Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/16205 E. 2019/5342 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/16205 |
| Karar No | 2019/5342 |
| Karar Tarihi | 12.03.2019 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Vakıf üniversitesi öğretim elemanları idari personellerdir.
- Öğretim görevlileri idari sözleşme ile çalışmaktadır.
- Vakıf üniversitesi uyuşmazlıklarında idari yargı görevlidir.
- Görev kuralları kamu düzenine ilişkindir.
Bu karar, vakıf üniversitelerinde çalışan akademik personelin statüsünü ve bu personelin kurumlarıyla yaşadıkları uyuşmazlıkların çözümünde hangi yargı kolunun görevli olduğunu net bir şekilde ortaya koyan çok önemli bir emsaldir. Karara göre, vakıf üniversitelerinde görev yapan öğretim elemanları ile üniversite arasındaki hukuki ilişki, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilebilecek basit bir özel hukuk iş sözleşmesi değil, tamamen idari bir sözleşmedir. Dolayısıyla, bu personelin mali ve özlük haklarına ilişkin uyuşmazlıklar ile işten ayrılma süreçlerinden doğan tazminat talepleri, doğrudan doğruya idare hukuku prensiplerine tabi olup, çözüm yeri adli yargı mahkemeleri değil, idari yargı mercileridir. İş mahkemelerinin bu tür uyuşmazlıklara bakma görevi kesinlikle bulunmamaktadır.
Emsal niteliğindeki bu karar, uygulamada vakıf üniversitesi çalışanlarının sıklıkla iş mahkemelerine başvurması şeklindeki yaygın ve hatalı pratiğin önüne geçmek açısından büyük bir pratik önem taşımaktadır. Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesi içtihatlarıyla istikrarlı bir biçimde sabit olduğu üzere, vakıf üniversitelerinin yerine getirdiği hizmetin sürekli ve düzenli bir kamu hizmeti olması dikkate alındığında, çalışanların mesleki güvencelerinin devlet üniversitelerindeki personelle aynı paralelde korunması anayasal bir hedeftir. Bu husus, avukatların ve akademisyenlerin hak arama süreçlerinde davanın en başından itibaren görevli mahkemeyi doğru belirlemelerini zorunlu kılmaktadır. Yanlış yargı kolunda açılan davaların uzun bir yargılama sürecinin ardından usulden reddedilmesi, hem zaman hem de ciddi bir ekonomik kayba yol açtığından, kararın hukukçulara sağladığı yol gösterici nitelik oldukça kritiktir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, uzun yıllar bir vakıf üniversitesinde görev yapan akademik personelin, çalışma koşulları ve uğradığı psikolojik baskı iddiaları ekseninde şekillenmiştir. Davacı öğretim görevlisi, davalı vakıf üniversitesinde 2001 yılından itibaren çeşitli idari ve akademik kadrolarda aralıksız olarak çalışmıştır. Ancak zaman içinde iş sürecinde kendisine hiçbir somut görev verilmemesi, sözleşme hükümlerine uyulmaması ve sistematik bir şekilde psikolojik baskı, diğer adıyla mobbing uygulanması nedeniyle dayanılmaz bir sürece girmiştir. Bu haksız uygulamalar neticesinde davacı, 16.03.2015 tarihinde iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini yazılı bir dilekçeyle bildirerek işten ayrılmıştır.
Bunun üzerine davacı taraf, uzun yıllara dayanan emeğinin karşılığı olarak ödenmediğini iddia ettiği kıdem tazminatı ile hiç kullanmadığı yıllık izin ücretlerinin faiziyle tahsili amacıyla iş mahkemesinde alacak davası açmıştır. Davalı vakıf üniversitesi ise bu iddiaları kesin bir dille reddederek davacının kendi isteğiyle istifa ettiğini, çalışma koşullarında aleyhe herhangi bir değişiklik yapılmadığını, iş sözleşmesinin haklı bir sebep olmaksızın feshedildiğini ve mobbing iddialarının tamamen asılsız olduğunu savunarak davanın esastan reddini talep etmiştir. Temel uyuşmazlık, davacının bahsi geçen tazminatlara hak kazanıp kazanmadığı gibi görünse de, hukuki boyutta davanın iş mahkemesinde görülüp görülemeyeceği, yani yargı yolu sorunu merkeze oturmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki normlar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yükseköğretim mevzuatı çerçevesinde şekillenmektedir. Anayasa'nın 130. ve 131. maddeleri uyarınca vakıf üniversiteleri, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasada belirtilen hükümlere sıkı sıkıya tabidir. Bu anayasal ilke, öğretim elemanlarının statüsünün belirlenmesinde temel taşı oluşturmaktadır.
Öğretim elemanlarının görev ve sorumlulukları ile nitelikleri, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamında detaylı biçimde düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un Ek 2. maddesi ve Ek 5. maddesi çerçevesinde, vakıf yükseköğretim kurumlarının kamu tüzel kişiliğine sahip olduğu, yöneticilerin ve akademik personelin atanmasının, mütevelli heyetinin kararı ve Yükseköğretim Kurulunun onayı gibi belirli idari prosedürlere bağlandığı vurgulanmaktadır.
Uyuşmazlık Mahkemesi ve Danıştay kararlarına göre, vakıf üniversitelerinde çalışan öğretim elemanları, yürüttükleri hizmetin sürekli ve düzenli nitelikte bir kamu hizmeti olması sebebiyle idare hukuku kapsamında tam anlamıyla "kamu personeli" statüsünde değerlendirilmektedir. Bu personelin iş sözleşmelerinin feshine ilişkin üniversite işlemi bir idari işlem kabul edildiğinden, ortaya çıkan ihbar, kıdem ve kötü niyet tazminatı gibi mali talepli tam yargı davalarının çözüm yeri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca açıkça idari yargı olarak belirlenmiştir. Her ne kadar Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği'nde özlük hakları bakımından 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerinin uygulanacağı yönünde bir ifade bulunsa da, yargı görevi ancak ve ancak açık yasa kurallarıyla düzenlenebileceğinden, yönetmelik hükümlerinin görevli yargı kolunu değiştirmesi hukuken mümkün değildir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin esasa girerek tazminat taleplerinin kabulü yönünde verdiği kararı, adli yargı yolunun görevli olup olmadığı ekseninde son derece titiz ve detaylı bir şekilde incelemiştir. Dosya kapsamındaki belgelere, kurum içi atama kararlarına ve taraf beyanlarına göre, davacının davalı vakıf üniversitesinde öğretim görevlisi kadrosunda akademik personel olarak görev yaptığı tartışmasız bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yüksek Mahkeme, uyuşmazlığın temelinde yer alan ve kamu düzenini ilgilendiren yargı yolu sorununa öncelikli olarak temas etmiştir. Kararda, vakıf üniversitelerinde çalışan akademik personelin standart bir hizmet akdiyle değil, idari nitelikteki sözleşmelerle istihdam edildiği tespiti yapılmıştır. Anayasa'nın amir hükümleri ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu gereğince, bu personelin devlet üniversitesinde görev yapan meslektaşlarıyla aynı akademik, idari ve mesleki güvencelere sahip olmaları gerektiği önemle vurgulanmıştır. Aynı yükseköğretim kamu hizmetini yürüten öğretim elemanları arasında sadece istihdam edildikleri üniversite tipine bakılarak mesleki güvenceler bakımından kamu hukuku veya özel hukuk şeklinde bir ayrım yapılmasının anayasal eşitlik ve güvence ilkelerine aykırı düşeceği açıkça ifade edilmiştir.
Yerel mahkeme tarafından, davacının iş sözleşmesinin tabi olduğu asıl hukuki statü göz ardı edilerek, davanın salt İş Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi ve iş mahkemesi sıfatıyla esastan karara bağlanması usul kurallarına büyük bir aykırılık oluşturmuştur. Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin temelinin idari bir sözleşmeye dayanması sebebiyle, talep edilen tazminat ve işçilik alacaklarına dair tam yargı niteliğindeki davanın mutlak surette idari yargı mercilerinde görülmesi gerekmektedir. Yargı yolu ve görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gereken mutlak usul kurallarıdır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, idari yargının görevli olduğu bir uyuşmazlıkta adli yargı merciinin esasa girerek hüküm kurmasının hatalı olduğuna, 6100 sayılı HMK'nın 114 ve 115. maddeleri uyarınca yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddedilmesi gerektiğine hükmederek yerel mahkeme kararını bozmuştur.