Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Muzaffer Coşkun ve Diğerleri Kararı 2020/8869 B.

Anayasa Mahkemesi Muzaffer Coşkun ve Diğerleri Kararı 2020/8869 B.

Bu karar, idari ve adli yargı mercileri ile özellikle istinaf mahkemelerinin farklı daireleri arasındaki içtihat çelişkilerinin bireylerin temel hak ve özgürlüklerine doğrudan etkisini göstermesi bakımından son derece büyük bir öneme sahiptir. Hukuk devleti ilkesinin en asli unsurlarından biri, hukuki belirlilik ve yargısal kararların istikrarıdır. Anayasa Mahkemesi, aynı adliye içerisindeki farklı istinaf dairelerinin birebir aynı hukuki ve maddi olgulara dayanan uyuşmazlıklarda zıt sonuçlara ulaşmasını kendi başına bir ihlal nedeni saymamakla birlikte; mahkemenin bu farklılıktan ayrılma nedenlerini ikna edici, objektif ve tatmin edici bir gerekçeyle açıklamamasını açık bir anayasal ihlal olarak değerlendirmiştir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2020/8869
Karar Tarihi 13.03.2025
Taraf Muzaffer Coşkun ve Diğerleri
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Yargısal kararlarda tutarlılık ve öngörülebilirlik esastır.
  • gavel Çelişkili içtihatlar hukuk devleti ilkesini ciddi şekilde zedeler.
  • gavel Mahkemeler aynı olaylarda farklı karar veriyorsa bunu gerekçelendirmelidir.
  • gavel Sonuca etkili temel iddiaların kararda karşılanması zorunludur.
  • gavel Emsal kararların göz ardı edilmesi gerekçeli karar hakkını ihlal eder.

Bu karar, idari ve adli yargı mercileri ile özellikle istinaf mahkemelerinin farklı daireleri arasındaki içtihat çelişkilerinin bireylerin temel hak ve özgürlüklerine doğrudan etkisini göstermesi bakımından son derece büyük bir öneme sahiptir. Hukuk devleti ilkesinin en asli unsurlarından biri, hukuki belirlilik ve yargısal kararların istikrarıdır. Anayasa Mahkemesi, aynı adliye içerisindeki farklı istinaf dairelerinin birebir aynı hukuki ve maddi olgulara dayanan uyuşmazlıklarda zıt sonuçlara ulaşmasını kendi başına bir ihlal nedeni saymamakla birlikte; mahkemenin bu farklılıktan ayrılma nedenlerini ikna edici, objektif ve tatmin edici bir gerekçeyle açıklamamasını açık bir anayasal ihlal olarak değerlendirmiştir.

Benzer işçilik alacakları davaları ve emsal niteliğindeki tüm dosyalarda bu karar büyük bir etkiye sahip olacaktır. Özellikle toplu iş sözleşmelerinden doğan haklar ve iş akdinin askıya alınması gibi durumlarda, mahkemelerin yerleşik Yargıtay kararlarına veya diğer dairelerin emsal nitelikteki uygulamalarına aykırı kararlar tesis etmesi durumunda gerekçe gösterme yükümlülüğü çok daha katı bir şekilde aranacaktır. Uygulamada vatandaşların tesadüfen farklı dairelere düşen dosyalar nedeniyle haksızlığa uğramasını önleyecek olan bu karar, yargıya ve adalete olan güvenin sarsılmasını engellemeyi, mahkemelerin karar verirken yeknesaklığı sağlamasını ve çok daha şeffaf bir gerekçelendirme yapmasını zorunlu kılmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Türkiye Demiryolu Makinaları Sanayi Anonim Şirketi (TÜDEMSAŞ) bünyesinde işçi olarak uzun yıllar çalıştıktan sonra emekli olan başvurucular, emekli olurken kendilerine ödenen kıdem tazminatının eksik hesaplandığını iddia ederek eski işverenlerine karşı fark alacak davası açmıştır. Başvurucular, askere gitmeden önceki çalışma sürelerinin ve o dönem yürürlükte olan toplu iş sözleşmelerinden doğan haklarının kıdem tazminatı hesabına dâhil edilmediğini belirterek aradaki farkın kendilerine ödenmesini talep etmişlerdir. Yerel mahkeme işçileri haklı bularak fark tazminatının ödenmesine karar vermiştir. Ancak işverenin itirazı üzerine dosyayı inceleyen bölge adliye mahkemesi (istinaf) yerel mahkeme kararını bozarak davanın reddine hükmetmiştir. Aynı istinaf mahkemesinin diğer daireleri birebir aynı durumdaki işçileri haklı bulup tazminat verirken, başvurucuların dosyasını inceleyen dairenin farklı bir karar vererek davayı reddetmesi ve bu içtihat zıtlığını kararda açıklamaması işbu uyuşmazlığın temel konusunu oluşturmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkına ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.141 uyarınca mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olarak yazılması zorunluluğuna dayanmıştır. Gerekçeli karar hakkı, yargılama sürecinde tarafların ileri sürdüğü temel, esaslı ve davanın sonucuna etkili iddiaların yargı makamları tarafından incelendiğinin ve mahkemelerin ulaştıkları sonuçların mantıksal ve hukuki temellere dayandığının en önemli göstergesidir.

Hukuk devleti ilkesi, yargı organlarının aynı maddi veya hukuki olaylarla ilgili olarak birbiriyle çelişen, istikrarsız ve öngörülemez kararlar vermekten mümkün olduğunca kaçınmasını gerektirir. Elbette bağımsız mahkemelerin kendi aralarında bazı yorum farklılıkları olabilir; ancak bir yargı mercii, aynı veya çok benzer bir maddi olguyla ilgili olarak başka bir yargı merciinin vardığı sonuçtan farklı bir sonuca ulaşıyorsa, bunun dayanaklarını gerekçeli kararında titizlikle göstermek zorundadır. Aksi hâlde, aynı durumdaki kişilere farklı kararlar verilmesi hukuki güvenliği, eşitliği ve adalete olan inancı derinden zedeler.

Somut uyuşmazlığın temelini oluşturan iş hukuku prensipleri, 4857 sayılı İş Kanunu ve yürürlükteki toplu iş sözleşmeleri çerçevesinde şekillenmiştir. Yargıtay içtihatları doğrultusunda, muvazzaf askerlik sebebiyle çalışmaya ara verilmesinin iş sözleşmesinin şarta bağlı olarak askıya alınması sonucunu doğurduğu ve emeklilik hâlinde bu dönemlerin de hesaba katılarak tüm çalışma süresinin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması gerektiği ilkesi vurgulanmıştır. Yargı makamlarının, tarafların bu yöndeki güçlü itirazlarına ve sundukları emsal kararlara hiçbir açıklama getirmeden davayı reddetmesi, adil yargılanma hakkının temel kurallarının ihlali olarak değerlendirilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi somut olayı incelediğinde, başvurucuların kendi davalarıyla tamamen aynı nitelikte olan ve aynı işverene karşı açılan diğer davalarda, Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin 5., 6. ve 8. Hukuk Dairelerinin işçiler lehine kararlar vererek fark tazminatlarını onayladığını tespit etmiştir. Ancak başvuruculara ait on iki dosyanın aynı mahkemenin 9. Hukuk Dairesine düşmesi sebebiyle bu davaların aleyhe sonuçlandığı ve reddedildiği anlaşılmıştır. Başvurucular, aynı mahkeme içerisindeki bu açık çelişkiyi ve emsal kararları yargılama süresince net bir şekilde dile getirmelerine rağmen, istinaf mahkemesinin kararında bu farklılığın neden kaynaklandığına, diğer dairelerin kararlarından neden ve hangi hukuki veya maddi sebeplerle ayrılındığına dair hiçbir açıklamaya yer verilmemiştir.

Dahası, istinaf daireleri arasında oluşan bu derin içtihat farklılığı ve uyuşmazlık, ilerleyen süreçte Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kuruluna taşınmış ve konu Yargıtay'a intikal etmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı işçiler lehine karar veren diğer istinaf dairelerinin (5., 6. ve 8. daireler) görüşü doğrultusunda çözerek, askerlik nedeniyle işten ayrılmalarda önceki dönemlerin de kıdem tazminatı hesabına katılması gerektiğini kesin olarak karara bağlamıştır. Bu son durum, başvurucuların aleyhine karar veren istinaf dairesinin ulaştığı sonucun hakkaniyet ve adalet ilkeleriyle örtüşmediğini, iddiaların dikkate alınmadığını net bir şekilde ortaya koymuştur.

İstinaf mahkemesinin, aynı maddi ve hukuki olgulara dayanan, aynı işyerinde aynı koşullarda çalışmış kişiler hakkında, sadece dosya farklı bir daireye tevzi edildi diye tamamen zıt bir karar vermesi ve mahkemenin bu kararı verirken çelişkiyi izah edecek hiçbir makul gerekçe sunmaması, özenli ve adil bir inceleme yapılmadığını göstermektedir. Başvurucuların davanın sonucunu kökten değiştirebilecek ağırlıktaki bu iddiaları tamamen cevapsız bırakılmış ve hukuk sistemine duyulan güven ile hukuki güvenlik ilkesi ihlal edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucuların adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Askerlik öncesi çalıştığım süre kıdem tazminatına eklenir mi? expand_more
Yargıtay içtihatlarına göre, muvazzaf askerlik sebebiyle çalışmaya ara verilmesi iş sözleşmesinin askıya alınması sonucunu doğurur. Bu nedenle, emeklilik halinde önceki çalışma dönemlerinin de hesaba katılarak tüm çalışma süresinin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu yöndeki iddiaların ve sunulan emsal kararların yargı makamlarınca hiçbir açıklama getirilmeden reddedilmesini adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul etmektedir.
Arkadaşımla aynı davayı açtık ama mahkeme bana farklı karar verdi. Bu yasal mı? expand_more
Hukuk devleti ilkesi, mahkemelerin aynı maddi veya hukuki olaylarla ilgili çelişen, istikrarsız ve öngörülemez kararlar vermekten kaçınmasını gerektirir. Aynı işyerinde aynı koşullarda çalışmış kişilerin davalarının sırf farklı bir daireye düştüğü için zıt sonuçlanması ve mahkemenin bu çelişkiyi makul bir gerekçeyle açıklamaması, hukuki güvenlik ve eşitlik ilkelerini derinden zedeler. Bu durum adil yargılanma hakkı kapsamında ihlal nedenidir.
Mahkeme kararını reddetti ama nedenini hiç açıklamadı. Ne yapabilirim? expand_more
Anayasa'nın 141. maddesi uyarınca mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olarak yazılması anayasal bir zorunluluktur. Gerekçeli karar hakkı, davanın sonucuna etki edecek temel iddialarınızın yargı makamlarınca incelendiğinin ve kararın hukuki temellere dayandığının güvencesidir. İddialarınızın hiçbir açıklama yapılmadan tamamen cevapsız bırakılması adil yargılanma hakkınızın ihlali anlamına geleceğinden, bu durumu üst yargı yollarına ve Anayasa Mahkemesine taşıyabilirsiniz.
Emsal kararları mahkemeye sundum ama dikkate alınmadı. Hak ihlali var mı? expand_more
Evet, bu durum açık bir hak ihlali oluşturabilir. Bağımsız mahkemelerin kendi aralarında yorum farkları olabilse de, aynı maddi olguya ilişkin başka bir yargı merciinin vardığı sonuçtan ayrılınıyorsa, bunun dayanakları kararda titizlikle gösterilmek zorundadır. Sonuca etkili emsal kararların göz ardı edilmesi ve istinaf daireleri gibi aynı adliye içindeki çelişkilerin ikna edici şekilde açıklanmaması gerekçeli karar hakkını ihlal eder.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir