Karar Bülteni
AYM Elif Çınar ve Diğerleri BN. 2020/22950
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/22950 |
| Karar Tarihi | 17.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Uzun süreli kullanım ekonomik menfaat teşkil eder.
- İdare eylemsiz kalarak mülkiyet hakkını ihlal edemez.
- İmar affı başvurusu mülkiyet hakkı kapsamında korunur.
- Şuyulandırma ile yıkılan yapıya bedel ödenmelidir.
Bu karar hukuken, imar mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş olsa dahi idarenin uzun süre göz yumduğu, vergisini aldığı ve altyapı hizmetlerinden yararlandırdığı yapıların kentsel dönüşüm uygulamaları kapsamında yıkılması hâlinde mülkiyet hakkı şemsiyesi altında korunduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, idarenin fiilî duruma zımnen rıza göstermesinin ardından yalnızca enkaz bedeli ödeyerek yapıları bedelsiz bırakmasını hukuka ve hakkaniyete aykırı bulmuştur. İmar affı müracaatı bulunan ve on yıllar boyunca yıkılmayan yapıların kişilere sağladığı ekonomik menfaatin bir mülk teşkil ettiği, böylece güçlü bir anayasal güvenceye kavuşturulduğu tescillenmiştir.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi son derece büyüktür. Karar, kentsel dönüşüm ve imar süreçlerinde idarenin salt ruhsatsız yapı veya gecekondu nitelendirmesine sığınarak vatandaşların barınma amacıyla inşa ettikleri ve uzun süre kullandıkları yapılara bedelsiz el koymasını kesin bir dille engellemektedir. İdarelerin geçmişteki edilgen ve suskun tutumlarının ağır mali sonuçlarına vatandaşın tek başına katlanması artık yargısal olarak kabul görmemektedir. Bundan sonraki benzer uyuşmazlıklarda idare mahkemelerinin, yapıların sadece hukuki statüsüne değil, fiilî kullanım geçmişine, idarenin suskunluğuna ve emlak vergisi tahsili gibi eylemlerine de bütüncül olarak bakması zorunlu hâle gelmiştir. Bu durum, idari işlemlerden kaynaklanan mülkiyet hakkı ihlallerini önlemede çok güçlü, yol gösterici ve caydırıcı bir yargısal kalkan oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, Ankara Altındağ Belediye Başkanlığına karşı dava açmıştır. Uyuşmazlığın temelinde, başvurucuların hisseli tapuya sahip oldukları arazi üzerine yıllar önce inşa ettikleri ve konut olarak kullandıkları yapıların kentsel dönüşüm ve imar uygulamaları kapsamında yıkılması yatmaktadır. İdare, söz konusu yapıların ruhsatsız olduğunu ileri sürerek, imar affı başvuruları bulunmasına ve geçmişten bugüne emlak vergilerinin düzenli olarak ödenmesine rağmen, yapıların gerçek bedeli yerine yalnızca cüzi bir enkaz bedeli ödemiştir. Dahası, yapılan şuyulandırma ve imar uygulaması sonucunda başvurucuların arazideki yasal hisseleri başka parsellere kaydırılmış, kendi yapıları ise Belediyeye ait parsel üzerinde bırakılarak kamulaştırma dahi yapılmaksızın yıkılmıştır.
Bu haksız uygulamanın ardından başvurucular, kamulaştırmasız el atılarak yıkılan yapılarının gerçek bedelinin, yıpranma payı ve rayiç değerler dikkate alınarak yasal faiziyle birlikte taraflarına ödenmesini talep etmişlerdir. Açılan tam yargı davalarının idare mahkemeleri tarafından hukuka aykırı gerekçelerle reddedilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi ve idari yargı içtihatlarına göre, kentsel dönüşüm uygulamalarında yapı bedellerinin belirlenmesi çeşitli yasal düzenlemelere tabidir. Uyuşmazlığın hukuki zeminini oluşturan 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler Hakkında Kanun, imar mevzuatına aykırı yapılara ilişkin af ve tapu tahsis süreçlerini düzenlemektedir. Bu kanun kapsamında imar affından yararlanmak üzere müracaat edilen yapıların salt ruhsatsız veya kaçak olarak değerlendirilip hukuk sisteminde yok sayılması olanaklı değildir.
Kamulaştırma süreçlerini düzenleyen 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu m.11 uyarınca, binaların kamulaştırma değer tespiti yapılırken resmî birim fiyatları, yapı maliyet hesapları ve yıpranma payı esas alınmalıdır. Aynı Kanun'un 19. maddesi, başkası adına tapulu veya sahipsiz yerlerde bulunan binaların asgari levazım bedelinin zilyedine ödeneceğini açıkça kurala bağlamıştır.
Diğer yandan, idarenin yıkım işlemlerine dayanak kıldığı 775 sayılı Gecekondu Kanunu m.18, izinsiz yapıların yıkımını öngörmekle birlikte, aynı Kanun'un 2. maddesi gecekondu kavramını, kendisine ait olmayan arazi üzerine sahibinin rızası olmaksızın yasa dışı yapılan yapılar olarak tanımlamaktadır. Kendi tapulu hissesi üzerine inşa edilen ve imar affı başvurusu bulunan yapıların bu dar kapsama sokulması yasal tanıma terstir.
Ayrıca, 5393 sayılı Belediye Kanunu m.73 çerçevesinde yürütülen kentsel dönüşüm uygulamalarında, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında adil bir denge kurulması anayasal bir zorunluluktur. İdarenin uzun yıllar ses çıkarmadığı, vergi tahsil ettiği yapılara yönelik aniden yıkım kararı alarak ekonomik değeri sıfırlaması, yerleşik mülkiyet hakkı içtihatlarına aykırılık teşkil etmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlıkta idari makamların ve derece mahkemelerinin yaklaşımını mülkiyet hakkının anayasal güvenceleri ışığında detaylıca incelemiştir. Yapılan inceleme neticesinde, başvurucuların hissedarı olduğu taşınmazı da kapsayan Altındağ Kentsel Dönüşüm Projesi çerçevesinde uygulanan parselasyon planı sonucunda, başvurucuların hisselerinin başka adalara şuyulandırıldığı, yapıların bulunduğu parselin ise doğrudan belediyeye tahsis edildiği saptanmıştır.
Belediye, kamulaştırma yolunu tercih etmeyerek, şuyulandırma işlemi yoluyla mülkiyete konu yapıları kendi arazisi üzerinde bırakmış ve bu gerekçeye dayanarak yapıların yıkımını gerçekleştirmiştir. Yıkılan yapılar için kamulaştırma bedeli veya gerçek yapı bedeli ödenmesi gerekirken, piyasa gerçeklerinin çok altında kalan cüzi bir enkaz bedeli hesaplanmıştır. Anayasa Mahkemesi, söz konusu yapıların 1980'li yıllarda inşa edildiğini, yasal süresi içinde imar affı müracaatlarının yapıldığını ve uzun yıllar emlak vergilerinin idareye ödendiğini saptamıştır. Kamu makamları, yirmi yılı aşkın bir süre boyunca söz konusu yapıların varlığına zımnen rıza göstermiş ve edilgen bir tutum sergilemiştir.
İlk derece mahkemesi kararında, idarenin bu edilgen tutumu ve uzun süreli kullanımdan doğan zımni kabulü dikkate alınmamıştır. Sadece yapıların ruhsatsız olduğu olgusundan hareket eden derece mahkemeleri, idarenin kendi lehine yarattığı haksız zenginleşmeyi görmezden gelmiştir. İdarenin uzun süre hareketsiz kalması ve ardından kentsel dönüşüm projesiyle malikleri mağdur edecek şekilde bedelsiz yıkım yapması, mülkiyet hakkının özüne dokunan ağır bir müdahaledir. Bu tek taraflı idari tutum, mülkiyet hakkı sahibine şahsi, olağan dışı ve katlanılamaz aşırı bir külfet yüklemiş, kamu yararı ile bireyin temel mülkiyet hakkı arasında bulunması gereken adil dengeyi başvurucular aleyhine tamamen bozmuştur. İdarenin elde ettiği menfaat karşısında vatandaşın tüm zarara katlanması hukuken kabul edilemez bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yapı bedelinin ödenmemesi ve yalnızca cüzi bir enkaz bedeli verilerek başvuruculara aşırı külfet yüklenmesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.