Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2010/45224 E. | 2013/6766 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2010/45224 E. 2013/6766 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2010/45224
Karar No 2013/6766
Karar Tarihi 26.02.2013
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Toplu iş sözleşmesindeki fahiş cezai şart indirilmelidir.
  • Cezai şart hesabında hakkaniyet indirimi uygulanması zorunludur.
  • İşyeri değişikliği sözleşmeye ve hukuka aykırı olamaz.

Bu karar, işveren ile sendika arasında akdedilen toplu iş sözleşmesinde (TİS) öngörülen cezai şartların uygulanabilirlik sınırlarını ve mahkemelerin bu cezai şartlar üzerindeki yasal denetim yetkisini net bir biçimde ortaya koymaktadır. İşverenin toplu iş sözleşmesi hükümlerine açıkça aykırı davranarak işçinin görev yerini keyfi olarak değiştirmesi ve psikolojik taciz (mobbing) uygulaması durumunda, sözleşme kapsamında belirlenen tazminatın talep edilmesi hukuken korunan temel bir haktır. Ancak Yargıtay, bu hakkın kullanımında dahi öngörülen meblağın fahiş olması durumunda hakimin yetkisini kullanarak müdahale etmesi gerektiğini açıkça vurgulamaktadır. Yirmi aylık ücret tutarındaki yüksek bir cezai şartın yerel mahkemece hiçbir inceleme ve indirim yapılmadan olduğu gibi kabul edilmesi, borçlar hukuku prensiplerine aykırı bulunmuştur.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu içtihat, işçi lehine düzenlenen toplu iş sözleşmesi hükümlerinin genel hukuk kurallarına ve özellikle borçlar hukuku temel prensiplerine tabi olduğunu göstermektedir. Uygulamada, iş mahkemelerinin cezai şart taleplerini değerlendirirken mutlaka hakkaniyet indirimi yapıp yapmamayı tartışması gerektiği somut bir şekilde anlaşılmaktadır. Sözleşme serbestisi kapsamında belirlenen yüksek meblağlı cezaların, adalete ve ölçülülük ilkesine uygun hale getirilmesi, işçi ve işveren arasındaki adil dengenin korunması bakımından büyük önem taşımaktadır. Hakimin takdir yetkisi, fahiş cezai şartların makul bir seviyeye çekilmesi ve sebepsiz zenginleşmeye yol açılmaması için doğrudan devreye girmelidir. Bu karar, mahkemelerin salt sözleşme lafzına bağlı kalmaksızın adalet ilkesini uygulaması gerektiğine dair güçlü bir emsal niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, davalı belediyeye karşı haksız işyeri değişikliği ve mobbing iddialarıyla tazminat davası açmıştır. Davacı, bin dokuz yüz doksan dört yılından itibaren belediyede itfaiyeci olarak çalışırken, rızası dışında fen işleri bölümüne transfer edilmiştir. İşçi, bu transferin tamamen keyfi olduğunu ve kendisine çöp kamyonunda çalışmak, yol inşaatı ve taş döşeme gibi asıl mesleğiyle ilgisi bulunmayan ağır işler verilerek mobbing uygulandığını iddia etmiştir.

Davacı, bağlı bulunduğu sendika ile yapılan toplu iş sözleşmesinin ilgili maddeleri uyarınca işverenin keyfi görev yeri değişikliği yapamayacağını belirterek yirmi aylık maaşı tutarında cezai şart tazminatı talep etmiştir. Davalı belediye ise değişikliklerin idarenin takdiri ve kamu hizmetinin bir gereği olduğunu, davacının ücretinde herhangi bir kayıp yaşanmadığını ve uygulanan bir baskı bulunmadığını savunarak davanın tümden reddini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı genel hukuk kuralları, iş hukuku mevzuatı ve borçlar hukuku ilkelerinin kesişim noktasında yer almaktadır. İşçi ve işveren arasında akdedilen bireysel veya toplu iş sözleşmelerinde, tarafların edimlerine aykırı davranmaları ihtimaline karşı caydırıcı nitelikte cezai şartlar öngörülebilmektedir. Ancak, bu uyuşmazlıkta kararın dayandığı temel ve en kritik hukuk kuralı mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m.161 hükmüdür. İlgili kanunun son fıkrası, hakime fahiş (aşırı yüksek) gördüğü cezai şartları mutlaka tenkis etme (indirme) görevini ve sorumluluğunu yüklemektedir.

Mahkemeler, taraflar kendi özgür iradeleriyle sözleşmede serbestçe bir miktar belirlemiş olsalar bile, öngörülen bu cezanın olayın şartlarına göre fahiş olup olmadığını resen incelemekle mükelleftir. İş hukukunda temel bir prensip olan işçi lehine yorum ilkesi geçerli olsa da, bu ilke fahiş cezai şartların mutlak surette ve her durumda aynen uygulanacağı anlamına gelmez. Hukuk sistemi, adaletsiz zenginleşmelere veya ekonomik yıkımlara yol açacak sözleşme hükümlerini adalet mekanizması aracılığıyla sınırlandırmaktadır.

Yirmi aylık ücret tutarı gibi oldukça yüksek oranlı cezai şartların, hakkaniyet ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde adli mercilerce değerlendirilmesi hukuki bir zorunluluktur. Hakimin, somut olayın tüm özelliklerini, işçinin işyerindeki kıdemini, işverenin sözleşmeye aykırı davranışındaki kusurunun ağırlığını ve tarafların genel ekonomik durumunu göz önüne alarak hakkaniyete uygun bir indirim yapması, adalet duygusunun ve evrensel hukuk prensiplerinin vazgeçilmez bir gereğidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, davacı işçi yıllarca itfaiyeci olarak uzmanlık gerektiren bir pozisyonda görev yapmasına rağmen kendi onayı ve rızası dışında tamamen farklı bir birim olan fen işleri bölümüne gönderilmiştir. Davacı, bu yeni görev yerinde mesleğiyle ve uzmanlığıyla bağdaşmayan çöp toplama, yol yapımı ve ağır vasıflı beden işçiliği gibi görevlerde çalıştırılarak sistematik bir baskıya maruz bırakılmıştır. Yerel mahkeme, davalı belediyenin bu eylemlerinin yürürlükteki toplu iş sözleşmesine açıkça aykırı olduğunu, idarenin takdir yetkisini sınırlarını aşarak kullandığını ve davacının sözleşmede yer alan cezai şart niteliğindeki tazminatı hak ettiğini tespit etmiştir. Mahkeme, toplu iş sözleşmesinde öngörülen yirmi aylık ücret tutarındaki yüksek tazminat miktarını olduğu gibi kabul ederek davanın kabulüne karar vermiştir.

Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yaptığı temyiz incelemesinde yerel mahkemenin kararındaki tazminat miktarının hukuki denetimini gerçekleştirmiştir. Yüksek Mahkeme, davalı idarenin esasa yönelik diğer temyiz itirazlarını yerinde bulmayarak reddetmiş ve işçinin haksızlığa uğradığı gerçeğini onaylamıştır. Uyuşmazlığın düğümlendiği ana sorun, talep edilen ve yerel mahkemece aynen hükmedilen yirmi aylık maaş tutarındaki ağır cezai şartın miktarı ve uygulanma şeklidir.

Yargıtay, bu noktada 818 sayılı Borçlar Kanunu m.161 uyarınca fahiş olan cezai şarttan indirim yapılmasının yasal ve hukuki bir zorunluluk olduğunu vurgulamıştır. Mahkemece, hiçbir makul indirim takdiri yapılmaksızın ve mesele hakkaniyet süzgecinden geçirilmeden isteğin tam kabulüne karar verilmesi hukuka ve hakkaniyete aykırı bulunmuştur. Öngörülen yirmi aylık cezanın somut olayın dinamiklerine göre fahiş olduğu tespit edilmiş ve yasal düzenlemeler gereği hakimin takdir yetkisini kullanarak uygun bir indirim yapması gerektiği tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, fahiş cezai şart miktarından yasaya uygun bir hakkaniyet indirimi yapılmaması nedeniyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: