Karar Bülteni
AYM Oğuzhan Tekin BN. 2022/93576
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/93576 |
| Karar Tarihi | 06.01.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tutuklamaya itiraz kısa sürede karara bağlanmalıdır.
- İtirazın incelenmemesi kişi hürriyeti hakkını ihlal eder.
- Hürriyeti kısıtlanan kişi tazminat hakkına sahiptir.
- Gözaltı süresine zorunlu yol süresi ilave edilebilir.
- İdari aksaklıklar kanuni itiraz hakkını ortadan kaldıramaz.
Bu karar, ceza muhakemesi sürecinde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında tutuklama tedbirine karşı yapılan itirazların yargı mercilerince fiilen ve ivedilikle incelenmesinin mutlak bir anayasal zorunluluk olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, savcılıkların yetkisizlik kararı vermesi, uyuşmazlık dosyasının posta aşamasında bulunması veya fiziki evraklara mahkemece erişilememesi gibi tamamen idari mekanizmanın işleyişinden kaynaklanan usuli aksaklıkların, kişinin hürriyetine yönelik yaptığı itirazının incelenmemesine meşru bir gerekçe yapılamayacağını kuvvetle vurgulamıştır. Bireylerin hürriyetlerinden yoksun bırakıldığı durumlarda, itiraz kanun yollarına etkin bir şekilde erişimlerinin sağlanması, hukuk devletinin en temel güvencelerinden biridir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi değerlendirildiğinde, bu karar özellikle tazminat davaları için çok önemli bir rehber niteliği taşımaktadır. Derece mahkemelerinin koruma tedbirlerine ilişkin tazminat davalarını reddederken, kişinin yakalama veya tutuklama işlemine karşı başvuru imkânlarından gerçekten yararlandırılıp yararlandırılmadığını şeklen değil esastan titizlikle incelemesi gerektiği sabittir. Nitekim yargı mercileri arasındaki yetki uyuşmazlıkları ya da dosya sevkiyatından kaynaklanan bürokratik gecikmelerin faturasının tutuklu şüpheliye kesilemeyeceği ve bu durumun doğrudan devletin tazminat sorumluluğunu doğuracağı Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça içtihat altına alınmıştır. Bu yönüyle anılan karar, uygulamadaki tazminat taleplerinin çok daha geniş ve temel hak eksenli bir perspektifle ele alınmasına öncülük edecek, derece mahkemelerinin tazminat davalarındaki yaklaşımını doğrudan etkileyecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Oğuzhan Tekin, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmış ve akabinde sulh ceza hâkimliği tarafından tutuklanmıştır. Tutuklama kararının ardından savcılık makamı dosyada yetkisizlik kararı vererek soruşturma dosyasını İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Başvurucunun avukatı, yasal süresi içerisinde tutuklama kararına karşı itiraz dilekçesini sunmuştur. Ancak dosyanın yetkisizlik kararı nedeniyle fiziki olarak İstanbul'a gönderilmesi sürecinde yaşanan bürokratik gecikmelerden dolayı, itiraz dilekçesi herhangi bir yargı mercii tarafından esastan incelenmemiştir. Başvurucu daha sonra yargılama aşamasında tahliye edilmiş ve yargılaması sonucunda hapis cezası almıştır.
Yaşadığı bu tutukluluk ve gözaltı süreci sonrasında başvurucu; gözaltı süresinin haksız ve gerekçesiz yere uzatıldığını, kanuni gözaltı süresi içerisinde hâkim karşısına çıkarılmadığını, nezarethanedeki tadilat sebebiyle farklı emniyet müdürlüklerine götürüldüğünü, tutuklama kararından sonra personel eksikliği sebebiyle ceza infaz kurumu yerine tekrar emniyet müdürlüğüne götürüldüğünü ve en önemlisi tutuklamaya yaptığı itirazın incelenmediğini belirterek devlete karşı koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası açmıştır. Yerel ağır ceza mahkemesinin ve istinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesinin tazminat davasını yasal şartların oluşmadığı gerekçesiyle reddetmesi üzerine başvurucu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın kişi hürriyeti ve güvenliğini düzenleyen 19. maddesindeki kurallara ve ilgili ceza muhakemesi mevzuatına dayanmıştır. Anayasa'nın 19. maddesinin beşinci fıkrasına göre yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırk sekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılmalıdır. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasına göre ise, hürriyeti kısıtlanan her şahsın, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve kısıtlamanın hukuka aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı bulunmaktadır. Bu hak, tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarına karşı yapılan itirazların incelenmesi aşamasında da titizlikle uygulanması gereken bir anayasal güvencedir.
Bununla bağlantılı olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 268, kararına itiraz edilen makamın itiraz incelemesini en çok üç gün içinde yapmasını, itirazı yerinde görmezse yetkili merciye göndermesini açıkça öngörmektedir. Her ne kadar itiraz merciinin incelemesini tam olarak ne kadar sürede tamamlaması gerektiğine dair kanunda kesin bir süre öngörülmemiş olsa da Anayasa'daki "kısa sürede" ibaresi, itirazın gecikmeksizin ve mümkün olan en kısa zaman diliminde karara bağlanmasını emretmektedir.
Ayrıca, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 yakalama, adli kontrol veya tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerini düzenlemektedir. Bu kural uyarınca açılan tazminat davalarında derece mahkemelerinin, başvurucuların iddialarını somut olayın özelliklerine göre özenle incelemesi gerekmektedir. Gözaltı sürelerine ilişkin olarak ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 91 ve terör suçlarında uygulanan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu geçici maddeleri gereği azami gözaltı sürelerine, yakalama yerine en yakın hâkime gönderilme için gerekli olan zorunlu yol süresi ilave edilebilir. Ancak yol süresi on iki saati geçemez ve bu süre soruşturma birimlerine verilmiş açık bir çek olmayıp keyfî olarak kullanılamaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle başvurucunun gözaltı süresinin aşıldığına ilişkin şikâyetlerini detaylı biçimde ele almıştır. Başvurucu hakkında Cumhuriyet savcısının yazılı talimatı ile toplu suçlar kapsamında öngörülen azami dört günlük gözaltı süresi uygulanmıştır. Soruşturma evrakları ve elektronik yargı ağı kayıtları incelendiğinde, başvurucunun yakalanarak gözaltına alındığı tarih ile hâkim önüne çıkarılmak üzere sevk edildiği saat arasındaki zaman dilimi değerlendirildiğinde, kanunda belirlenen azami dört günlük gözaltı süresinin ve en fazla on iki saat olabilecek zorunlu yol süresinin aşılmadığı açıkça tespit edilmiştir. Başvurucunun gözaltı süresinin aşıldığına, uzatma kararının tebliğ edilmediğine ve tutuklama sonrası adliye personeli yetersizliği yüzünden tekrar emniyet müdürlüğüne götürüldüğüne yönelik şikâyetleri bu bağlamda dayanaktan yoksun bulunarak kabul edilmemiştir.
Ancak tutuklama kararına yönelik itirazın incelenmemesi şikâyeti bakımından Anayasa Mahkemesi çok daha farklı bir tespite ulaşmıştır. Başvurucunun tutuklanmasının hemen ardından savcılık tarafından yetkisizlik kararı verilerek dosyanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiştir. Başvurucunun müdafii, yasal süresi içinde İzmir'deki sulh ceza hâkimliğine tutuklama kararına karşı itiraz dilekçesini usulüne uygun şekilde sunmuştur. Buna karşın, dosyanın yetkisizlik kararı sonrası postada olması ve fiziken erişilememesi gerekçesiyle itiraz dilekçesi herhangi bir yargısal incelemeye tabi tutulmadan yetkisizlik kararı verilen savcılığa gönderilmiş ve aylar sonra yargılamayı yapacak ağır ceza mahkemesine ulaşmıştır. Sonuç itibarıyla başvurucunun tutuklama kararına karşı hürriyetinin kısıtlanmasına yönelik yaptığı hukuki itiraz, hiçbir yargı mercii tarafından makul süre içinde değerlendirilmemiştir.
Başvurucu bu açık mağduriyetine dayanarak tazminat davası açtığında, derece mahkemesi dosya kapsamındaki bu açık usuli hatayı ve gecikmeyi görmezden gelmiş, başvurucunun başvuru imkânlarından faydalandırılmadığını ispat edemediği gerekçesiyle tazminat davasını haksız bir biçimde reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, yetki uyuşmazlığı ve dosyanın fiziki intikali sırasında yaşanan idari sorunların, kişinin anayasal güvence altındaki yargı mercine itiraz hakkını fiilen ortadan kaldıramayacağını ve bu bağlamda açılan tazminat davasının reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu net bir şekilde saptamıştır. Derece mahkemesinin tazminat davasındaki ret kararı, başvurucunun hürriyetine yönelik itiraz hakkının ihlali ile oluşan zararın telafi edilmesini imkânsız hale getirmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tutuklama kararına yönelik itirazın incelenmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.