Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Hasine Akyüz ve Mehmet Arif Akyüz Kararı 2021/23361 B.

Anayasa Mahkemesi Hasine Akyüz ve Mehmet Arif Akyüz Kararı 2021/23361 B.

Bu karar, devletin yaşam hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerinin yalnızca bir soruşturma başlatmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda başlatılan ceza yargılamasının makul bir sürat ve özenle sonuçlandırılmasını da zorunlu kıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, soruşturmanın ilk aşamalarında gerekli tüm adımlar atılmış ve deliller toplanmış olsa dahi, temyiz aşamasında yaşanan dokuz yılı aşkın aşırı bir gecikmenin, tüm yargısal sürecin etkililiğini ortadan kaldırdığının altını çizmektedir. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine hükmedilen bu karar, yaşamını yitirenlerin aileleri için adaletin gecikmesinin, devletin en temel hakkı koruma yükümlülüğündeki açık bir başarısızlığına denk düştüğünü teyit etmektedir.
search

Anayasa Mahkemesi
Hasine Akyüz ve Mehmet Arif Akyüz Kararı 2021/23361 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2021/23361
Karar Tarihi 14.01.2025
Taraf Hasine Akyüz ve Mehmet Arif Akyüz
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Yaşam hakkı etkili soruşturma yükümlülüğünü kapsar.
Ceza yargılaması makul sürat ve özenle yürütülmelidir.
Aşırı gecikmeler yargılamanın etkililiğini doğrudan zedeler.
Devletin usul yükümlülüğü sonuç değil araç yükümlülüğüdür.

Bu karar, devletin yaşam hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerinin yalnızca bir soruşturma başlatmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda başlatılan ceza yargılamasının makul bir sürat ve özenle sonuçlandırılmasını da zorunlu kıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, soruşturmanın ilk aşamalarında gerekli tüm adımlar atılmış ve deliller toplanmış olsa dahi, temyiz aşamasında yaşanan dokuz yılı aşkın aşırı bir gecikmenin, tüm yargısal sürecin etkililiğini ortadan kaldırdığının altını çizmektedir. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine hükmedilen bu karar, yaşamını yitirenlerin aileleri için adaletin gecikmesinin, devletin en temel hakkı koruma yükümlülüğündeki açık bir başarısızlığına denk düştüğünü teyit etmektedir.

Benzer şekilde idari gözetim altındaki ölüm olaylarında bu karar, özellikle istinaf ve temyiz mercilerine, yapısal sorunların veya ağır iş yükünün makul süreyi aşan yargılamalara mazeret oluşturamayacağı yönünde güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği usul yükümlülüğü, kamuoyunun hukukun üstünlüğüne olan inancının korunmasını ve hukuka aykırı eylemlere karşı hiçbir şekilde kayıtsız kalınmadığının gösterilmesini talep eder. Uygulamada bu içtihat, yaşam hakkını ilgilendiren uyuşmazlıkların yargı sisteminde öncelikli olarak ele alınmasını ve mağdur yakınlarının adalet arayışının sonu gelmez kanun yolu incelemeleri arasında kaybolmamasını zorunlu kılmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Hasine Akyüz ve Mehmet Arif Akyüz, yakınları Y. A.'nın 2009 yılında Pozantı M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda çocuk tutuklu olarak bulunurken aynı koğuştaki başka bir tutuklu tarafından öldürülmesi üzerine Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Olayın ardından, ceza infaz kurumunda görevli infaz koruma memurları hakkında ihmalleri bulunduğu iddiasıyla görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açılmıştır. Yapılan yargılama ve bozma sonrası yeniden yargılama neticesinde memurların beraatine karar verilmiş olsa da, uyuşmazlığın temelini bu beraat kararına karşı yapılan ikinci temyiz incelemesinin Yargıtay önünde dokuz yılı aşkın süredir bir karara bağlanamaması oluşturmaktadır. Başvurucular, devletin yakınlarının yaşamını koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, ceza yargılamasının aşırı derecede uzadığını ve bu durumun soruşturmayı etkisiz kıldığını belirterek yaşam hakkı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu başvuruyu öncelikle Anayasa m. 17 kapsamında koruma altına alınan yaşam hakkının usul boyutu çerçevesinde değerlendirmiştir. Yerleşik içtihatlara göre, devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri, sadece kasten hayatın sona erdirilmesinden kaçınmayı değil, aynı zamanda yaşam hakkına yönelik ihlalleri durduracak ve cezalandıracak etkili bir yargısal sistem kurmayı da gerektirir. Özellikle devletin gözetimi altındayken meydana gelen şüpheli ölüm olaylarında, bu yükümlülük, sorumluların belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte etkili bir resmî soruşturma yürütülmesini zorunlu kılar.

