Anasayfa Karar Bülteni AYM | Süleyman Göktaş | BN. 2021/28297

Karar Bülteni

AYM Süleyman Göktaş BN. 2021/28297

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/28297
Karar Tarihi 20.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Vekille takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır.
  • Sürelerin başlangıcında vekile yapılan tebliğ tarihi esastır.
  • Yargılamada aşırı şekilcilik mahkemeye erişim hakkını ihlal eder.
  • Kesin sürelerin son günü resmî tatile denk gelirse süre uzar.

Bu karar, vekille temsil edilen uyuşmazlıklarda tebligatın asile değil vekile yapılmasının mutlak bir yasal zorunluluk olduğunu ve dava açma yahut şikâyet sürelerinin asile yapılan tebligata dayandırılamayacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır. İcra takiplerinde kıymet takdir raporu gibi doğrudan mülkiyetin devri sonucunu doğuracak, süreli ve hak düşürücü işlemlerin tebliğinde, vekilin e-tebligat (UETS) sistemi üzerinden işlemi öğrendiği tarih hukuken geçerli başlangıç anı olarak kabul edilmek zorundadır. Yerel mahkemelerin, yasal mevzuatı ve yerleşik içtihatları dar veya asilin aleyhine yorumlayarak vekilin temsil yetkisini fiilen işlevsiz hâle getirecek usul kararları vermesi, Anayasa ile güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkına doğrudan ve ölçüsüz bir müdahale niteliği taşımaktadır.

Uygulamada ve emsal teşkil etmesi bakımından bu karar, özellikle icra hukuk mahkemelerinin tebligat süreçlerinde ve kesin süre ihtarlarında sergilediği katı şekilci tutumların sınırlarını kesin olarak çizmektedir. Avukat aracılığıyla yürütülen işlemlerde hak arama hürriyetinin kısıtlanmaması gerektiği kuvvetle vurgulanırken, kesin sürelerin son gününün resmî tatile denk gelmesi durumunda sürenin takip eden ilk iş gününe uzayacağı yönündeki en temel usul hukuku kuralı da yeniden teyit edilmiştir. Yargı mercilerinin, kanunda açıkça yer alan usul kurallarını aşırı katı ve hatalı uygulayarak uyuşmazlığın esasına girilmesini büsbütün engellemesi, adil yargılanma hakkının temel bir ihlali olarak değerlendirilmiş olup benzer nitelikteki hatalı usul işlemlerine ve hak kayıplarına karşı meslektaşlar ile vatandaşlar için son derece önemli bir hukuki dayanak oluşturacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Üçüncü bir kişiden taşınmaz satın alan başvurucuya karşı, başka bir alacaklı tarafından muvazaaya dayalı tasarrufun iptali davası açılmıştır. Bu dava süreci devam ederken alacaklının talebiyle mahkeme tarafından taşınmaz üzerine ihtiyati haciz konulmuş ve ardından icra dairesi aracılığıyla taşınmazın satışına hazırlık olması amacıyla kıymet takdiri işlemi yapılmıştır. Hazırlanan kıymet takdir raporu, ilk aşamada başvurucunun eşine tebliğ edilmiştir. Ancak icra dairesi, başvurucunun tasarrufun iptali davasında bir vekil ile temsil edildiğini fark etmiş ve yasal zorunluluk gereği raporun ayrıca başvurucu vekiline Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) üzerinden elektronik ortamda tebliğ edilmesine karar vermiştir. Başvurucu, vekiline yapılan e-tebligat tarihini esas alarak icra hukuk mahkemesinde yasal süresi içinde kıymet takdirine itiraz davası açmıştır. Ancak yerel mahkeme, şikâyet süresinin hesaplanmasında vekile yapılan tebligatı göz ardı ederek eşe yapılan ilk tebligat tarihini baz almış ve davayı süre aşımından usulden reddetmiştir. Mahkeme ayrıca, tensip zaptı ile talep ettiği gider avansının kendisine verilen kesin süre içinde eksik yatırıldığını iddia ederek davanın reddine ek bir gerekçe oluşturmuş ve bu suretle taşınmazın rapora göre ihale yoluyla satış sürecinin önünü açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözümlerken adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı bağlamında, tebligat hukuku ve icra hukukunun asli prensiplerini detaylıca incelemiştir. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınmış olup, kişilerin iddia ve savunmalarını etkili bir biçimde yargı mercileri önüne taşıyabilmesini ifade eder. Bu hak, mahkemelerin usul kurallarını uygularken hakkın özünü zedeleyecek, yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmalarını emreder.

Somut uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken en temel yasal dayanak, 7201 sayılı Tebligat Kanunu m.11 hükmüdür. Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca, vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın doğrudan vekile yapılması zorunludur. Hukuk sistemimizde, kanun yollarına veya herhangi bir şikâyet merciine başvuru için öngörülen yasal süreler de asile yapılan hatalı tebliğlerle değil, vekile yapılan usulüne uygun tebliğ tarihi itibarıyla işlemeye başlamaktadır. Bu kural, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları ile de sabit olup vekilin müvekkilini hukuki yönden savunabilmesinin ön koşuludur.

İcra hukukuna özgü şikâyet mekanizmaları bağlamında ise uyuşmazlığın merkezinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.128/a düzenlemesi yer almaktadır. Madde metni, kıymet takdir raporunun tebliğinden itibaren ilgililerin yedi gün içinde icra mahkemesinde şikâyette bulunabileceklerini düzenler. Hak arama hürriyetinin ihlal edilmemesi için bu yedi günlük hak düşürücü sürenin de mutlak surette vekile yapılan yasal tebligat ile başlatılması gerekmektedir. Aynı zamanda, resmî tatil günlerine denk gelen yasal veya hâkim tarafından verilen kesin sürelerin, takip eden ilk iş günü mesai bitimine kadar uzayacağına ilişkin genel usul kuralı da mahkemeye erişim hakkının güvencesi olarak uyuşmazlıkların çözümünde dikkate alınması gereken emredici bir kuraldır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, icra hukuk mahkemesinin açılan şikâyet davasını usulden ve süre aşımından reddetmesini, Anayasa ile teminat altına alınan mahkemeye erişim hakkına yapılmış son derece ölçüsüz ve haksız bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Mahkemenin, başvurucunun bir avukat ile temsil edildiği resmiyet kazanmış bir icra takibi ve dava dosyasında, şikâyet süresini başvurucunun eşine yapılan tebligat tarihinden başlatması ağır bir hukuk hatası olarak tespit edilmiştir. İcra Dairesinin kendi hatasını fark ederek kıymet takdir raporunu UETS üzerinden usulüne uygun biçimde başvurucu vekiline tebliğ etmesine ve davanın da bizzat vekile yapılan elektronik tebligat tarihine göre yedi günlük yasal süresi içinde açılmış olmasına rağmen, yerel icra mahkemesi 7201 sayılı Kanun'un vekile tebligat zorunluluğuna ilişkin açık ve emredici kuralını dikkate almamıştır. Bu durum, hukuk devleti ilkesinin temelini oluşturan hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini ciddi şekilde zedelemiştir.

Mahkemenin şikâyetin reddine dayanak yaptığı ikinci gerekçe olan gider avansının ve keşif harcının süresinde yatırılmadığı iddiası da takvim ve usul kurallarıyla bağdaşmamaktadır. Dosya kapsamındaki elektronik tebligat mazbatası incelendiğinde, başvurucu vekiline gönderilen tensip zaptı e-tebligatının 16.04.2021 tarihinde bizzat vekil tarafından açılarak okunduğu anlaşılmıştır. Mahkeme tarafından verilen yedi günlük kesin sürenin son günü 23.04.2021 tarihine denk gelmiştir. Bu tarihin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla resmî tatil olması sebebiyle, sürenin yasa gereği ilk iş günü olan 26.04.2021 Pazartesi gününe uzadığı tartışmasızdır. Başvurucu, tam da bu tarihte mahkemenin talep ettiği 2.500 TL tutarındaki gider avansını mahkeme veznesine eksiksiz olarak yatırmıştır. Mahkemenin, resmi tatil kuralını gözetmeksizin avansın eksik ve süresinden sonra yatırıldığı şeklindeki yaklaşımı dayanaktan yoksun bulunmuştur. Üstelik mahkemece yatırılan meblağın hangi gerekçeyle "eksik" bulunduğuna dair hiçbir açıklama yapılmamış ve başvurucuya bu yönde bir tamamlama muhtırası da gönderilmemiştir.

Yerel icra mahkemesinin, kanunla açıkça öngörülmüş usul şartlarını tatbik ederken adaletin tecellisini engelleyecek derecede aşırı şekilci bir tutum sergilediği, emredici kanun hükümlerini açıkça hatalı ve mantığa aykırı yorumlayarak başvurucunun mülkiyetine doğrudan etki edecek olan davasının esasının incelenmesini engellediği saptanmıştır. Söz konusu katı yargısal yaklaşım, iddialarını sunmak isteyen başvurucuya telafisi imkansız aşırı bir külfet yüklemiş ve mahkemeye başvuru hakkını tamamen işlevsiz kılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, yerel mahkemenin usul kurallarını aşırı katı, hatalı ve öngörülemez şekilde uygulamasının Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönünde karar vererek, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve dosyanın esastan incelenerek yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: