Karar Bülteni
AYM Emrah Akça BN. 2021/31504
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/31504 |
| Karar Tarihi | 17.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahkemeye erişim hakkı keyfî kurallarla engellenemez.
- Kanun yollarında öngörülebilir yargısal yorum yapılması zorunludur.
- Süresinde yapılan şikâyetin usulden reddedilmesi hak ihlalidir.
- Hak arama hürriyeti demokratik hukuk devletinin teminatıdır.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında tutulan mahpusların temel hak ve özgürlüklerinin korunması bağlamında idari kararlara karşı yargı yoluna başvurma hakkının etkinliğini teminat altına alması açısından büyük bir öneme sahiptir. Hukuken, süresi içinde usulüne uygun olarak yapılmış bir şikâyet başvurusunun, yargı merciinin hatalı ve öngörülemez bir yorumuyla süreden ret kararına konu edilmesi, adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkının açık bir ihlali olarak kabul edilmiştir. Mahkemelerin usul kurallarını uygularken aşırı şekilci yaklaşımlardan kaçınması ve hakkın özüne zarar verecek kısıtlayıcı yorumlardan uzak durması gerektiği net bir biçimde bir kez daha vurgulanmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar infaz hâkimlikleri ve diğer derece mahkemeleri için usul kurallarının katı ve keyfî yorumlanmasına karşı kesin bir uyarı niteliğindedir. Uygulamadaki önemi, mahpusların yargısal denetim mekanizmalarını işletme haklarının kâğıt üzerinde kalmaması, bilakis fiilen ve etkin bir şekilde kullanılabilmesinin sağlanmasıdır. Anayasa Mahkemesi, kanunilik unsurunun sadece kanunun salt varlığını değil, aynı zamanda kanun metninin ve uygulanmasının bireyler açısından öngörülebilir olmasını gerektirdiğini belirterek, usule ilişkin engellerin hakkın özünü zedeleyecek boyuta ulaşmasını yasaklamıştır. Bu yönüyle karar, adil yargılanma güvencelerinin uygulamadaki yansımalarını güçlendirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, ceza infaz kurumunda tutuklu bulunan bir mahpusun, üniversite eğitimine devam edebilmek amacıyla idareden bilgisayar ve internet kullanma talebinde bulunmasıyla başlamıştır. Tutuklunun bu eğitim talebi, ceza infaz kurumu idaresi tarafından güvenlik riskleri, altyapı yetersizliği ve eğitimin uzaktan olması gibi çeşitli gerekçelerle reddedilmiştir. Başvurucu, idarenin bu ret kararına karşı yasal süresi olan on beş gün içinde infaz hâkimliğine usulüne uygun olarak şikâyet başvurusunda bulunmuştur. Ancak infaz hâkimliği, uzun bir süre bu şikâyet hakkında herhangi bir karar vermemiştir. Başvurucunun durumun akıbetini sormak için aylar sonra yazdığı yeni bir hatırlatıcı dilekçeyi ise ilk şikâyet dilekçesi gibi değerlendirmiştir. Sonuç olarak mahkeme, şikâyetin yasal süresi içinde yapılmadığı gerekçesiyle talebi usulden reddetmiştir. Başvurucu ise şikâyetini yasal süresinde yaptığını, mahkemenin öngörülemez bir şekilde dilekçesini reddederek eğitim ve hak arama özgürlüğünü engellediğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bunun ayrılmaz bir temel parçası olan mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde geniş bir değerlendirme yapmıştır. Mahkemeye erişim hakkı, kişilerin uyuşmazlıklarını bir yargı merci önüne taşıyabilme ve uyuşmazlığın esası hakkında adil bir karar verilmesini isteyebilme hakkını ifade etmektedir. Bu hakkın sınırlandırılması kural olarak mümkün olsa da, sınırlandırmanın kanuni bir dayanağının bulunması şarttır.
Müdahaleye konu somut olayda uygulanan temel kanun, 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'dur. Bu kanunun 5. maddesi, ceza infaz kurumu işlem veya faaliyetlerinin öğrenildiği tarihten itibaren on beş gün içinde ilgililerin infaz hâkimliğine şikâyet yoluyla başvurabileceklerini emretmektedir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, temel hak ve özgürlüklere yapılacak müdahalelerin kanunla düzenlenmesi, hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir. Ancak sadece bir kanunun varlığı mahkemeye erişim hakkı için yeterli değildir; kanun metninin ve uygulamasının, bireylerin davranışlarının sonuçlarını önceden görebilecekleri kadar hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik taşıması zorunludur. Mahkemeye erişim hakkına yönelik her türlü sınırlama mutlaka kanuna dayanmalı, meşru bir amacı olmalı ve ölçülülük ilkesine tam anlamıyla uygun olmalıdır.
Yargı mercilerinin, usul kurallarını uygularken hakkın özünü zedeleyecek kadar katı ve aşırı şekilci yorumlardan kaçınması gerektiği doktrinde ve yargısal içtihatlarda sıklıkla vurgulanmaktadır. Müdahaleye imkân tanıyan kanun hükümlerinin yargıçlar tarafından açıkça hatalı yorumlanması veya yanlış uygulanması hâlinde, tesis edilen işlemin kanunilik temelinden yoksun olduğu kabul edilmektedir. Bu bağlamda, usul kurallarının tarafların mahkemeye erişimini imkânsız kılacak veya hakkın kullanımını aşırı derecede zorlaştıracak şekilde dar yorumlanması, adil yargılanma hakkının açık bir ihlali niteliğini taşır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçülülük ve kanunilik ilkeleri çerçevesinde adil olup olmadığını kapsamlı ve detaylı bir şekilde incelemiştir. Dosya kapsamındaki resmi belgelere göre, ceza infaz kurumu idaresi ve idare ve gözlem kurulu başkanlığının ret kararı 28 Kasım 2019 tarihinde verilmiş ve aynı gün tutuklu bulunan başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, kendisine tebliğ edilen bu karara karşı kanuni hakkını kullanarak 9 Aralık 2019 tarihinde, yani yasada öngörülen on beş günlük kanuni süre içerisinde infaz hâkimliğine şikâyet dilekçesini usulüne uygun biçimde sunmuştur.
Ancak infaz hâkimliği, başvurucunun süresinde yaptığı bu şikâyet başvurusunu makul bir sürede incelememiş ve karara bağlamamıştır. Başvurucunun, uzun süre şikâyetinin incelenmediğini fark ederek sürecin akıbetini sormak maksadıyla aylar sonra, 29 Mart 2021 tarihinde yazdığı hatırlatıcı nitelikteki yeni dilekçesi, mahkeme tarafından yanılgılı bir şekilde davanın asıl şikâyet başvurusu olarak kabul edilmiştir. Mahkeme, 2021 yılında verilen bu yeni dilekçeyi esas alarak, 2019 yılındaki idari karara karşı yapılan itirazın on beş günlük yasal süreden çok sonra yapıldığına kanaat getirmiş ve davanın esasına girmeksizin talebi usulden reddetmiştir.
Yüksek Mahkeme, infaz hâkimliğinin sergilediği bu yaklaşımın öngörülemez olduğunu ve hukuki belirlilik ilkesine tamamen aykırı düştüğünü tespit etmiştir. Başvurucunun yasal süresi içinde başvurusunu yapmış olmasına rağmen, mahkemenin bizzat kendi gecikmesinden kaynaklanan durumu başvurucu aleyhine yorumlaması ve şikâyetin esasını incelemekten kaçınması, usul kurallarının son derece keyfî bir şekilde uygulanması anlamına gelmektedir. Bu durum, uygulanması gereken yasal hükümlerin yorumunda açık bir hataya neden olmuş ve mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyi kanuni dayanaktan yoksun bırakmıştır. Yargı mercilerinin aşırı şekilci ve hatalı yorumları nedeniyle bireylerin adalete erişiminin engellenmesi anayasal güvencelerle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, şikâyetin süresinde yapılmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.