Bir soruşturmanın etkili kabul edilebilmesi için soruşturma makamlarının derhâl ve resen harekete geçmesi, olayı aydınlatacak tüm delilleri toplaması ve ölenin yakınlarının meşru menfaatlerini koruyabilmeleri adına sürece katılımlarına olanak tanıması şarttır. Bu usul yükümlülüğünün en kritik unsurlarından biri de, yürütülen soruşturmanın ve devamında açılan kamu davasının makul bir özen ve süratle yürütülmesidir.

Anayasa Mahkemesi, etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olduğunu vurgular. Devletten her yargılamayı mutlak surette mahkûmiyetle sonuçlandırması beklenemez. Ancak kovuşturma evresine geçilmişse, bu aşamanın da hız ve özen bakımından Anayasa'nın gerekliliklerini karşılaması elzemdir. Yargılamalarda, özellikle temyiz aşamalarında yaşanan aşırı gecikmeler, adaletin tesisini engelleyerek tek başına soruşturmanın etkisizliğine yol açabilir. Bu tür ölçüsüz gecikmeler, toplumun hukukun üstünlüğüne olan inancını sarsma ve hukuka aykırı eylemlere karşı hoşgörü gösterildiği izlenimini yaratma tehlikesi barındırır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayın koşulları incelendiğinde, Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumunda gerçekleşen ölüm olayının hemen ardından soruşturma makamlarının gecikmeksizin resen harekete geçtiğini tespit etmiştir. Olay yerinde gerekli incelemeler yapılmış, şüpheli ve tanıkların beyanları alınmış, otopsi raporları temin edilmiş ve sorumluluğu bulunduğu düşünülen görevliler hakkında kısa sürede kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesindeki yargılama sürecinin de bir yıldan daha az bir sürede tamamlanması, olayın başlangıcında makul bir sürat ve özenin gösterildiğini işaret etmektedir.

Buna karşın, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, bilhassa kanun yolu incelemelerinde çok ciddi bir aksaklık tespit edilmiştir. Yargıtayın bozma kararı sonrasında yerel mahkemece 2015 yılında verilen ikinci beraat kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun, aradan dokuz yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen Yargıtay tarafından henüz sonuçlandırılamamış olması ağır bir eksikliktir. Mahkeme, başvuruya konu davanın karmaşık bir nitelik taşımadığını, sanık veya tanık sayısının yargılamayı zorlaştıracak boyutta olmadığını ve davanın uzamasında başvurucuların herhangi bir kusur veya ihmallerinin bulunmadığını altını çizerek vurgulamıştır.

Böylesi bir tabloda, dava dosyasının temyiz incelemesi sürecinde on beş yılı aşan toplam yargılama süresinin dokuz yıldan fazlasını hiçbir ilerleme olmaksızın hareketsiz geçirmesini haklı kılacak yasal veya fiilî bir gerekçe bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi, başlangıçta delillerin toplanması ve yargılamanın ilerlemesi bakımından etkili işleyen sürecin, temyiz aşamasında yaşanan bu ölçüsüz gecikme nedeniyle bütün etkililiğini yitirdiğini değerlendirmiştir. Yakınlarını kaybeden başvurucuların davanın hızla sonuçlandırılmasındaki meşru menfaatleri zedelenmiş ve kamuoyuna, hukuka aykırı eylemlere karşı kayıtsız kalındığı izlenimi verilmiştir. Dolayısıyla kovuşturma evresindeki bu aşırı gecikme, yargılamanın makul bir özen ve süratle yürütüldüğü tespitini imkânsız kılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ceza yargılamasının makul bir özen ve süratle yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Cezaevinde cinayete kurban giden yakınım için devletin sorumluluğu nedir? expand_more
Anayasa'nın 17. maddesi uyarınca devletin yaşam hakkını koruma kapsamındaki pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin kendi gözetimi altındayken meydana gelen şüpheli ölüm veya cinayet olaylarında görevi, yalnızca olayı engellemekle veya kasten hayatı sona erdirmekten kaçınmakla sınırlı değildir. Aynı zamanda sorumluları belirleyecek ve cezalandıracak düzeyde etkili bir resmî soruşturma yürütmesi anayasal bir zorunluluktur. Bu usul yükümlülüğü uyarınca, yetkili makamların derhâl harekete geçerek tüm delilleri toplaması ve başlatılan ceza yargılamasını makul bir sürat ve özenle sonuçlandırması gerekmektedir.
Davamız yıllardır Yargıtay'da bekliyor, bu durum hakkımızı ihlal etmez mi? expand_more
Kesinlikle ihlal eder; zira Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, yürütülen soruşturmanın ve davanın etkili kabul edilebilmesi için makul bir özen ve süratle tamamlanması şarttır. Olayın hemen ardından deliller toplanıp hızlıca dava açılmış ve ilk derece mahkemesi kararını vermiş olsa bile, kanun yolu (temyiz) incelemelerinde yaşanan ölçüsüz gecikmeler tüm yargısal sürecin etkililiğini ortadan kaldırmaktadır. Nitekim emsal kararda, on beş yılı aşan toplam yargılama süresinin dokuz yıldan fazlasının hiçbir ilerleme olmaksızın Yargıtay önünde hareketsiz geçirilmesi, doğrudan yaşam hakkının usul boyutunun ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Mahkemelerin iş yükü çok diyerek davayı uzatmaları hukuken geçerli bir mazeret mi? expand_more
Hayır, İstinaf ve Yargıtay gibi kanun yolu mercilerindeki yapısal sorunlar veya mahkemelerin ağır iş yükü, makul süreyi aşan yargılamalara karşı hukuken geçerli bir mazeret oluşturamaz. Anayasa Mahkemesi, davanın karmaşık olmadığı, sanık veya tanık sayısının süreci zorlaştırmadığı ve mağdur tarafın davanın uzamasında herhangi bir kusurunun bulunmadığı durumlarda bu tür gecikmeleri kabul etmemektedir. Yargılamalarda yaşanan aşırı gecikmeler, toplumun hukukun üstünlüğüne olan inancını sarsmakta ve devlete ait bir kusur olarak hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği izlenimini yaratmaktadır.
Sanıklar beraat etti ama dava çok uzadı, yine de Anayasa Mahkemesine gidebilir miyim? expand_more
Evet, başvurabilirsiniz. Anayasa Mahkemesi'ne göre devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü bir "sonuç yükümlülüğü" değil, uygun araçların kullanılması yönünde bir "araç yükümlülüğüdür"; yani her davanın mutlak surette mahkûmiyetle sonuçlanması gibi bir beklenti yoktur. Ancak, davanın sonucu beraat dahi olsa, yargılamanın kovuşturma ve bilhassa temyiz aşamalarında yaşanan aşırı ve gerekçesiz gecikmeler, adaletin tesisini engelleyerek tek başına soruşturmanın etkisizliğine yol açmaktadır. Yakınlarını kaybeden kişilerin, davanın hızla sonuçlandırılmasındaki meşru menfaatlerinin zedelenmesi ve yargılamanın makul bir süratle yürütülmemesi, yaşam hakkının usul boyutunun ihlali anlamına gelmektedir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir