Anasayfa Karar Bülteni AYM | A.H.D. | BN. 2022/102809

Karar Bülteni

AYM A.H.D. BN. 2022/102809

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/102809
Karar Tarihi 14.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Boşanma davalarının makul sürede bitirilmesi esastır.
  • Kısmi kesinleşme işlemlerinin gecikmesi evlenme hakkını zedeler.
  • Devletin evliliğin hukuki şartlarını düzenleme yükümlülüğü vardır.
  • Uzayan boşanma süreçleri bireye aşırı külfet yükler.

Bu karar, boşanma kararı verilmesine rağmen feri talepler (nafaka, maddi ve manevi tazminat, kusur tespiti gibi) nedeniyle dosyanın kanun yollarında yıllarca sürüncemede kalmasının ve kısmi kesinleşme şerhinin zamanında düzenlenmemesinin, bireylerin yeniden evlenme ve aile kurma hakkına doğrudan doğruya bir müdahale teşkil ettiğini çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, evlilik birliğinin fiilen ve hukuken temelden sarsılarak boşanma kararı verilmesinden sonra, sırf usuli eksiklikler, bürokratik ihmaller veya salt tazminat çekişmeleri yüzünden kişilerin nüfus kayıtlarında evli görünmeye devam etmesini anayasal düzeyde temel hakların ağır bir ihlali olarak nitelendirmiştir. Bu ihlalin, kişinin geleceğini planlamasını imkansız kıldığı vurgulanmıştır.

Kararın uygulamadaki emsal etkisi, özellikle aile mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin usul pratiği açısından oldukça kritiktir. Yargı mercileri, davanın esası olan boşanma hükmü kesinleşmişse, tazminat veya nafaka gibi diğer ihtilafların sonucunu beklemeden kısmi kesinleşme şerhini derhal düzenlemek ve nüfus müdürlüklerine vakit kaybetmeksizin bildirmekle yükümlüdür. Bu içtihat, boşanma davalarının yıllarca sürmesi nedeniyle hayatını yeniden kuramayan, evlenemeyen veya çocuk sahibi olamayan binlerce vatandaş için çok önemli bir hukuki güvence sağlamaktadır. Aynı zamanda yargı organlarına makul sürede yargılama ve etkili usul yürütme konularında kesin ve emredici bir uyarı niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu ile eşi 2012 yılında evlenmiş, ancak evlilik birliğinin sarsılması üzerine eşi tarafından 2013 yılında boşanma davası açılmıştır. Başvurucunun da karşı dava açtığı bu süreçte, aile mahkemesi 2016 yılında tarafların boşanmasına karar vermiştir. Ne var ki, kusur tespiti, nafaka ve tazminat gibi feri talepler nedeniyle dosya istinaf ve temyiz aşamalarında yıllarca gidip gelmiştir.

Boşanma hükmü esasen 2016 yılında kesinleşmiş olmasına rağmen, yerel mahkeme tarafından kısmi kesinleşme şerhi düzenlenmemiş ve nüfus idaresine gerekli bildirim yapılmamıştır. Kesinleşme şerhi ancak altı yıl sonra, 2022 yılında düzenlenebilmiştir. Başvurucu, yaklaşık dokuz yıl süren bu dava süreci ve mahkemenin işlemi geciktirmesi yüzünden nüfusta evli görünmeye devam ettiğini, yeniden evlenemediğini ve yaşının ilerlemesi sebebiyle çocuk sahibi olma ihtimalinin azaldığını belirterek evlenme hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken, temel norm olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesinde ve Anayasa'nın 20. maddesi (Özel Hayatın Gizliliği) ile 41. maddesi (Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları) kapsamında güvence altına alınan evlenme ve aile kurma hakkı çerçevesinde detaylı bir hukuki değerlendirme yapmıştır. Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, anayasal güvenceler sadece hâlihazırda mevcut olan bir aile hayatına saygıyı korumakla sınırlı değildir; aynı zamanda belirli şartları taşıyan bireylerin kanunlara uygun şekilde evlenebilmeleri ve yeni bir aile kurabilmeleri için hakkın amacına uygun gerekli yasal koşulların ve pratik kolaylığın sağlanmasını da güvence altına almaktadır.

Devletin bu alandaki temel pozitif yükümlülüğü, ailenin kurulması ve evliliğin gerçekleştirilmesine yönelik hukuki şartların makul, erişilebilir ve adil bir şekilde düzenlenmesini ve uygulanmasını zorunlu kılar. Hukuk sistemimizde mevcut bir evliliğin hukuken sona ermesiyle yeniden evlenmenin mümkün olduğu, ancak sadakat yükümlülüğünün boşanma davası süresince de devam ettiği göz önüne alındığında, devletin kritik bir rolü ortaya çıkmaktadır.

Kişilerin özel ve aile hayatlarını yeniden düzenleyebilmeleri, aile kurma bağlamında hayati kararlar alabilmeleri için devletin boşanma davalarını makul ve hızlı bir sürede sonlandırma yükümlülüğü bulunmaktadır. Aksi takdirde, evlenmeyi ve yeni bir hayat kurmayı aşırı derecede zorlaştıran uzun yargısal prosedürler ve bürokratik engeller, evlenme hakkının özünü doğrudan zedeler. Mahkemelerin, özellikle davanın esası olan boşanma kararı kanun yollarında kesinleştiğinde, tarafların feri nitelikteki uyuşmazlıklarını beklemeksizin kısmi kesinleşme kararı vermesi, bireylerin Anayasa ile korunan evlenme hakkına saygının en temel hukuki gerekliliğidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle 2013 yılında açılan Boşanma">çekişmeli boşanma davasında tarafların boşanmasına ilişkin hükmün aslında 20/12/2016 tarihinde kesinleştiğini tespit etmiştir. Buna karşılık, ilk derece mahkemesi tarafından kısmi kesinleşme şerhi ancak 31/10/2022 tarihinde düzenlenebilmiş ve nüfus kayıtlarına işlenebilmiştir.

Yüksek Mahkeme, kanun yolu aşamalarında verilen kararlarda dahi boşanma hükmünün kesinleştiğinin açıkça belirtilmesine ve boşanma hususunun yeniden inceleme konusu yapılmamasına rağmen, mahkemenin kesinleşme şerhini yaklaşık altı yıl boyunca düzenlemediğine dikkat çekmiştir. Bu büyük gecikme, başvurucunun altı yıl boyunca hukuken boşanmış olduğu hâlde nüfus kayıtlarında usulen evli görünmesine ve dolayısıyla fiilen evlenme hakkından mahrum bırakılmasına yol açmıştır.

Yargılama sürecinin bütünü değerlendirildiğinde, davanın uzamasında başvurucunun herhangi bir kusuru veya dahli bulunmadığı, takip ve özen yükümlülüğünü yerine getirdiği saptanmıştır. Yargılamanın başladığı tarihten kesinleşme şerhinin düzenlendiği tarihe kadar geçen yaklaşık dokuz yıllık sürenin hiçbir makul tarafı yoktur. Mahkemenin, kesinleşen boşanma kararını yıllarca nüfusa bildirmemesi, başvurucuya aşırı ve katlanılamaz bir külfet yüklemiştir. Devletin, bireylerin yeni bir hayat kurabilmesi için boşanma davalarını ve buna bağlı usuli işlemleri makul sürede tamamlama şeklindeki pozitif yükümlülüğü açıkça ihlal edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, evlenme hakkının ihlal edildiği ve başvurucuya manevi tazminat ödenmesi yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: