Anasayfa Karar Bülteni AYM | Selahattin Öztekin | BN. 2021/28601

Karar Bülteni

AYM Selahattin Öztekin BN. 2021/28601

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2021/28601
Karar Tarihi 07.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Yaşam hakkı etkili soruşturma yürütülmesini gerektirir.
  • Yargılamalar makul özen ve süratle tamamlanmalıdır.
  • Gecikme, hukuka aykırılıklara müsamaha izlenimi yaratmamalıdır.
  • Etkili soruşturma uygun araçların kullanılmasını zorunlu kılar.

Bu karar, bireylerin yaşam hakkı ve vücut bütünlüğüne yönelik ağır saldırılar sonrasında yürütülen ceza yargılamalarının makul bir sürede tamamlanmamasının, Anayasa ile güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlali anlamına geldiğini hukuken teyit etmektedir. Mahkeme, sadece etkin bir soruşturma başlatılmasının yeterli olmadığını, bu soruşturmanın ve akabindeki kovuşturma evresinin de süratle ve özenle yürütülmesinin devletin pozitif yükümlülükleri arasında bulunduğunu vurgulamaktadır. Yargılamanın on yıl gibi oldukça uzun bir süreye yayılması, devletin vatandaşlarının yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü şeklen yerine getirse de esasta sürüncemede bırakarak ihlal ettiği şeklinde yorumlanmıştır.

Benzer davalar açısından bu karar, özellikle kasten öldürmeye teşebbüs veya hayati tehlike geçirecek şekilde ağır yaralama gibi ciddi suçlarda yargılamaların uzamasının, faillerin cezasız kalacağı veya devlete olan güvenin sarsılacağı yönünde bir algı yaratmaması gerektiği yönünde güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Derece mahkemelerinin ve kanun yolu mercilerinin, ağır ceza gerektiren yargılamalarda hukukun üstünlüğüne bağlılığı sağlamak ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği izlenimini önlemek adına daha hızlı hareket etmeleri gerektiğine işaret etmektedir. Uygulamada, yargılama makamlarının iş yükü mazeretinin yaşam hakkı gibi mutlak hakların ihlali iddialarında makul süre aşımını haklı kılmayacağı prensibi bir kez daha net bir şekilde ortaya konulmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Selahattin Öztekin, üniversite öğrenimi gördüğü sırada sınıf arkadaşıyla yaşadığı basit bir omuz atma tartışmasının ardından, okul çıkışında dört kişi tarafından ağır şekilde darbedilmiştir. Yaşanan arbede sonucunda kafasında ve yüz kemiklerinde kırıklar oluşan başvurucu, hayati tehlike geçirecek boyutta yaralanmıştır.

Olayın hemen ardından savcılık tarafından soruşturma başlatılmış ve saldırganlar hakkında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan ceza davası açılmıştır. Ancak, taraflar arasında devam eden bu ceza yargılaması; ilk derece mahkemesi, istinaf ve Yargıtay aşamalarındaki çeşitli bozma ve yeniden yargılama süreçleri nedeniyle yaklaşık on yıl sürmüştür.

Başvurucu, hayati tehlike atlattığı bu ağır saldırıya ilişkin yargılamanın makul bir sürede sonuçlandırılmadığını, sürecin çok yavaş ilerlediğini ve bu nedenle devletin etkili soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek yaşam hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa m. 17 kapsamında koruma altına alınan yaşam hakkı ve bu hakkın usul boyutunu merkeze almıştır. Devletin, bireylerin yaşam hakkını koruma ve bu hakka yönelik her türlü haksız müdahaleyi engelleme hususunda anayasal bir pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri, yalnızca yaşam hakkını korumak için yasal ve idari çerçevenin oluşturulmasını değil, aynı zamanda bu hakka yönelik ihlallerin durdurulmasını ve cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurulmasını da gerektirmektedir. Bu usul yükümlülüğü, şüpheli her ölüm veya hayati tehlike arz eden ağır yaralama olayında sorumluların belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek makul bir özen ve süratle hareket edilmesini zorunlu kılar.

Olası cezai sorumluluğun tespiti adına yürütülen soruşturma sonrasında kovuşturma evresine geçilmiş ise, bu aşama da Anayasa m. 17 hükmünün gereklerine cevap verebilecek nitelikte olmalıdır. Mahkemeye göre etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Soruşturmanın ve yargılamanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi, hukuk devletine bağlılığın sağlanması ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği görünümü verilmesinin engellenmesi yönünden temel bir zorunluluktur.

Makul sürat değerlendirmesinde; olayın kendi koşulları, şüpheli veya sanık sayısı, suçlamaların niteliği, olayın karmaşıklık derecesi ve yargılamanın ilerlemesine engel olan güçlüklerin bulunup bulunmadığı dikkate alınmaktadır. Hayata karşı işlenen suçlarda, yargı sürecinin gereksiz yere uzaması, devletin ceza adalet sisteminin etkinliğine gölge düşürmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu olayın gelişimini ve yargılama aşamalarını detaylı olarak incelemiştir. Olayın niteliği itibarıyla ölüm gerçekleşmemiş olsa da, kişiye karşı kullanılan gücün derecesi ve başvurucunun kafasında kırıklar oluşacak şekilde hayati tehlike geçirmesi nedeniyle başvurunun yaşam hakkının usul boyutu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği tespit edilmiştir.

Somut olayda, başvurucunun ağır şekilde yaralandığı olay 17 Kasım 2014 tarihinde meydana gelmiştir. Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma süreci beş aydan kısa bir sürede hızlıca tamamlanıp iddianame düzenlenmiş olmasına rağmen, kovuşturma aşamasında makul süre ciddi oranda aşılmıştır. İlk derece mahkemesindeki yargılama üç buçuk yılda tamamlanmış, istinaf mahkemesinin davayı yeniden görerek karar vermesi üç yıl dört ay sürmüş, Yargıtay'ın bozma kararıyla sonuçlanan temyiz süreci bir yıl üç ay almış, bozma sonrası istinaftaki yargılama yedi ay sürmüş ve nihai onama kararı ancak on ay sonra verilmiştir. Sonuç itibarıyla, başvuruya konu olan ceza yargılaması süreci toplamda yaklaşık on yıl sürmüştür.

Mahkeme, yargılamanın on yıl sürmesinin derece mahkemelerinin iş yükünden kaynaklanmış olabileceğini not etmekle birlikte, incelenen dava koşullarında yargılama süreciyle ilgili hiçbir unsurun bu denli uzun bir gecikmeyi haklı kılmadığını vurgulamıştır. Hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanan bir bireyin davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin yüksek olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca, toplumdaki bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve ağır şiddet eylemlerine karşı kayıtsız kalındığı izleniminin verilmemesi adına yargılamanın daha özenli yürütülmesi gerektiği belirtilmiştir. Mevcut koşullar altında, on yıl süren yargılamanın makul bir özen ve süratle yürütülmediği anlaşılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: