Karar Bülteni
AYM Cevdet Yavuz BN. 2020/28581
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/28581 |
| Karar Tarihi | 24.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İstinaf dilekçesi sadece karşı tarafa tebliğ edilir.
- Aynı taraftaki kişilere tebligat zorunluluğu bulunmamaktadır.
- Gereksiz tebliğ masrafı mahkemeye erişimi engeller.
- Aşırı şekilci usul yorumları hak ihlali doğurur.
Bu karar hukuken, istinaf kanun yoluna başvuru aşamasında derece mahkemelerinin usul kurallarını, tarafların hak arama hürriyetini ve adalete erişimini engelleyecek veya aşırı derecede zorlaştıracak biçimde katı ve öngörülemez şekilde yorumlamasının engellenmesi anlamına gelmektedir. Bilindiği üzere, mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanma hakkının en temel güvencelerinden birini oluşturmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili maddeleri uyarınca, istinaf veya temyiz dilekçelerinin yalnızca uyuşmazlığın zıt menfaatlere sahip karşı tarafında yer alan kişilere tebliğ edilmesi gerektiği yasa koyucu tarafından açıkça düzenlenmiştir. Buna rağmen, kendisiyle aynı tarafta yer alan zorunlu veya ihtiyari dava arkadaşlarına da kanun yolu dilekçesinin tebligatının yapılmasının istenmesi ve bu işlem için yatırılması talep edilen tebligat gider avansının ödenmemesi gerekçesiyle başvurunun esasa girilmeden usulden reddedilmesi, kanunun amacını aşan, yasada olmayan bir yükümlülük ihdas eden ve adalete erişimi imkânsız kılan bir uygulamadır. Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu bu karar ile, yasal bir zorunluluk bulunmayan tebligat masraflarının usule aykırı biçimde taraflara yüklenmesinin Anayasa'nın güvence altına aldığı kanunilik ilkesine açıkça aykırı olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur.
Benzer davalarda emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu nitelikteki bir karar, ilk derece mahkemelerinin ve istinaf mahkemelerinin gider avansı, harç ve tebligat gibi muhakeme hukukuna dair usul kurallarını uygularken hakkın özüne dokunacak mahiyetteki aşırı şekilcilikten mutlak surette kaçınmaları gerektiği yönünde çok güçlü ve bağlayıcı bir mesaj vermektedir. Özellikle çok taraflı hukuki uyuşmazlıklarda ve tapu iptal tescil veya ortaklığın giderilmesi gibi dava arkadaşlığının yoğun olduğu süreçlerde, yargılama giderlerinin taraflar için mahkemeye erişimi engelleyici, caydırıcı bir maddi külfete dönüşmemesi gerektiği bir kez daha vurgulanmıştır. Yargı mercileri, kanun yolu başvurularında tebligat yapılacak kişileri ve bu tebligatların yasal sınırlarını belirlerken kanunun lafzına ve ruhuna sıkı sıkıya bağlı kalmalı, kanun koyucunun iradesini aşarak kendi hukuki takdirleriyle vatandaşlar üzerinde öngörülemeyen mali ve usuli yükümlülükler ihdas etmemelidir. Bu önemli içtihat, usul kurallarının hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi ve hakkın tesisini kolaylaştırması gerektiği prensibini somutlaştırarak, Türk hukuk sisteminde hukuk güvenliği ve hukuki belirlilik ilkelerinin altını çok net bir biçimde bir kez daha çizmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Cevdet Yavuz ve diğer davalılar aleyhine, ilgili tapu kaydında halihazırda mevcut olan kat mülkiyetinin sonlandırılarak müşterek mülkiyet rejiminin kurulması talebiyle bir hukuk davası açılmıştır. Yapılan detaylı yargılama süreci sonucunda yerel mahkeme, davacının ileri sürdüğü gerekçeleri haklı bularak davanın kabulüne karar vermiştir. Verilen bu aleyhe mahkeme kararını hukuka aykırı bulan başvurucu, hakkını aramak amacıyla yasal süresi içerisinde bu hükme karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf başvuru dilekçesi, davanın asıl karşı tarafı olan davacıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiştir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi dosyayı incelediğinde, istinaf başvuru dilekçesinin sadece davacıya tebliğ edildiğini, hâlbuki davalı konumunda olan ve başvurucu ile aynı hukuki statüde yer alan diğer altmış dört kişiye de tebliğ edilmesi gerektiğini belirterek bu eksikliğin giderilmesi maksadıyla dosyayı kararı veren ilk derece mahkemesine iade etmiştir.
Dosyanın iade edilmesi üzerine ilk derece mahkemesi, bu altmış dört kişiye de tebligat çıkarılabilmesi amacıyla posta ve tebliğ masraflarını kapsayan gider avansının yatırılması için başvurucuya bir haftalık kesin süre vermiş ve ihtaratlı tebligat göndermiştir. Başvurucu ise kendisiyle aynı tarafta olan kişilere tebligat çıkarılmasının yersiz olduğunu düşünerek talep edilen bu gider avansını yatırmamıştır. Bunun üzerine yerel mahkeme, belirlenen kesin süre içinde gider avansının yatırılmadığı gerekçesine dayanarak başvurucunun istinaf talebini tamamen reddetmiştir. İstinaf Mahkemesinin de bu ret kararını hukuka uygun bularak kesin olarak onaylaması üzerine başvurucu, yasal dayanaktan yoksun ve usule aykırı bir avans talebiyle mahkemeye erişiminin hukuksuz bir biçimde engellendiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu karmaşık usul uyuşmazlığını değerlendirirken temel olarak Anayasa'nın 36. maddesinde çok net bir şekilde güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olan mahkemeye erişim hakkını merkeze alarak inceleme yapmıştır. Mahkemeye erişim hakkı, anayasal bir güvence olarak kişilerin iddia ve savunmalarını bağımsız ve tarafsız yargı mercileri önünde etkin bir biçimde dile getirebilmelerini ve davasını bir üst mahkemeye taşıyabilmelerini teminat altına alır. Hak arama hürriyetine getirilen her türlü usule ilişkin sınırlama, Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca mutlak surette kanun tarafından öngörülmeli, meşru ve haklı bir sebebe dayanmalı ve en önemlisi de ölçülülük ilkesine aykırı olmamalıdır.
Somut uyuşmazlığın çözümünde dayanılan temel usul kuralı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 347 hükmüdür. Anılan maddeye göre, istinaf dilekçesi kararı veren mahkemece sadece karşı tarafa tebliğ olunur. Bu kural emredici niteliktedir. Yine aynı kanunun 6100 sayılı Kanun m. 348 hükmünde katılma yoluyla istinaf başvurusuna yer verilmiş olup, istinaf dilekçesi kendisine usulüne uygun tebliğ edilen tarafın, vereceği cevap dilekçesiyle birlikte istinaf yoluna başvurabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca harç ve giderlerin yatırılmasını düzenleyen 6100 sayılı Kanun m. 344 hükmü, gerekli tebliğ giderleri ödenmediği takdirde istinaf başvurusundan vazgeçilmiş sayılacağını kurala bağlamaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yerleşik ve istikrar kazanmış içtihatlarında da açıkça vurgulandığı üzere, istinaf ve temyiz incelemesi süreçlerinde kanunun lafzında geçen ve tebligat yapılacak kişi olan karşı taraf kavramı, yargılamada menfaati zıt olan tarafı ifade etmektedir. Örneğin, davacının kanun yoluna başvurması hâlinde kanun gereği karşı taraf davalıdır; davalının başvurması hâlinde ise karşı taraf davacıdır. Kendisi de davalı konumunda olan ve menfaat zıtlığı bulunmayan zorunlu veya ihtiyari dava arkadaşlarının yasa koyucunun kastettiği karşı taraf statüsünde değerlendirilmesi hukuken asla mümkün değildir. Dolayısıyla, yasada bulunmayan bir tebligat zorunluluğunun ihdas edilmesi ve buna bağlı olarak eksik harç ve giderlerin yatırılmasını düzenleyen usul hükümlerinin, karşı taraf sıfatı taşımayan kişilere yapılacak tebligatlar için kıyasen veya genişletici bir yorumla uygulanması hukuki belirlilik ve güvenlik ilkeleriyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu başvuruda mahkemelerin usul kurallarını hak arama özgürlüğü aleyhine ne derece esnetebileceğini veya aşırı şekilci bir biçimde katılaştırabileceğini Anayasal güvenceler çerçevesinde titizlikle incelemiştir. Olayın gelişimine bakıldığında, başvurucu kendisi gibi davalı konumunda olan ve toplamda altmış dört kişinin de bulunduğu bir ortaklığın giderilmesi davasında yerel mahkemenin verdiği aleyhe kararı haklı olarak istinaf kanun yoluna taşımıştır. Yargılama sürecinde, başvurucunun istinaf dilekçesi davanın gerçek ve hukuki anlamdaki karşı tarafı olan davacıya usulüne tamamen uygun bir biçimde tebliğ edilmiştir. Ancak İstinaf Mahkemesi, kanun metninde hiçbir hukuki dayanağı olmamasına rağmen, istinaf dilekçesinin başvurucuyla aynı tarafta yani davalı safında yer alan diğer altmış dört kişiye de tebliğ edilmesini ön şart olarak koşmuş ve usuli eksikliğin giderilmesi için dosyayı ilk derece mahkemesine iade etmiştir.
Dosyanın iade edilmesi üzerine ilk derece mahkemesi de bu yönlendirme doğrultusunda başvurucudan anılan altmış dört kişiye tebligat çıkarılması için gereken önemli miktardaki posta gider avansını yatırmasını istemiş, verilen kesin süre içinde yatırılmaması üzerine ise esasa girmeden istinaf başvurusunu bütünüyle usulden reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet ve usul hukukunu derinden ilgilendiren bu uygulamanın kanunilik şartını taşıyıp taşımadığını anayasal denetime tabi tutmuştur. İlgili usul kanunlarına bakıldığında, bir kanun yolu dilekçesinin yalnızca davanın karşı tarafına tebliğ edilmesi emredici bir yasal kuraldır. Uyuşmazlığın karşı tarafında bulunmayan, menfaat çatışması yaşamayan ve başvurucuyla tamamen aynı tarafta yer alan kişilere dilekçenin tebliğ edilmesi hususunda yasal hiçbir zorunluluk bulunmamaktadır. Mahkemelerin yasa koyucunun iradesi dışında bu tarz usuli engeller yaratması kabul edilemez bulunmuştur.
Yüksek Mahkemeye göre, yürürlükteki mevzuatta bulunmayan bir yükümlülüğün mahkeme içtihadı veya hatalı uygulaması ile sonradan yaratılması ve bunun adeta yeni bir dava şartı ya da kanun yoluna başvuru ön koşulu hâline getirilmesi, hukuk devletinin en temel taşlarından olan öngörülebilirlik ve belirlilik ilkelerine açıkça aykırıdır. Başvurucudan kanunda hiçbir şekilde yeri olmayan ve tamamen gereksiz bir usul işlemi için gider avansı talep edilmesi ve bu giderin karşılanmaması bahanesiyle istinaf talebinin usulden reddedilmesi, kişinin uyuşmazlığı bir üst derece mahkemesi önüne taşımasını ve adalet aramasını fiilen imkânsız kılmıştır. Bu haksız durum, başvurucunun anayasal mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığını, katı ve şekilci bir yaklaşımla hukuk devleti ilkesini ihlal ettiğini apaçık göstermektedir. Ayrıca başvurucunun yargılamanın çok uzun sürdüğüne yönelik makul sürede yargılanma hakkına ilişkin ek şikâyetleri, kanunla kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmemiş olması nedeniyle başvuru yolları tüketilmeden Anayasa Mahkemesine gelindiği gerekçesiyle kabul edilmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.