Karar Bülteni
AYM Kenan Unus BN. 2021/32769
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/32769 |
| Karar Tarihi | 16.04.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tutuklu ve hükümlüler ifade özgürlüğüne sahiptir.
- Süreli yayınlara erişim ifade özgürlüğü korumasındadır.
- Yayın temini kurum düzeni ve güvenliğiyle sınırlanabilir.
- İdarenin makul araştırma yapması müdahaleyi haklı kılar.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların süreli yayınlara, özellikle gazetelere erişim hakkının sınırlarını ve idarenin bu konudaki yükümlülüklerini netleştirmektedir. Karar, hükümlü ve tutukluların bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğünün temel bir hak olduğunu vurgulasa da bu hakkın mutlak olmadığını göstermektedir. İdarenin, talep edilen yayınları temin etmek için gerekli ve makul araştırmayı yapması durumunda, fiili imkânsızlıklar (tedarikçi bulamama, olağanüstü salgın koşulları vb.) nedeniyle talebin reddedilmesinin hak ihlali oluşturmayacağı hukuken teyit edilmiştir.
Benzer davalar ve cezaevi uygulamaları açısından bu karar, idarenin süreli yayın taleplerini reddederken keyfi davranamayacağını, ancak haklı ve somut gerekçeler sunması hâlinde sorumluluktan kurtulabileceğini ortaya koyan önemli bir emsaldir. Uygulamada, ceza infaz kurumlarının yayın temininde yalnızca mevcut anlaşmalı bayilerle yetinmeyip alternatif yolları (diğer bayiler, posta veya kargo gibi) araştırması gerektiği standardı pekiştirilmiştir. Ancak bu araştırmaların olumsuz sonuçlanması veya olağanüstü koşulların varlığı hâlinde alınan ret kararları, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve orantılı bir müdahale olarak meşru kabul edilecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Aydın E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hükümözlü olarak bulunan başvurucu Kenan Unus, ücreti kendi emanet hesabından karşılanmak üzere "Yeni Asya" ve "Karar" isimli gazetelere abone olmak istemiştir. Cezaevi idaresi, kurumun anlaşmalı olduğu gazete bayisinde bu gazetelerin satılmadığını belirterek talebi reddetmiştir.
Başvurucunun şikâyeti üzerine infaz hâkimliği, idarenin diğer bayilerle veya posta yoluyla temin imkânını araştırması gerektiğine karar vermiştir. Bunun üzerine idare, üç farklı bayi ile daha görüşmüş ancak gazetelerin posta veya kargo yoluyla gönderilemeyeceği yanıtını almıştır. Ayrıca koronavirüs salgını riski ve personel yetersizliği gibi nedenlerle gazetelerin temin edilemeyeceği sonucuna vararak talebi tekrar reddetmiştir. Başvurucu, gazete aboneliği talebinin karşılanmaması nedeniyle ifade özgürlüğünün, eşitlik ilkesinin ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini iddia ederek konuyu Anayasa Mahkemesine taşımıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ilkelerini dikkate almıştır. Mahpusların süreli veya süresiz yayınlara ulaşabilmesi, bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğünün somut bir yansımasıdır.
Uyuşmazlığın yasal dayanağını, olay tarihinde yürürlükte olan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun oluşturmaktadır. Anılan Kanun'un 62. maddesi, hükümlü ve tutukluların bedelini ödemek şartıyla süreli ve süresiz yayınlardan yararlanabileceğini düzenlemektedir. Ancak bu hak mutlak olmayıp ceza infaz kurumunun düzeni, güvenliğin sağlanması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlarla sınırlandırılabilir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, temel hak ve özgürlüklere yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Kamu otoritelerinden, mahpusların yayınlara erişimi konusunda yasaklayıcı değil, kolaylaştırıcı bir tutum sergilemeleri ve talepleri incelerken makul alternatifleri değerlendirmeleri beklenir. İdarenin, yayınların temini hususunda gerekli araştırmaları yapması, anlaşmalı kurumlar dışında posta veya kargo gibi yolları denemesi pozitif yükümlülüğünün bir gereğidir. Ancak idarenin tüm makul çabayı göstermesine rağmen fiili imkânsızlıklar nedeniyle yayının temin edilememesi hâlinde, ortaya konulan bu gerekçelerin ifade özgürlüğünü sınırlandırma yönünden ilgili ve yeterli olup olmadığı mahkemelerce denetlenmektedir. Anayasa Mahkemesi, idarenin bu çabayı gösterdiği durumlarda müdahalenin haklı temellere dayandığını kabul etmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun belirli gazetelere abone olma talebinin ceza infaz kurumu tarafından reddedilmesini, bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğüne, dolayısıyla ifade özgürlüğüne yapılmış bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Ancak bu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olup olmadığı detaylı bir şekilde irdelenmiştir.
Kararda, cezaevi idaresinin başvurucunun ilk talebini sadece anlaşmalı bayide ilgili gazetelerin bulunmaması gerekçesiyle reddetmesinin ardından infaz hâkimliğinin iptal kararı ve yol göstermesiyle detaylı bir araştırma yaptığı tespit edilmiştir. İdarenin, anlaşmalı bayi dışında üç farklı bayi ile daha yazışma yaptığı, gazetelerin kargo veya posta yoluyla gönderilip gönderilemeyeceğini araştırdığı görülmüştür. Gelen cevaplarda bayilerin kargo veya posta yoluyla gönderim yapamayacaklarını bildirdikleri saptanmıştır. Bununla birlikte, olayın yaşandığı dönemdeki zorlu pandemi koşulları, personelin izolasyonda olması ve personel yetersizliği gibi fiili imkânsızlıklar da idare tarafından makul bir gerekçe olarak sunulmuştur.
Anayasa Mahkemesi, idarenin sadece yüzeysel bir ret kararı vermediğini, aksine talebi yerine getirebilmek adına alternatif yolları araştırarak üzerine düşen pozitif yükümlülüğü yerine getirdiğini vurgulamıştır. İnfaz hâkimliğinin de idarenin bu araştırmasını ve sunduğu gerekçeleri dikkate alarak başvurucunun itirazını reddetmesi, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ve yeterli gerekçeye dayandığını göstermektedir. Bu itibarla, idarenin sunduğu haklı ve fiili imkânsızlıklara dayanan gerekçeler karşısında, müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmadığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, idarenin gerekli araştırmaları yaptığı ve talebin fiili imkânsızlıklar nedeniyle karşılanamadığı anlaşıldığından ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.