Anasayfa Karar Bülteni AYM | Semra Güzel | BN. 2020/39497

Karar Bülteni

AYM Semra Güzel BN. 2020/39497

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2020/39497
Karar Tarihi 07.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal ve Kabul Edilemezlik
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kötü muamele iddiaları ivedilikle ve özenle soruşturulmalıdır.
  • Soruşturmada olayı aydınlatacak tüm deliller eksiksiz toplanmalıdır.
  • Etkili soruşturma yükümlülüğü tanıkların uygun şekilde dinlenmesini gerektirir.
  • Haksız tutma iddialarında idari tam yargı yolu tüketilmelidir.

Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yapılan müdahaleler sırasında kolluk kuvvetleri tarafından uygulandığı iddia edilen fiziksel şiddet vakalarında devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine hükmederek, savcılık makamlarının iddiaları yalnızca kolluk tutanakları üzerinden yüzeysel olarak değerlendirmemesi ve delil toplama sürecinde proaktif bir tutum sergilemesi gerektiğini güçlü bir şekilde vurgulamıştır. Özellikle olay yerini gösteren kamera kayıtlarının zamanında istenmemesi ve kritik tanık beyanlarının olay yeriyle uyumunun araştırılmaması, soruşturmanın etkililiğine gölge düşüren temel eksiklikler olarak kabul edilmiştir. Ayrıca karar, kolluğun orantısız güç kullanımına ilişkin iddiaların sadece genel bir zor kullanma yetkisi çerçevesinde geçiştirilemeyeceğini hukuken tescil etmektedir.

Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, Cumhuriyet savcılarının kolluk fezlekeleriyle yetinmeyerek maddi gerçeğe ulaşmak için bağımsız ve kapsamlı bir delil araştırması yapmaları gerektiği yönünde emredici bir nitelik taşımaktadır. Olayı aydınlatma potansiyeline sahip tanıkların anlatımlarının mantıksal ve fiziksel tutarlılığının denetlenmesi ile tıbbi raporlardaki olgusal bulgularının titizlikle incelenmesi prensibi yerleşik hâle getirilmektedir. Diğer yandan, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik iddialarda tam yargı davalarının tüketilmesi gereken etkili bir başvuru yolu olduğuna dair tespit, benzer durumlarda doğrudan Anayasa Mahkemesine başvuran bireyler için önemli bir usul kuralı hatırlatmasıdır. Bu yönüyle karar, temel hak ve özgürlüklerin korunmasında adli ve idari mercilerin sorumluluklarını pekiştirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay tarihinde milletvekili olan başvurucu, bazı belediye başkanlarının görevden alınmasını protesto etmek amacıyla mensubu olduğu siyasi partinin il binasından çıkarak dışarıda bekleyen grupla buluşmak istemiştir. Ancak valiliğin etkinlikleri yasaklama kararı gerekçe gösterilerek başvurucunun ve beraberindeki grubun binadan çıkışı kolluk kuvvetleri tarafından engellenmiştir. Çıkan arbedede başvurucu, kolluk görevlilerinin kendisine fiziksel şiddet uyguladığını ve bu nedenle yaralandığını iddia etmiştir. Yaşananların ardından başvurucu, binadan çıkışının engellenerek hürriyetinin kısıtlandığı ve maruz kaldığı şiddet olayına ilişkin Cumhuriyet savcılığına yaptığı şikâyetin yetersiz bir soruşturma sonucunda takipsizlikle kapatıldığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, haksız tutma eylemi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, fiziksel şiddet ve etkisiz soruşturma nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiğini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan normların başında, Anayasa m. 17 kapsamında düzenlenen kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı ile kötü muamele yasağı gelmektedir. Devlet, bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma pozitif yükümlülüğü altındadır. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin güç kullanmaya yetkili oldukları durumlarda, fiziksel güce başvurulmasının kesin olarak gerekli olması ve kullanılan gücün aşırıya kaçmadan kişinin tutumuyla orantılı bir şekilde uygulanması şarttır. Gözaltında veya bireyin devletin gözetimi altındayken meydana gelen yaralanmalarda, olayın tatmin edici ve inandırıcı bir şekilde açıklanması yükümlülüğü tamamen kamu makamlarına aittir.

Kötü muamele yasağının usul boyutu, bir devlet görevlisinin hukuka aykırı muamelesine maruz kalındığına dair savunulabilir bir iddianın bulunması hâlinde ivedilikle ve resen etkili bir ceza soruşturması yürütülmesini zorunlu kılar. Etkili bir soruşturmanın temel şartları; soruşturmayı yürütenlerin bağımsız olması, olayı aydınlatacak tüm delillerin eksiksiz toplanması, sürecin kamu denetimine ve mağdurun erişimine açık olması ile makul bir özen ve süratle hareket edilmesidir. Soruşturma aceleci bir şekilde sonlandırılmamalı ve kanıtsız varsayımlara dayanmamalıdır.

Bununla birlikte, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını güvence altına alan Anayasa m. 19 uyarınca hareket serbestisinin kısıtlanması durumlarında, ortaya çıkan zararın tazmini için öngörülen hukuki yolların tüketilmesi gerekmektedir. Kamu görevlilerinin eylemlerinden doğan zararlar için idari eylem niteliğindeki olaylarda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında tam yargı davası açılması veya şahsi kusur hâllerinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uyarınca haksız fiil sorumluluğuna gidilmesi, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru öncesinde tüketilmesi zorunlu olan etkili başvuru yolları olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun parti binasından çıkışının engellenmesi suretiyle hürriyetinin kısıtlandığı iddiasını öncelikle incelemiştir. Başvurucunun süresi nispeten kısa da olsa iradesi dışında belirli bir yerde tutulmasının Anayasa anlamında hürriyetten yoksun bırakma olduğu kabul edilmiştir. Ancak, başvurucunun bu haksız tutma eyleminden doğan olası zararlarının giderilmesi için iç hukukta mevcut olan idari tam yargı davası veya haksız fiil davası yollarını tüketmeden doğrudan bireysel başvuruda bulunduğu görülmüştür. Bu sebeple kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin iddialar, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiası yönünden yapılan incelemede ise, savcılık tarafından yürütülen soruşturmada derin eksiklikler tespit edilmiştir. Savcılığın, başvurucunun iddialarını yalnızca kolluk tutanakları ve polislerin beyanları üzerinden yüzeysel bir şekilde değerlendirdiği, basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikteki yaralanmaları gösteren adli rapor bulgularını olgusal olarak hiçbir şekilde tartışmadığı görülmüştür. Ayrıca, olay anını gösteren güvenlik kamerası kayıtlarının, kayıt sürelerinin dolmasına imkân verecek şekilde yaklaşık bir ay gibi uzun bir süre sonra istenmesi delillerin kaybolmasına zemin hazırlamıştır.

Soruşturma sürecinde başvurucuya ilk aşamada tokat atılıp atılmadığı hususu kritik bir maddi tartışma konusu olmuş, başvurucu lehine beyanda bulunan tanıkların olay yerini görebilecekleri bir konumda olup olmadığı hiçbir şekilde araştırılmamıştır. Başsavcılığın, müdahalenin orantılılığı konusunda bağımsız bir araştırma yapmak yerine yalnızca zor kullanma yetkisi sınırlarında kalındığı yönündeki genel geçer ifadelere dayanarak soruşturmayı takipsizlikle kapatması, devletin etkili soruşturma yükümlülüğü ile bağdaşmamaktadır. Soruşturmadaki bu eksiklikler, kötü muamele iddialarının maddi boyutunun incelenmesini de imkânsız kılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: