefleri arasında adaletin sağlanması, bireylerin çalışmaya teşvik edilmesi ve kamu maliyesinde tasarruf sağlanması. Mahkeme, devletin bu meşru amaçlara ulaşmak için seçtiği yöntemin orantısız olmadığına kanaat getirmiştir.

Özellikle parlamento tutanakları ve yasama süreci incelendiğinde, Birleşik Krallık parlamentosunun küçük çocuklu hanelere yönelik etkileri ve çocuğun üstün yararı ilkesini detaylı şekilde tartıştığı, bu bağlamda bazı muafiyet taleplerinin kasıtlı olarak reddedildiği tespit edilmiştir. Mahkeme, hükümetin çocukların uzun vadeli üstün yararının, çalışan bir hanede büyümek olduğu yönündeki politika tercihini mantıksız bulmamıştır. Ayrıca, devletin ücretsiz çocuk bakımı gibi çeşitli destek mekanizmaları sunarak bu ebeveynlerin iş hayatına katılımını kolaylaştırmaya çalıştığı göz önünde bulundurulmuştur.

Mahkeme, yasama organının sosyal ve ekonomik konulardaki politika tercihlerine saygı duyulması gerektiğini ve alınan kararın makul bir temelden açıkça yoksun olmadığını belirterek uygulanan sınırlandırmanın ölçülü olduğunu ifade etmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Bölümü, ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: