Karar Bülteni
AYM Akif Kuvet ve Mehmet Ünlükahraman BN. 2020/14786
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/14786 |
| Karar Tarihi | 17.09.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Uzun süren ihtiyati tedbir mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Mülkiyet hakkını sınırlandıran tedbirler makul süreyi aşmamalıdır.
- Tedbirin uzaması mülk sahibine orantısız külfet yükler.
- Ölçülülük ilkesi gereği tedbirin süresi orantılı olmalıdır.
Bu karar, adli ve idari yargı süreçlerinde sıklıkla karşılaşılan uzun süreli ihtiyati tedbir kararlarının mülkiyet hakkı bağlamında anayasal sınırlarını netleştirmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Mahkemelerin uyuşmazlığın esasını çözerken uyguladıkları geçici hukuki koruma önlemlerinden olan ihtiyati tedbirin, davanın uzaması nedeniyle yıllarca devam etmesi, maliklerin taşınmazları üzerindeki tasarruf yetkilerini belirsiz bir süreyle kısıtlamaktadır. Anayasa Mahkemesi bu kararında, on bir yılı aşkın süren bir ihtiyati tedbirin mülkiyet hakkına yönelik ölçüsüz bir müdahale oluşturduğunu ve başvurucular üzerinde orantısız bir ağır külfet yarattığını açıkça tespit etmiştir. Bu durum, mülkiyet hakkının yalnızca kâğıt üzerinde hukuki bir statü olarak değil, uygulamada eylemli olarak kullanılabilmesi gerektiği ilkesini pekiştirmektedir.
Öte yandan, kararın emsal etkisi, uzun süren yargılamalarda uygulanan tedbir kararlarının periyodik olarak gözden geçirilmesi yükümlülüğünü mahkemelere hatırlatmasıdır. Geçici hukuki koruma önlemlerinin davanın süresiyle orantısız şekilde uzaması, geçici bir koruma aracı olmaktan çıkıp kalıcı bir hak mahrumiyetine dönüşebilmektedir. Uygulamada, özellikle tasarrufun iptali davalarında konulan tedbirlerin makul süreyi aşması hâlinde, maliklerin mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuru yoluna gitme imkânı bu ihlal kararıyla daha da belirginleşmiştir. Karar, derece mahkemelerinin ihtiyati tedbir uygularken kamu yararı ile bireyin hakkı ve menfaat dengesini sürekli olarak gözetmeleri gerektiğini bir kez daha vurgulamaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Büyükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğü, başvurucuların da aralarında bulunduğu davalılar aleyhine alacağının tahsilini sağlamak amacıyla Kilis 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde tasarrufun iptali davası açmıştır. Bu dava kapsamında, taşınmazların üçüncü kişilere devrinin ve temlikinin önlenmesi maksadıyla 12 Mart 2012 tarihinde söz konusu taşınmazlar üzerine geçici hukuki koruma önlemi olarak ihtiyati tedbir konulmuştur. Davanın devam ettiği süreçte başvurucular, taşınmazları üzerindeki ihtiyati tedbir kararının çok uzun süre devam etmesinin mülkiyet haklarını, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamamasının ise adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini belirterek hak arayışına girmiş ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Yargılama sürecinde asıl borcun ödenmiş olması nedeniyle dava konusuz kalmış ve on bir yılı aşkın süre boyunca uygulanan ihtiyati tedbir kararı ancak 21 Eylül 2023 tarihinde kaldırılarak nihai mahkeme kararı kesinleşmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yönelik şikâyetleri incelerken özellikle tedbirin kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ilkelerine uygun olup olmadığını değerlendirmektedir. Somut uyuşmazlığın temelinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin niteliği yatmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, ihtiyati tedbir gibi mülkiyet hakkını sınırlandıran geçici müdahalelerin Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ilkelerine tam uyum sağlaması zorunludur. Mülkiyet hakkını sınırlandıran bir ihtiyati tedbir kararının uygulanmasının hukuka uygun kabul edilebilmesi için, alınan bu geçici hukuki koruma önleminin kapsamı ve süresi itibarıyla orantılı olarak tatbik edilmesi gerekmektedir.
Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, hukuki bir ihtilafın çözümü aşamasında uygulanan tedbir kararının makul olmayan bir süre boyunca devam etmesi, mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin kullanılmasının belirsiz olacak şekilde ötelenmesi anlamına gelmektedir. Bu durum, mülk sahibine aşırı ve orantısız bir külfet yüklemekte olup ölçülülük ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Mülkiyet hakkının sınırlandırılmasında kamu yararı ile bireyin hakkı arasında adil bir dengenin kurulması şarttır.
Öte yandan, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin iddiaların incelenmesinde ise, 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ve bu kanunda 7445 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler devreye girmektedir. Bu düzenlemeler uyarınca, 9 Mart 2023 tarihi itibarıyla derdest olan makul sürede yargılanma şikâyetlerine ilişkin başvurularda, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılan başvuruların bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereğince incelenmesi mümkün değildir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut başvuruda öncelikle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyeti ele almıştır. Dosya kapsamında elde edilen verilere göre, Kilis 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 12 Mart 2012 tarihinde başvuruculara ait taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulmuş, borcun ödenmesi nedeniyle davanın konusuz kalmasının ardından bu tedbir kararı ancak 21 Eylül 2023 tarihinde mahkemece kaldırılabilmiştir. Anayasa Mahkemesi, yaklaşık on bir yılı aşkın bir süre boyunca kesintisiz olarak devam eden bu ihtiyati tedbirin, başvurucuların mülkiyet hakkını kullanmasını belirsiz ve katlanılamaz derecede uzun bir süre engellediğini saptamıştır. Süresi itibarıyla orantılı olmadığı açıkça anlaşılan bu idari ve adli tedbir uygulamasının, başvuruculara katlanılması güç, aşırı ve orantısız bir külfet yüklediği kanaatine varılmıştır. Mahkeme, mülkiyet hakkının özüne dokunan bu orantısız sınırlandırma karşısında ölçülülük ilkesinin açıkça ihlal edildiğini tespit etmiştir. Giderim açısından ise mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılan tedbirin uzun sürmesine ilişkin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir yarar görülmemiş, başvurucuların ayrıca tazminat talebinde bulunmaması sebebiyle ihlalin tespiti ile yetinilmesine hükmedilmiştir.
İkinci olarak, yargılamanın uzun sürmesinden kaynaklanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, güncel yasal düzenlemeler ışığında, 9 Mart 2023 tarihi itibarıyla derdest olan makul süre şikâyetlerinde öncelikle Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru yapılması gerektiğine dikkat çekmiştir. Başvurucuların bu tüketilmesi zorunlu hukuki yola başvurmadan doğrudan Anayasa Mahkemesine gelmeleri nedeniyle bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi ihlal edilmiştir. Bu itibarla makul süre şikâyetleri yönünden başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna hükmedilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, ihtiyati tedbirin makul süreyi aşması sebebiyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.