Karar Bülteni
AYM Maya Muattarhon Özyağcı BN. 2022/57577
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/57577 |
| Karar Tarihi | 19.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Velayet davalarında çocuğun üstün yararı gözetilmelidir.
- Mahkeme kararları ilgili ve yeterli gerekçe içermelidir.
- Uzman raporları gerekçesiz şekilde göz ardı edilemez.
- Aile hayatına saygı hakkı pozitif yükümlülükler gerektirir.
Bu karar, velayet uyuşmazlıklarında derece mahkemelerinin çocuğun üstün yararını temel alarak, dosyaya sunulan uzman raporlarını titizlikle değerlendirmesi gerektiğini anayasal bir zorunluluk olarak ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, velayetin değiştirilmesi taleplerinde yalnızca bir tarafın sunduğu tanık beyanlarına dayanarak, aleyhe olan resmî kurum kayıtlarının ve uzman raporlarının tatmin edici bir gerekçe sunulmadan göz ardı edilmesini aile hayatına saygı hakkı bağlamında hukuka aykırı bulmuştur. Ebeveyn yoksunluğunun çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimi üzerindeki etkilerinin somut delillerle incelenmesi, mahkemelerin asli görevi olarak tanımlanmıştır.
Benzer velayet davalarında bu emsal karar, istinaf ve temyiz mercilerinin yerel mahkeme kararlarını kaldırırken veya bozarken çok daha dikkatli, ilgili ve yeterli gerekçeler sunmaları gerektiği yönünde güçlü bir anayasal standart oluşturmaktadır. Uygulamada sıkça rastlanan, çocuk psikolojisini yansıtan sosyal inceleme raporlarının veya objektif kolluk tutanaklarının makul açıklama yapılmaksızın dışlanması pratiğine karşı önemli bir yargısal frendir. Hâkimlerin, mahkeme kararlarını oluştururken devletin aile hayatına saygı hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini gösterecek derecede şeffaf ve denetlenebilir bir gerekçe ağı kurmaları zorunlu hâle gelmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, 2016 yılında eski eşiyle anlaşmalı olarak boşanmış ve boşanma sürecinde hukuki zorluk çıkmaması amacıyla müşterek çocuğun velayetinin babaya verilmesini kendi rızasıyla kabul etmiştir. Ancak ilerleyen süreçte babanın, çocuğu ile aralarındaki şahsi ilişkiyi zedelediğini, görüşmelerini fiilen engellediğini, anneye karşı olumsuz yönlendirmelerde bulunarak çocuğu yabancılaştırdığını ve çocuğun anne bakımına muhtaç olduğunu belirterek 2019 yılında velayetin değiştirilmesi talebiyle dava açmıştır. Eski eş ise başvurucunun sırf iştirak nafakası ödememek kastıyla bu davayı açtığını, çocuğun bakımını tek başına üstlenemeyeceğini iddia ederek davanın reddedilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, detaylı uzman raporları ve kolluk tutanaklarına dayanarak çocuğun üstün yararı gereği velayeti anneye vermiş; ancak istinaf mahkemesi, sadece babanın tanıklarının beyanlarını esas alıp raporları görmezden gelerek yerel mahkemenin kararını kaldırmış ve davayı kesin olarak reddetmiştir. Başvurucu, bu karara karşı bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 20 (Özel Hayatın ve Aile Hayatının Gizliliği) ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 41 (Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları) hükümlerini temel almıştır.
Aile hayatına saygı hakkı, devletin yalnızca bu hakka keyfî olarak müdahale etmekten kaçınmasını değil, aynı zamanda aile yaşamına etkili bir biçimde saygının sağlanması için gerekli pozitif yükümlülükleri yerine getirmesini zorunlu kılmaktadır. Ebeveyn ile çocukların bir arada yaşama istekleri aile hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır ve boşanma ile bu bağ hukuken sona ermez. Yargı organları, ebeveyn ve çocuk arasındaki sevgi ilişkisinin sürdürülmesine yönelik her türlü tedbiri almakla yükümlüdür.
Bu tür velayet uyuşmazlıklarının çözümünde tüm makamların göz önünde bulundurması gereken temel kriter "çocuğun üstün yararı" ilkesidir. Çocuk üzerinde etki doğuracak bir karar alınırken, fiziksel ve ruhsal gelişime en uygun çözümün tercih edilmesi ve bunun çocuğun yararına olduğunun yeterli gerekçeyle açıklanması şarttır.
Derece mahkemeleri, kişisel ilişki ve velayete dair kuralları uygularken Anayasa'daki bu güvenceleri gözetmek zorundadır. Dosyaya sunulan uzman raporları, kolluk tutanakları ve tarafların mevcut durumları bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalı, çelişen deliller arasında tercih yapılırken mahkeme kararının dayanakları şeffaf ve yeterli bir gerekçeyle açıklanmalıdır. İstinaf mercilerinin, alt mahkeme kararını kaldırırken somut delilleri ve uzman görüşlerini gerekçesiz bırakması, devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlali sonucunu doğurmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı incelediğinde, ilk derece mahkemesinin yargılama sürecinde çocuğun fiilen kimin yanında kaldığının tespiti için kolluk araştırması yaptırdığını ve çocuğun mevcut durumu hakkında detaylı bir sosyal inceleme raporu aldırdığını tespit etmiştir. Dosyaya sunulan resmî belgelerde; velayet sahibi babanın Kıbrıs'ta yaşadığı, çocuğun Türkiye'de babaannesi ile birlikte kaldığı ve annenin öz çocuğunu ancak polis yardımıyla görebildiği tutanak altına alınmıştır. Ayrıca uzman raporunda, çocuğun her iki ebeveyninden de yoksun yaşamak zorunda bırakıldığı belirtilerek, anne sevgisine ve bakımına olan ihtiyacı vurgulanmış, velayetin anneye verilmesinin çocuğun üstün yararına hizmet edeceği açıkça ifade edilmiştir. Yerel mahkeme de bu somut delillere dayanarak velayetin değiştirilmesine karar vermiştir.
Buna karşılık istinaf incelemesini gerçekleştiren Bölge Adliye Mahkemesi, çocuğun babası ve babaannesi ile yaşadığını iddia ederek, yalnızca babanın gösterdiği tanıkların beyanlarını hükme esas almış ve davayı reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, istinaf merciinin bu kararını denetlerken eksik ve anayasal standartlardan uzak bir gerekçelendirme yapıldığını saptamıştır. Bölge Adliye Mahkemesinin, babanın yurt dışında yaşadığına ve annenin çocuğu görmekte engellerle karşılaştığına dair emniyet tutanaklarını hiçbir gerekçe göstermeden nasıl bertaraf ettiği anlaşılamamıştır. Dahası, annenin çocuğunu görmekte yaşadığı zorluklara ilişkin esaslı iddialar ve velayetin anneye verilmesinin çocuğun lehine olacağını ifade eden uzman raporu kararda tamamen cevapsız bırakılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, velayetin tespitinde sunulan uzman raporlarının, tarafların koşullarının ve çocuğun maruz kaldığı risklerin gözetilerek en uygun çözümün tercih edilmesi ve bunun yeterli bir gerekçeyle açıklanması gerektiğini hatırlatmıştır. İstinaf mahkemesinin kararındaki gerekçelerin ilgili ve yeterli olmaması, çocuğun üstün yararının gerçekleştirilmesi noktasında gereken anayasal özenin gösterilmediğini kanıtlamaktadır. Bu bağlamda, üst derece yargı mercilerinin aile hayatına saygı hakkının gerektirdiği pozitif yükümlülükleri yerine getirmediği kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve başvuruyu kabul etmiştir.