Anasayfa Karar Bülteni AYM | İlker Tokdemir | BN. 2022/68720

Karar Bülteni

AYM İlker Tokdemir BN. 2022/68720

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/68720
Karar Tarihi 20.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tutanak karinesi mutlak olarak uygulanamaz.
  • Bireyin beyanı tutanağın içeriğini doğrulayabilir.
  • Mahkemeler itirazları ilgili gerekçeyle karşılamalıdır.
  • Alkolmetre reddi başlı başına bir kabahattir.

Bu karar, idari yaptırımlara dayanak teşkil eden kolluk tutanaklarının ispat gücü ile bireylerin savunma hakkı arasındaki hassas dengeyi ortaya koyması bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Trafik denetimleri sırasında tanzim edilen tutanakların içeriğinin hukuka ve gerçeğe uygunluk karinesinden yararlandığı bilinen bir ilke olmakla birlikte, bu karinenin yargılamayı anlamsız kılacak düzeyde mutlak ve katı olarak uygulanması bireyleri devlete karşı savunmasız bırakarak adil yargılanma hakkını zedeleyebilir. Anayasa Mahkemesi bu kararı ile kamu görevlilerince tutulan tutanakların içeriğinin her durumda tartışılmaz kabul edilemeyeceğini, itiraz eden bireye iddialarını sunma ve tutanağın aksini ispatlama hususunda makul ve yeterli bir şans tanınması gerektiğini güçlü bir biçimde vurgulamaktadır.

Bununla birlikte kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi, bireyin kendi beyanlarıyla tutanağın maddi unsurlarını bizzat doğruladığı durumlarda ortaya çıkmaktadır. Yargılamada kolluk tutanağına aksi ispat edilemeyecek seviyede sarsılmaz bir üstünlük tanınmamakla beraber, bireyin eylemi gerçekleştirdiğini ikrar eden beyanları mevcutsa, mahkemenin ek delil araştırmasına gitmeden tutanağı esas alması silahların eşitliği ilkesine aykırılık teşkil etmez. Karar, trafik denetimlerinde teknik cihazla ölçümü reddetme eyleminin başlı başına yaptırıma bağlandığını ve sonradan rıza gösterilmesinin veya hastanede farklı bir test yapılmasının bu kabahatin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldırmayacağını açıkça göstermektedir. Bu yönüyle karar, idari para cezalarının iptali davalarında sulh ceza hâkimliklerinin delil değerlendirme sınırlarını netleştirmekte ve uygulamaya rehberlik sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, trafikte seyir hâlindeyken polis ekipleri tarafından durdurulmuş ve kendisinden alkol ölçüm cihazına üflemesi istenmiştir. Başvurucu, işlemin neden yapılmak istendiği ve gerekliliği hakkında kolluk görevlilerine sorular sormuş, cevap alamadığı gerekçesiyle de ilk aşamada cihazı üflemekten kaçınmıştır. Bunun üzerine polis ekipleri, alkol ölçüm cihazını üflemeyi reddetme eylemi nedeniyle idari para cezası kesmiş ve başvurucunun sürücü belgesine iki yıl süreyle el koymuştur.

Başvurucu, avukatıyla görüştükten sonra üflemeyi kabul ettiğini ve ayrıca kolluk nezaretinde gittiği hastanede kan vererek alkolsüz olduğunu kanıtladığını belirterek, kesilen cezanın ve ehliyetine el konulması işleminin iptali için Sulh Ceza Hâkimliğine başvurmuştur. Hâkimliğin, tanık ve kamera kayıtlarını inceleme taleplerini reddederek yalnızca polis tutanağına dayanıp itirazını reddetmesi üzerine başvurucu, yargılamanın haksız yürütüldüğünü ve silahların eşitliği ilkesinin zedelendiğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan silahların eşitliği ilkesini ve çelişmeli yargılama prensiplerini merkeze almıştır. İdari yaptırım kararlarına dayanak teşkil eden ve kamu ajanları tarafından düzenlenen tutanakların içeriği, kural olarak hukuka ve gerçeğe uygunluk karinesinden yararlanmaktadır. Ancak yerleşik içtihatlara göre, idari işlemin hukukiliğinin veya tutanağın gerçekliğinin dava konusu edildiği bir yargılamada, hâkimin bu karineyi mutlak bir doğru olarak uygulaması davanın açılmasını anlamsız hâle getirebilir. Tutanak içeriğinin yargılamanın sonucunu mutlak olarak belirlemesi, bireyi devlete karşı dezavantajlı konuma düşürerek silahların eşitliği ilkesini zedelemektedir.

Bu kapsamda, mahkemelerin başvurucunun iddia ve itirazlarını dikkate alması, bunları ilgili ve yeterli gerekçe ile karşılaması zorunludur. Trafik denetimleri sırasında uygulanan cezalara ilişkin temel kural ise 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m.48/9 hükmünde düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemeye göre, uyuşturucu, uyarıcı madde veya alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere idari para cezası verilmekte ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınmaktadır.

Söz konusu kanun hükmünde cezalandırılan fiil, kişinin fiilen alkollü araç kullanması değil, denetim anında yasal bir zorunluluk olan teknik cihazla ölçüm yapılmasını doğrudan reddetmesidir. Dolayısıyla yargılamada uyuşmazlığın çözümü için incelenmesi gereken temel husus, kişinin olay anında bu cihazı kullanmayı reddedip reddetmediğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmesidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun cihazı üflemeyi reddetme eyleminin yalnızca kolluk görevlilerince tanzim edilen tutanağa dayanılarak ispatlanmadığını tespit etmiştir. Bizzat başvurucunun Sulh Ceza Hâkimliğine sunduğu itiraz dilekçelerindeki ve Anayasa Mahkemesine verdiği başvuru formundaki kendi beyanları incelendiğinde; kolluk görevlilerinin kendisine alkol ölçüm cihazını üflemesini söylediği, ancak başvurucunun işlemin gerekliliği yönünde sorular sorduğu ve tatmin edici cevap alamadığı gerekçesiyle başlangıçta cihaza üflemekten rızasıyla imtina ettiği açıkça anlaşılmaktadır. Başvurucunun sonradan durumu sorgulamak için avukatıyla görüşmesi, akabinde cihazı üflemek istediğini beyan etmesi veya hastanede kan tahlili yaptırarak alkolsüz olduğunu belgelemesi, olay anında teknik cihazı kullanmayı reddettiği gerçeğini değiştirmemektedir.

Sulh Ceza Hâkimliğinin karar gerekçesine bakıldığında, başvurucu hakkındaki idari para cezasının "alkollü araç kullanmaya" değil, doğrudan yasada öngörülen "alkol ölçüm cihazını kullanmayı kabul etmeme" kabahatine yönelik olduğunun yeterli açıklıkta ortaya konulduğu görülmektedir. Bu bağlamda, kamu görevlilerince düzenlenen tutanağın gerçeklik karinesi aksi ispat edilebilir nitelikte olsa da, mevcut olayda başvurucunun kendi beyanlarıyla tutanak içeriğindeki reddetme fiilini doğruladığı sabittir.

Başvurucunun olay anında araçta bulunan tanıkların dinlenmesi veya MOBESE ve ATM kamera kayıtlarının incelenmesi yönündeki talepleri, teknik cihazı kullanmayı ilk aşamada reddettiği gerçeğini ortadan kaldırmayacak niteliktedir. Bu iddiaların, isnat edilen eylemin aksini ispatlamaya yönelik olmaması sebebiyle, Hâkimliğin başkaca bir delil toplamasına gerek görmeden kolluk tutanağını ve mevcut beyanları esas alarak karar vermesi yargılamayı adaletsiz hâle getirmemiştir. Hâkimliğin, devlet otoritesi karşısında bireyi dezavantajlı konuma düşürecek şekilde tutanağa sorgulanamaz bir üstünlük tanıdığından söz edilemez.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: