Karar Bülteni
AYM Cemal Vatandaş BN. 2020/37023
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 2. Bölüm |
| Başvuru No | 2020/37023 |
| Karar Tarihi | 24.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tutuklu ve hükümlüler ifade özgürlüğüne sahiptir.
- Radyo yayınına erişim haber alma hakkıdır.
- Kısıtlamalar zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamalıdır.
- Mahkeme kararları ilgili ve yeterli gerekçe içermelidir.
- İdare ve mahkemeler somut talepleri denetlemekle yükümlüdür.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların temel hak ve özgürlüklerinin, özellikle de ifade ve haber alma hürriyetlerinin sınırlarını çizmesi ve bu sınırlara getirilecek idari kısıtlamaların yargısal denetiminin nasıl yapılması gerektiğini göstermesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, mahpusların dış dünyayla iletişim kurma ve bilgi edinme araçlarından biri olan radyoya erişim taleplerinin doğrudan ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Cezaevi idaresinin güvenlik ve disiplin gibi meşru amaçlarla çeşitli kısıtlamalar getirebileceği kabul edilmekle birlikte, bu sınırlamaların keyfî olamayacağı ve bireyin temel hakkını özünden zedelemeyecek ölçüde uygulanması gerektiği vurgulanmıştır. İdarenin aldığı kısıtlayıcı kararlar yargı mercilerince denetlenirken, mahpusun somut taleplerinin dikkate alınmadan matbu ve genel geçer ifadelerle reddedilmesi, hakkaniyete uygun adil bir dengeleme yapılmadığının açık bir göstergesi olarak tescillenmiştir.
Uygulamadaki emsal etkisi açısından bu karar, infaz hâkimlikleri ve ağır ceza mahkemelerinin tutuklu ve hükümlü şikâyetlerini incelerken çok daha titiz ve somut olaya özgü bir yaklaşım sergilemelerini zorunlu kılmaktadır. Derece mahkemeleri artık idarenin güvenlik gerekçesiyle aldığı kararları otomatik olarak onamak yerine, başvurucunun özgül durumunu ve talebinin karşılanmamasının demokratik toplum düzeninde gerçekten zorunlu bir ihtiyaca karşılık gelip gelmediğini titizlikle denetlemek durumundadır. Özellikle cezaevi kantinlerinde satılmayan veya temini idarece fiilî ve keyfî bir şekilde engellenen haberleşme ve bilgi edinme araçlarına yönelik mahpus taleplerinde, yargı makamlarının doyurucu, ilgili ve yeterli gerekçeler sunması gerekeceği bu kararla yerleşik bir içtihat hâlini almaktadır. Bu bağlamda incelemeye konu ihlal kararı, ceza infaz hukuku pratiğinde mahpus haklarının korunması, idari işlemlerin yargısal denetiminin niteliğinin artırılması ve haber alma hakkının uygulamada fiilen tesis edilmesi adına yol gösterici sağlam bir temel oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, Rize L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü statüsünde bulunmaktadır. Dış dünyadan haber alabilmek ve bilgi edinmek amacıyla cezaevi idaresinden kendisine kulaklıklı bir el radyosu temin edilmesini talep etmiştir. Talebin ardından Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu, sadece FM bandı özelliğine sahip kulaklıklı küçük el radyolarının kantinden temin edilmek koşuluyla bulundurulabileceğine, çok bantlı veya dışa ses veren radyoların kuruma alınmamasına karar vermiştir.
Ancak başvurucu, cezaevi kantininde satılmasına izin verilen FM radyosunun dahi fiilen bulunmadığını ve satılmadığını belirterek, dışarıdan temin yollarını tıkayan bu kısıtlayıcı idari işlemin iptali için infaz hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. İnfaz hâkimliği, başvurucunun kantinde radyo satılmadığına dair somut itirazını hiç araştırmadan, genel geçer bir yaklaşımla çok bantlı radyoların kurum güvenliği açısından risk oluşturacağını belirterek mevzuata uygunluk gerekçesiyle talebi reddetmiştir. Ağır ceza mahkemesi de itirazı aynı şekilde reddetmiştir. Başvurucu, idarenin radyoya erişimini fiilen imkânsız hâle getirdiğini ve yargı mercilerinin somut talebini incelemeden karar verdiklerini belirterek ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa m.26 kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile haber ve fikir alma hürriyeti üzerinde durmuştur. Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, herkes gibi tutuklu ve hükümlüler de Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına sahiptir. Bu çerçevede, mahpusların radyo, televizyon veya süreli yayınlar gibi iletişim araçlarına erişimi, bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğünün somut bir yansımasıdır ve doğrudan ifade özgürlüğünün koruması altındadır. Bir ceza infaz kurumunda bulunmak, kişileri bu temel haklardan kendiliğinden mahrum bırakmaz.
Mevzuatımızda yer alan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.67, hükümlülerin radyo ve televizyon yayınlarından yararlanma hakkını açıkça düzenlemekte olup, bu hakka getirilecek kısıtlamaların yasal dayanağını oluşturmaktadır. Bu kanun uyarınca, ceza infaz kurumlarında düzenin, disiplinin ve güvenliğin sağlanması, suçun önlenmesi veya kuruma yasak eşya sokulmasının engellenmesi gibi meşru kamu yararı amaçlarıyla mahpusların temel haklarına bazı müdahalelerde bulunulması anayasal sınırlar içinde mümkündür. İfade özgürlüğü mutlak bir hak olmayıp, Anayasa m.26'nın ikinci fıkrasında öngörülen kamu düzeni ve güvenliği sebepleriyle sınırlandırılabilir.
Ne var ki, temel hak ve özgürlüklere yapılacak herhangi bir müdahalenin, Anayasa m.13 uyarınca demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması mutlak bir anayasal zorunluluktur. Müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğu, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve hedeflenen meşru amaçla açıkça orantılı olması anlamına gelir. İfade özgürlüğüne yönelik bu tip idari kısıtlamaların yargısal denetiminde, kararı veren makamların "ilgili ve yeterli bir gerekçe" sunması şarttır. Mahkemeler, başvurucuların somut taleplerini yüzeysel şekilde geçiştiremez; kısıtlamanın o spesifik vakada neden zorunlu olduğunu objektif ve adil bir denge kurarak açıklamakla yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun kulaklıklı el radyosu temin etme talebinin ceza infaz kurumu idaresi tarafından fiilen karşılanmamasını ve bu durumun yargı mercilerince reddedilmesini, haber alma ve ifade özgürlüğüne yönelik açık bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Mahkeme, idarenin söz konusu müdahalesinin kanuni bir dayanağının bulunduğunu ve ceza infaz kurumunun genel güvenliğini sağlama ile disiplini koruma gibi meşru bir amaca hizmet ettiğini kabul etmiştir.
Ancak müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğu ve ölçülülük ilkesi yönünden yapılan derinlemesine incelemede, derece mahkemelerinin yaklaşımlarında çok ciddi eksiklikler tespit edilmiştir. Başvurucu, sadece kantinden radyo alınabileceğine dair idare kararına itiraz ederken, meselenin özünün çok bantlı radyo istemesi olmadığını, bizzat cezaevi kantininde FM radyosunun dahi satılmadığı gerçeğini açıkça dile getirmiştir. İnfaz Hâkimliği ise başvurucunun bu somut ve fiilî mağduriyetini, yani kantinde gerçekten radyo bulunup bulunmadığını hiçbir şekilde araştırmamıştır. Hâkimlik, başvurucunun talebini genel geçer ifadelerle ve çok bantlı radyoların güvenlik riski oluşturacağı şeklindeki, olayın esasıyla örtüşmeyen matbu gerekçelerle reddetmiştir. Benzer şekilde, bu karara yapılan itirazı inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi de başvurucunun karşılanmayan somut talebine ve idarenin fiilî olarak radyoya erişimi engellemesine yönelik hiçbir özel inceleme ve değerlendirme yapmamıştır.
Yüksek Mahkeme, idari ve yargısal makamların, başvurucunun radyoya erişim talebinin karşılanmamasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını "ilgili ve yeterli bir gerekçeyle" ortaya koyamadıklarını belirlemiştir. Yargı mercileri, başvurucunun haber ve fikir alma özgürlüğü ile kurum güvenliğini koruma hedefi arasında yapmaları gereken adil dengelemeyi somut olay nezdinde gerçekleştirmemiştir. Başvurucunun bireysel talebine özgü detaylı bir inceleme yapılmadan, salt varsayımlara ve mevzuatın soyut tekrarına dayalı olarak verilen ret kararları, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olduğu yönünde ikna edici bulunmamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde kararı kabul etmiştir.