Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Emrah Uygun - Türkiye Kararı 9389/19 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Emrah Uygun - Türkiye Kararı 9389/19 B.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin dış dünyayla, özellikle de aileleri ve yakınlarıyla olan haberleşme haklarının sınırlarını ve idarenin bu konudaki takdir yetkisinin çerçevesini net bir biçimde çizmektedir. Mahkeme, idarenin güvenlik gerekçesiyle yazışmalara müdahale etme yetkisi bulunduğunu kabul etmekle birlikte, bu yetkinin sınırsız olmadığını ve mutlaka demokratik bir toplumda gereklilik ve orantılılık testlerinden geçmesi gerektiğini vurgulamaktadır. İdarenin, on sayfalık uzun ve kişisel hisler barındıran bir mektubun yalnızca tek bir paragrafında yer alan ifadeleri sakıncalı bularak mektubun tamamını alıkoyması, hukuken ölçüsüz ve ağır bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 9389/19
Karar Tarihi 03.06.2025
Taraflar Emrah Uygun - Türkiye
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Tutukluların yazışmalarına müdahale orantılı olmalıdır.
  • gavel Mektubun tamamının alıkonulması için yeterli gerekçe sunulmalıdır.
  • gavel Özel yazışmaların engellenmesi demokratik toplumla bağdaşmaz.
  • gavel İdare, güvenlik ile haberleşme hakkı arasında denge kurmalıdır.
  • gavel Olağanüstü hal, temel haklara orantısız müdahaleyi haklı kılmaz.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin dış dünyayla, özellikle de aileleri ve yakınlarıyla olan haberleşme haklarının sınırlarını ve idarenin bu konudaki takdir yetkisinin çerçevesini net bir biçimde çizmektedir. Mahkeme, idarenin güvenlik gerekçesiyle yazışmalara müdahale etme yetkisi bulunduğunu kabul etmekle birlikte, bu yetkinin sınırsız olmadığını ve mutlaka demokratik bir toplumda gereklilik ve orantılılık testlerinden geçmesi gerektiğini vurgulamaktadır. İdarenin, on sayfalık uzun ve kişisel hisler barındıran bir mektubun yalnızca tek bir paragrafında yer alan ifadeleri sakıncalı bularak mektubun tamamını alıkoyması, hukuken ölçüsüz ve ağır bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, cezaevi disiplin kurulları ile itiraz mercii olan infaz hâkimlikleri ve ağır ceza mahkemelerinin kararlarını alırken çok daha titiz bir dengeleme yapmaları gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Karar, somut güvenlik endişelerinin varlığının, mahpusun nişanlısı gibi yakınlarıyla olan sıradan ve özel duygularını içeren iletişiminin tümden engellenmesi için tek başına yeterli bir mazeret olamayacağını göstermektedir. Ayrıca, olağanüstü hal dönemlerinde dahi temel hak ve özgürlüklere yapılacak kısıtlamaların, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde olması zorunluluğu ulusal yargı mercilerine bir kez daha hatırlatılmaktadır. Bu yönüyle karar, mahpusların yazışma hakkının korunmasına yönelik uygulamadaki orantısızlıkların giderilmesi ve idari makamların sansür kararlarını mektubun sadece sakıncalı kısımlarıyla sınırlı tutması gerektiği bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

FETÖ/PDY terör örgütüne üye olma suçlamasıyla Muğla E Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunan Emrah Uygun, nişanlısına on sayfalık bir mektup yazmıştır. Cezaevi Disiplin Kurulu, mektubun içindeki bir paragrafta yer alan bazı ifadelerin, başvuranın örgütle bağını sürdürdüğünü ve başka bir kişinin muhbirlik yapmasını engelleme niyetini taşıdığını gerekçe göstererek mektubun tamamını sakıncalı bulmuş ve alıcısına göndermemiştir.

Başvuran, bu karara karşı infaz hakimliğine ve ağır ceza mahkemesine yaptığı itirazlardan sonuç alamamış, Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvurusu da kabul edilemez bulunmuştur. Bunun üzerine başvuran, mektubunun alıkonulması nedeniyle masumiyet karinesi ile özel hayata ve haberleşmeye saygı hakkının ihlal edildiğini belirterek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş ve hak ihlali tespiti ile manevi tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin 8. maddesi (Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) çerçevesinde inceleme yapmıştır. Söz konusu madde, herkesin yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğunu ve bu hakka yapılacak müdahalelerin ancak kanunla öngörülmüş, meşru bir amaç taşıyan ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği veya düzenin korunması gibi nedenlerle gerekli olan hallerde mümkün olabileceğini düzenlemektedir.

Ulusal hukukta müdahalenin yasal dayanağını oluşturan kural, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.68/3 hükmüdür. Bu madde, kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren, suç örgütü mensuplarının haberleşmesine neden olan veya tehdit ve hakaret içeren mektupların hükümlü veya tutukluya verilmeyeceğini; kendisi tarafından yazılmışsa gönderilmeyeceğini öngörmektedir. Bunun yanında, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük m.123 hükmü, kısmen sakıncalı görülen mektuplarda sakıncalı kısımların karartılarak (çizilerek) verilmesi veya gönderilmesi gerektiğini belirterek orantılılık ilkesine yasal bir zemin hazırlamaktadır.

Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, hapsetmenin doğası gereği mahpusların yazışmaları üzerinde belirli bir kontrol tedbiri uygulanması olağandır ve doğrudan Sözleşme'ye aykırı değildir. Ancak bu kontrolün derecesi değerlendirilirken, mektup gönderme ve alma imkânının çoğu zaman bir mahpusun dış dünyayla olan tek bağlantısı olduğu unutulmamalıdır. Bir müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli sayılabilmesi için, acil bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmesi ve izlenen meşru amaçla kesinlikle orantılı olması şarttır. İdarenin mektubu alıkoyma gerekçeleri hem ilgili hem de yeterli olmalı; mahpusun temel hakkı ile idarenin güvenliği sağlama amacı arasında her somut olayda adil bir denge kurulmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, başvuranın davasında yazışma hakkına yönelik bir müdahalenin gerçekleştiğini tespit etmiş ve bu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını orantılılık ilkesi çerçevesinde değerlendirmiştir. Başvuranın tutuklu bulunduğu sırada olağanüstü hal (OHAL) tedbirleri kapsamında nişanlısıyla görüşmesine ve telefonla iletişim kurmasına izin verilmediği, dolayısıyla yazışmanın dış dünyayla iletişim kurabileceği tek yol olduğu dikkate alınmıştır. Mahkeme, başvuranın evlilik hazırlığında olduğu kişiyle haberleşmesinin, özel hayatın ve sosyal rehabilitasyonun korunması bağlamında büyük önem taşıdığına vurgu yapmıştır.

Kararda, Disiplin Kurulunun mektubun içindeki sadece tek bir paragraftaki ifadeler nedeniyle güvenlik endişesi duymasının anlaşılabilir olduğu kabul edilmiştir. Zira ciddi terör suçlamaları söz konusu olduğunda, idarenin ilgili soruşturmaların güvenliğini sağlamak için tedbir alması makul karşılanabilir. Ancak, on sayfalık mektubun geri kalan kısmının başvuranın nişanlısıyla paylaştığı kişisel düşünce ve duygulardan oluştuğu, yetkililerin bu diğer bölümlerle ilgili hiçbir güvenlik veya sakınca endişesi dile getirmediği tespit edilmiştir. Mahkeme, sakıncalı bulunan ilgili kısmın karartılarak mektubun geri kalanının neden alıcısına gönderilemediğine dair ulusal makamlarca tatmin edici bir gerekçe sunulmadığını saptamıştır.

İdare ve derece mahkemelerinin, güvenlik amacıyla mahpusun hakları arasında adil bir denge kurma görevini yerine getirmediği ve böylece müdahalenin hedeflenen amaçla orantısız hale geldiği ifade edilmiştir. Gerekçe olarak sunulan nedenler ilgili olsa da, mektubun tamamının engellenmesini haklı çıkarmak için yetersiz bulunmuştur. Ayrıca, OHAL döneminde alınmış bir karar olmasına rağmen, uygulanan müdahalenin durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde olduğu makamlarca gösterilememiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranın yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına yapılan müdahalenin orantısız olduğuna ve demokratik bir toplumda gerekli olmadığına karar vererek, Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiği yönünde başvuruyu kabul etmiştir.

Cezaevi yazdığım mektubun tamamına el koyabilir mi? expand_more
İdare güvenlik gerekçesiyle yazışmalarınıza müdahale edebilir ancak bu yetki sınırsız değildir. AİHM içtihatlarına göre, mektubunuzun yalnızca bir kısmı sakıncalı bulunmuşsa, idare tüm mektubu alıkoymak yerine sadece o kısmı karartarak mektubun geri kalanını alıcısına ulaştırmalıdır. Müdahale her zaman ölçülü olmalı ve idarenin güvenliği sağlama amacı ile sizin haberleşme hakkınız arasında adil bir denge kurulmalıdır.
OHAL döneminde cezaevinde haberleşme hakkım tamamen iptal edilebilir mi? expand_more
Hayır, olağanüstü hal (OHAL) dönemlerinde dahi temel hak ve özgürlüklere yapılacak müdahaleler sınırsız olamaz. AİHM, olağanüstü hallerde bile alınan kısıtlama tedbirlerinin durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve orantılı olmasını zorunlu kılmaktadır. Özellikle telefon veya açık görüş gibi diğer iletişim yollarının kapalı olduğu durumlarda mektuplaşma dış dünyayla tek bağınız olabileceğinden, bu hakka orantısız ve toptancı bir müdahale hukuka aykırıdır.
Nişanlıma yazdığım özel hislerimi içeren mektup engellenirse ne yapmalıyım? expand_more
Özel ve sıradan duygularınızı içeren uzun bir mektubun, sadece bir paragrafındaki ifadeler bahane edilerek tamamen engellenmesi, özel hayata ve haberleşmeye saygı hakkının ihlalidir. Böyle bir durumda karara karşı infaz hâkimliğine ve ağır ceza mahkemesine itiraz edebilir, oradan sonuç alamazsanız Anayasa Mahkemesine ve nihayetinde AİHM'e bireysel başvuruda bulunabilirsiniz. AİHM, mahpusun evlilik hazırlığında olduğu kişiyle haberleşmesini, sosyal rehabilitasyon ve özel hayatın korunması kapsamında büyük bir güvence altında tutmaktadır.
Cezaevinin mektubumu sansürleme sınırı hukuken tam olarak nerede başlar? expand_more
İdare; suç örgütü mensuplarının haberleşmesine neden olan, asayişi veya kurum güvenliğini tehlikeye düşüren mesajları engelleme yetkisine yasal olarak sahiptir. Ancak bu yetkinin sınırı, demokratik bir toplumda gereklilik ve orantılılık ilkesiyle çizilir. İlgili mevzuat uyarınca, eğer mektupta sakıncalı bir kısım tespit edilirse, hukuka uygun olan yöntem yalnızca o sakıncalı kısımların çizilerek karartılmasıdır; mektubun içeriğindeki diğer sorunsuz bölümlerle birlikte mektubun tamamına el konulması ölçüsüz ve ağır bir ihlaldir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir