Anasayfa Karar Bülteni AYM | Abdurrahman Öncü | BN. 2022/89627

Karar Bülteni

AYM Abdurrahman Öncü BN. 2022/89627

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi / Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/89627
Karar Tarihi 14.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tutuklunun dosyaya erişimi temel kuraldır.
  • Kısıtlama kararı kesinlikle gerekli olmalıdır.
  • Kısıtlama kararları somut gerekçe içermelidir.
  • Kısıtlama savunma hakkını engellememelidir.

Bu karar, ceza muhakemesi sürecinde tutuklu şüphelilerin ve müdafilerinin soruşturma dosyasına erişim haklarının sınırlandırılmasına yönelik kısıtlılık kararlarına ilişkin çok önemli anayasal güvenceleri teyit etmektedir. Karar, soruşturmanın selameti gerekçesiyle verilen kısıtlama kararlarının soyut ve genel ifadelerle alınamayacağını kesin bir biçimde vurgulamaktadır. Şüphelinin veya avukatının belgelere erişiminin soruşturmanın amacını somut olarak nasıl tehlikeye düşüreceğinin mahkemelerce açıkça ve ikna edici biçimde gerekçelendirilmesi gerektiği ortaya konulmaktadır. Anayasa Mahkemesi, dosyaya erişimin kısıtlanmasının, bireyin tutuklamaya itiraz etme ve tahliye talep etme hakkını etkisiz hâle getirmemesi gerektiğinin altını çizerek temel hakların korunmasına yönelik güçlü bir mesaj vermektedir.

Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi oldukça yüksektir ve uygulamadaki önemi yadsınamaz. Zira ceza adaleti sisteminde, özellikle örgütlü suçlar ve terör soruşturmalarında kısıtlılık kararları sıklıkla uygulanmakta ve zaman zaman standart, matbu gerekçelerle verilebilmektedir. Bu karar, sulh ceza hâkimliklerine kısıtlılık kararı verirken veya bu tür kararlara yapılan itirazları incelerken çok daha titiz ve bireyselleştirilmiş bir denetim yapma yükümlülüğü getirmektedir. Müdafinin dosyayı inceleme yetkisinin kısıtlanması, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerini doğrudan zedelediğinden, bu istisnai yetkinin ancak soruşturmanın amacını gerçekten tehlikeye düşürecek çok açık durumların varlığı hâlinde kullanılması gerektiği uygulamada yerleşik bir prensip hâline gelmelidir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, başvurucu Abdurrahman Öncü'nün silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla tutuklandığı soruşturma sürecinde yaşanmıştır. Başvurucu, çalıştığı yapım şirketinin terör örgütüyle bağlantılı yayın organlarına içerik ürettiği iddiasıyla gözaltına alınmış ve ardından sulh ceza hâkimliği kararıyla tutuklanmıştır. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet başsavcılığı, soruşturmanın amacının tehlikeye düşebileceği gerekçesiyle şüpheli ve avukatının soruşturma dosyasını incelemesinin kısıtlanmasını talep etmiştir. Sulh ceza hâkimliği bu talebi uygun bularak dosyaya kısıtlılık kararı vermiştir. Başvurucu, kısıtlama kararına yasal süresi içinde itiraz etmiş ancak itirazı hakkında herhangi bir karar verilmemiştir. Bunun üzerine başvurucu, kendisine yöneltilen suçlamaları ve aleyhindeki delilleri tam olarak öğrenemediğini, bu yüzden tutuklama kararına karşı etkili bir şekilde savunma yapamadığını ve hak arama imkânından yoksun bırakıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında güvence altına alınan kurallara dayanmıştır. Bu kurala göre, her ne sebeple olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında yetkili bir makamca karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Kanunda öngörülen bu usulde, adil yargılanma hakkının bütün temel güvencelerini tam anlamıyla sağlamak mümkün olmasa da, iddia edilen tutmanın koşullarına uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla muhakkak sağlanması zorunludur.

Tutuklu yargılamalarda kişinin bir suç işlediğine dair kuvvetli şüphenin devam edip etmediğinin şeffaf bir biçimde denetlenebilmesi için tutuklu kişiye, suçlamalara neden olan maddi ve hukuki unsurlara itiraz etme yönünde gerçek bir fırsat sunulması gerekmektedir. Bu zorunluluk, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.153 çerçevesinde müdafinin soruşturma dosyasındaki belgelere erişebilmesini ve evrakı inceleyebilmesini temel bir kural hâline getirir. Şüphesiz ki, tutuklu kişinin veya avukatının soruşturma dosyasındaki her türlü bilgi ve belgeye sınırsız erişim hakkı bulunmamaktadır. Delillerin karartılmasını engellemek, soruşturmanın selametini korumak, kamusal menfaatleri gözetmek veya gizli kalması gereken hassas bilgileri muhafaza etmek amacıyla 5271 sayılı Kanun m.153/2 uyarınca kısıtlama kararı getirilebilir.

Ancak yerleşik anayasal içtihatlara ve mahkeme prensiplerine göre, dosyaya erişim hakkına getirilecek herhangi bir kısıtlama kesinlikle gerekli olmalı ve soruşturma makamlarınca bu gerekliliğin nedenleri yeterli bir gerekçeyle şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmalıdır. Kısıtlamanın savunmaya getirdiği zorluklar, yargılama makamlarınca dengelenmeli ve telafi edilmelidir. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri gereğince, tutuklamaya neden olan temel olguların ve tutuklamanın hukukiliğinin tartışılmasına dayanak oluşturacak esaslı delillerin tutuklu kişi veya müdafii tarafından mutlaka incelenebilmesi adil bir yargılamanın en temel şartıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda başvurucu hakkında yürütülen terör soruşturması kapsamında, Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hâkimliği tarafından soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına karar verilmiştir. Mevcut kanuni düzenlemelere göre, müdafinin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, ancak soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek meşru bir riskin varlığı hâlinde hâkim kararıyla kısıtlanabilmektedir. Dolayısıyla böyle bir kararın yasalara uygun olarak verilebilmesi için soruşturmanın amacının nasıl ve ne şekilde tehlikeye düşme ihtimalinin bulunduğunun somut olarak açıklanması gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi tarafından dosya üzerinde yapılan incelemede, gerek Cumhuriyet başsavcılığının kısıtlama talebinde gerekse de sulh ceza hâkimliğinin kısıtlama kararında, soruşturmanın amacının tehlikeye düşmesi ihtimalinin somut olayda nasıl gerçekleştiğine dair hiçbir somutlaştırmada bulunulmadığı tespit edilmiştir. Kararlarda, başvurucunun ve avukatının belgelere erişiminin, yürütülen ceza soruşturmasının amacını ne şekilde tehlikeye düşüreceği açıklanmamış, sadece soyut kanun hükmünün tekrarı ile yetinilmiştir.

Geçerli, ilgili ve yeterli bir gerekçe olmaksızın dosyaya erişim olanağından yoksun bırakılan başvurucu, kuvvetli suç şüphesinin varlığına ve tutuklama nedenlerine karşı etkili bir savunma hazırlama imkânından mahrum edilmiştir. Tutuklanmasını haklı göstermek için ileri sürülen iddialara ve delillere tatmin edici bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamayan başvurucunun, yargı merciine başvurma hakkı fiilen işlevsiz kılınmıştır. Soruşturma makamları, kısıtlama kararının öngörülen amaçlar ışığında kesinlikle gerekli olduğunu ikna edici bir biçimde ortaya koyamamıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, geçerli ve yeterli bir gerekçe olmaksızın soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: