Karar Bülteni
AYM Mehmet Altuntaş BN. 2019/37389
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2019/37389 |
| Karar Tarihi | 14.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Devam eden yargılama tek başına iltisak sayılamaz.
- Özel hayata müdahale somut olgularla desteklenmelidir.
- İdari işlemler ilgili ve yeterli gerekçe içermelidir.
- Mesleki hayata müdahale özel hayatı ihlal edebilir.
Bu karar, bir kişi hakkında devam eden ceza soruşturması veya kovuşturmasının bulunmasının, tek başına o kişinin terör örgütleriyle "irtibatlı veya iltisaklı" kabul edilmesi için yeterli olamayacağını ortaya koyması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. İdari makamların ve derece mahkemelerinin, kişilerin mesleki hayatlarını ve dolayısıyla özel hayatlarını doğrudan etkileyen ağır idari yaptırımları uygularken sadece şeklî şüphelere değil, somut eylem ve olgulara dayanmaları gerektiği vurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü hâl (OHAL) dönemi koşullarında dahi kamu makamlarının keyfîlikten uzak durarak işlemlerini ilgili ve ikna edici yeterli gerekçelerle temellendirmeleri gerektiğinin altını çizmiştir.
Benzer idari davalar ve güvenlik soruşturması/arşiv araştırması uyuşmazlıkları açısından bu karar güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. Uygulamada, beraat kararı alınan veya takipsizlikle sonuçlanan dosyaların dahi idari işlemlere olumsuz dayanak yapılması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Anayasa Mahkemesinin bu içtihadı, arabuluculuk gibi kamu hizmeti niteliğindeki mesleklere kabullerde idarenin takdir yetkisinin sınırsız olmadığını; irtibat ve iltisak kavramlarının içinin hukuka uygun, objektif ve denetlenebilir somut delillerle doldurulması gerektiğini net bir şekilde belirterek vatandaşların hukuki güvenliğini tahkim etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Mehmet Altuntaş, gerekli şartları taşıdığını belirterek arabulucular siciline kayıt olmak amacıyla Adalet Bakanlığına başvuruda bulunmuştur. Ancak Adalet Bakanlığı, başvurucunun terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olmama şartını taşımadığı gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir. Başvurucu, idari işlemin haksız ve dayanaksız olduğunu belirterek iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır.
İdare mahkemesi, başvurucu hakkında devam eden ceza yargılamaları ve soruşturmalar bulunduğunu gerekçe göstererek davayı reddetmiş, istinaf başvurusu da reddedilerek karar kesinleşmiştir. Başvurucu; gerçekte beraat ettiği ve takipsizlik kararı aldığı dosyaların mahkeme kararına hatalı yansıtıldığını, masumiyet karinesinin zedelendiğini, haksız yere arabuluculuk yapmasının engellenmesi sebebiyle maddi ve manevi zarara uğradığını ifade ederek idari işlem ve yargı kararları nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan anayasal kuralların başında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 20 ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı gelmektedir. Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatlarına göre, kişilerin mesleki hayatlarına yönelik müdahaleler, şayet bireyin sosyal çevresiyle ilişkilerini, itibarını ve mesleki faaliyetlerini ciddi şekilde olumsuz etkiliyor ve belirli bir ağırlık düzeyine ulaşıyorsa, özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilmektedir.
İşlemin tesis edildiği dönemde yürürlükte olan olağanüstü hâl rejimi nedeniyle, uyuşmazlık aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 15 kapsamında da incelenmiştir. Olağanüstü hâl dönemlerinde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulması veya sınırlandırılması mümkün olmakla birlikte, bu müdahalelerin "durumun gerektirdiği ölçüde" olması zorunludur. Özel hayata saygı hakkına yönelik müdahaleler OHAL döneminde mümkün olsa da yetkili makamların keyfîlikten uzak durması, bireylere usule ilişkin güvencelerin sağlanması ve işlemlerin somut olgularla desteklenmesi gerekmektedir.
Somut olayda uygulanan 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri çerçevesinde, kişilerin arabulucular siciline kayıt olabilmesi için terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olmamaları şartı aranmaktadır. Ancak idarenin ve mahkemelerin bu kuralı uygularken, "iltisak" ve "irtibat" kavramlarını somutlaştırarak bireyin hangi eyleminin bu kapsama girdiğini kanıtlaması şarttır. Yalnızca devam eden bir davanın varlığına dayanılarak ağır idari yaptırımların tesis edilmesi hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun arabulucular siciline kaydedilmemesi işlemini ve bu işleme karşı açılan iptal davasındaki yargısal süreci incelemiştir. Başvurucunun arabuluculuk faaliyetinde bulunmasının engellenmesinin mesleki faaliyetlerini aksattığı, sosyal ilişkilerini ve itibarını ciddi şekilde etkilediği gözetilerek uyuşmazlık, özel hayata saygı hakkı kapsamında ele alınmış; işlemin OHAL döneminde tesis edilmesi nedeniyle denetim Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 15 ölçütleri çerçevesinde yapılmıştır.
İdare ve yargı mercileri, başvurucunun arabulucular siciline kayıt talebinin reddedilmesini salt hakkında devam eden bir ceza yargılaması ve soruşturmalar bulunmasına dayandırmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin kararlarında başvurucunun terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı olduğunu gösteren somut bir eyleme, davranışa veya olguya yer verilmediğini tespit etmiştir. Bir kişinin yalnızca ceza davasında sanık olması veya soruşturmada şüpheli konumunda bulunması, birtakım şüpheler doğursa da bu durum başkaca somut olgularla desteklenmediği sürece ağır sonuçlar doğuran işlemler için tek başına geçerli bir idari gerekçe oluşturamaz.
Ayrıca Mahkeme, kararlarda yer verilen bazı dava ve soruşturmaların aslında beraat veya takipsizlik ile sonuçlandığını, dolayısıyla idarenin ve derece mahkemelerinin eksik inceleme yaptıklarını tespit etmiştir. "İrtibat" ve "iltisak" kavramlarının kapsamı belirlenirken kamusal makamlardan beklenen ikna edici nitelikte gerekçe ortaya koyma yükümlülüğüne uyulmadığı, sadece kovuşturma bulunmasının yeterli kabul edilmesinin idareye ve yargıya tanınan takdir yetkisinin sınırlarının aşılması anlamına geldiği belirtilmiştir. Bu durum, uygulanan tedbirin durumun gerektirdiği ölçüyü korumadığı ve keyfî olduğu sonucunu doğurmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.