Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/30661 E. 2017/3788 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/30661 |
| Karar No | 2017/3788 |
| Karar Tarihi | 13.03.2017 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Toplu iş bırakma eylemi ölçülü olmalıdır.
- Kanun dışı grev haklı fesih nedenidir.
- Taleplerin işverence karşılanabilir olması gerekmektedir.
- Sendikal uyuşmazlıklarda işverene husumet yöneltilemez.
- Ölçüsüz eylemler demokratik hak kapsamında korunmaz.
Bu karar, işyerinde yürürlükte olan kesinleşmiş bir toplu iş sözleşmesi bulunmasına rağmen, işçilerin yetkili sendikaya tepki göstermek amacıyla gerçekleştirdikleri toplu iş bırakma eylemlerinin hukuki sınırlarını ve işverenin fesih hakkını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yargıtay, sendika içi uyuşmazlıkların veya yetkili sendikaya yönelik şikayetlerin işverene zarar verecek boyutlara ulaşmasını, özellikle fabrikayı terk etmeme ve üretimi durdurma şeklindeki fiili eylemleri, Anayasal barışçıl eylem hakkı kapsamında değerlendirmemiştir. İşçilerin taleplerinin mevcut hukuki statü gereği işverence karşılanmasının yasal olarak imkânsız olması ve eylemin ölçülülük sınırını fersah fersah aşması, iş sözleşmelerinin haklı nedenle tazminatsız feshi için yeterli görülmüştür.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, endüstriyel ilişkilerde "ölçülülük" ilkesinin temel bir kriter olduğunu kuvvetle vurgulamaktadır. Uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan demokratik hak arama ve eylem özgürlüğünün, işverenin yönetim ve mülkiyet hakkını ihlal edecek, fabrikadaki çalışma düzenini çökerterek can ve mal güvenliğini tehlikeye atacak bir noktaya evrilmesi durumunda hukuki koruma görmeyeceği içtihat altına alınmıştır. Uygulamada, özellikle iş kollarında sıkça rastlanan yetkili sendika istifaları ve temsilci tanınması süreçlerindeki fiili işyeri işgallerinin kanun dışı grev sayılarak işçilerin işten çıkarılmasına hukuki zemin hazırlayan oldukça hayati bir karardır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, çalıştığı fabrikada yetkili sendikadan istifa ettiği için işveren yetkililerince kendisine ve arkadaşlarına psikolojik baskı yapıldığını, sürekli takip edilerek mobbing uygulandığını belirterek, iş sözleşmesinin haksız ve sendikal nedenlerle feshedildiğini ileri sürmüş ve işe iade talebiyle dava açmıştır. Davacı, işten çıkarılmasının asıl sebebinin sendikal tercihi olduğunu iddia etmiştir.
Davalı işveren ise işyerinde hiçbir maddi veya hukuki sorun yokken, işçilerin diğer fabrikalardaki zam oranlarından etkilenerek kendi yetkili sendikalarına karşı ayaklandıklarını savunmuştur. İşverenin iddiasına göre, işçiler üretimi tamamen durdurarak günlerce süren kanun dışı bir iş bırakma ve işyeri işgali eylemi gerçekleştirmişlerdir. İşveren, barışçıl çözüm uyarılarına rağmen işçilerin alanı terk etmemeleri üzerine can ve mal güvenliğini sağlamak ile zararı önlemek adına sözleşmelerin haklı nedenle feshedildiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı incelerken temel aldığı yasal düzenlemelerin başında 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 gelmektedir. Bu yasa maddesine göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları "grev" olarak tanımlanmıştır. Kanuni grev için yasada öngörülen şartlar gerçekleşmeden, tamamen fiili bir tepkiyle yapılan iş bırakma eylemleri ise "kanun dışı grev" niteliğindedir.
Yargıtay, uyuşmazlığın evrensel hukuk standartlarına uygunluğunu değerlendirirken 87 ve 98 sayılı ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 51, 54 ve 90 hükümlerine de atıf yapmıştır. Bu uluslararası ve anayasal kurallar çerçevesinde, işçilerin bireysel veya toplu haklarını savunmak için demokratik ve barışçıl eylem yapma hakları bulunsa da, bu hakkın kullanımı sınırsız değildir. Yerleşik içtihatlara göre, bir eylemin hak arama özgürlüğü kapsamında korunabilmesi için eylemin işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve mutlaka ölçülü olması gerekmektedir.
Mülkiyet ve girişim özgürlüğünü ihlal edecek boyuta ulaşan işyeri işgali veya makinelerin çalışmasını engelleme şeklindeki eylemler, iş hukukunun temel ilkelerinden olan işçinin sadakat ve işverenin yönetim hakkına itaat borcunun ağır bir ihlali olarak kabul edilmektedir. İlgili kanun maddesi olan 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II çerçevesinde işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan halleri, işverene derhal haklı nedenle fesih imkânı tanımaktadır. Toplu iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu bir dönemde, yetkili sendika dışındaki kayıt dışı sözcülerin tanınması talebi gibi hukuken imkânsız isteklerle üretimin durdurulması ve yasal çağrılara rağmen eylemin sürdürülmesi işverenin fesih hakkını hukuka uygun hale getiren başlıca kurallardır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yerel mahkeme tarafından yapılan incelemede, işçilerin eyleminin işverene zarar verme kastı taşımadığı, giriş çıkışları engellemedikleri ve bu nedenle eylemin hak arama özgürlüğü kapsamında kalan barışçıl bir eylem olduğu değerlendirilerek işe iade kararı verilmiştir. Ancak Yargıtay bu hukuki tespiti hatalı bulmuş ve karara katılmamıştır. Dosya kapsamındaki deliller, emniyet kayıtları ve tanık beyanlarına göre, davalı işyerinde 02.07.2015 tarihinde sabah başlayıp emniyet güçlerinin müdahalesiyle ancak 05.07.2015 tarihinde sona eren, fabrika binasından çıkmama ve üretimi durdurma eyleminin; zamanlaması, eyleme katılan işçi sayısı ve eylemin uzun süresi dikkate alındığında ölçülülük sınırlarından tamamen uzaklaştığı tespit edilmiştir.
İşçilerin gerçekleştirdiği bu eylemin asıl hedefinin işveren değil, işyerinde o tarihte yetkili konumda bulunan sendika olduğu net bir şekilde ortaya konulmuştur. İşçilerin, kendi içlerinden seçtikleri gayri resmi sözcülerin işverence bir protokol ile tanınması, onlara sendika odası tahsis edilmesi ve yetkili sendikanın temsilcilerinin dışlanması şeklindeki temel taleplerinin, yürürlükte yasal bir toplu iş sözleşmesi bulunduğu dikkate alındığında işveren tarafından kabul edilmesi mümkün değildir. Hukuken yetkisi ve tüzel kişiliği bulunmayan bir topluluğun resmi temsilci gibi tanınması işverenden beklenemez.
Ayrıca, işverenin işyerindeki yasal prosedürleri işleterek yalnızca eyleme bizzat katıldığını tespit ettiği kişilerin iş sözleşmelerini feshettiği saptanmıştır. İşverenin, sendikalı olan işçiler ile sendikasız işçiler arasında sendikalı olanlar lehine bir ayrım yaptığına veya belirli bir sendikayı korumaya yönelik kasten bir müdahalesinin olduğuna dair dosyada somut hiçbir kanıt bulunamamıştır. İşçilerin uyarılara rağmen sürdürdüğü bu eylem, kanun dışı grev niteliği taşımakta olup, can ve mal güvenliğini riske atan ölçüsüz bir fiili durum yarattığından işverenin uyguladığı fesih işlemi yasalara tam bir uyum içindedir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, eylemin ölçüsüz ve kanun dışı olduğu tespitinden hareketle işverenin fesih işleminin haklı nedene dayandığını belirterek yerel mahkeme kararını bozmuştur.