Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/30662 E. | 2017/3789 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/30662 E. 2017/3789 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/30662
Karar No 2017/3789
Karar Tarihi 13.03.2017
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma ve Ret
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Toplu iş bırakma eylemleri ölçülü olmalıdır.
  • Kanuni grev şartları taşımayan eylem haksızdır.
  • Ölçüsüz işyeri işgali hukuken korunmaz.
  • Üretimi engelleyen eylem haklı fesih nedenidir.

Bu karar, işyerinde sendikal uyuşmazlıklar veya ücret talepleri nedeniyle gerçekleştirilen kanun dışı toplu iş bırakma eylemlerinin hukuki niteliğini ve sınırlarını açıkça ortaya koymaktadır. Yargıtay, her ne kadar işçilerin demokratik ve barışçıl toplu eylem hakkı uluslararası sözleşmeler, İLO kararları ve anayasal güvence altında olsa da, bu hakkın kullanımının mutlak ve sınırsız olmadığını vurgulamaktadır. Eylemin ölçülülük ilkesine uygun olması ve işverene özel olarak zarar verme kastı taşımaması gerektiği altı çizilen en kritik husustur. Somut uyuşmazlıkta, yürürlükte yasal bir toplu iş sözleşmesi varken işçilerin fabrika binasını terk etmeyerek üretimi engellemesi, hakkın kötüye kullanımı ve ölçüsüz bir eylem olarak değerlendirilmiştir.

Benzer nitelikteki işçi eylemi ve işe iade davalarında bu kararın emsal etkisi oldukça yüksektir. Zira karar, işçi sendikaları ile işveren arasındaki hukuki dengenin nasıl sağlanması gerektiğine dair net bir sınır çizmektedir. İşçilerin, halihazırda yetkili sendika dışında kendi seçtikleri temsilcilerin tanınmasını talep ederek işyerini fiilen işgal etmeleri ve üretimi günlerce aksatmaları durumunda, eylemin barışçıl vasfını yitireceği belirlenmiştir. Bu ağır ihlalin, işverenin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/II maddesi uyarınca haklı nedenle derhal fesih hakkını meşru kıldığı içtihat altına alınmıştır. Karar, uygulamada işçilerin eylem yaparken üretim sürecine ölçüsüz zararlar vermemesi gerektiği konusunda belirleyici bir hukuki rehberdir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu uyuşmazlık, bir klima üretim fabrikasında çalışan işçinin, işten çıkarılması üzerine işverene karşı açtığı işe iade davasından kaynaklanmaktadır. İşçi, fabrikada yetkili olan sendikadan istifa etmesi nedeniyle işverenin kendisine ve diğer işçilere mobbing uyguladığını, istifa eden işçilerin sürekli takip edilip baskı altına alındığını iddia ederek işten çıkarılmasının haksız olduğunu savunmuştur. İşçi bu gerekçeyle işe iadesini ve sendikal tazminat ödenmesini talep etmiştir.

Buna karşılık işveren, otomotiv sektöründe başlayıp kendi fabrikalarına yansıyan kanun dışı iş bırakma eylemleri nedeniyle üretimin durduğunu belirtmiştir. İşveren, işçilerin fabrika binasını işgal ettiğini, yetkililerle görüşmeyi reddettiğini, yapılan uyarı ve emniyet müdahalelerine rağmen eylemin günlerce sürdüğünü ve üretimi ciddi şekilde aksattığını ifade etmiştir. Bu sebeple işverenin, can ve mal güvenliğini sağlamak ile şirket zararını önlemek adına işçilerin sözleşmesini tazminatsız ve haklı nedenle feshettiği ileri sürülmüştür.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde, iş sözleşmesinin feshinin haklı ve geçerli nedenlere dayanıp dayanmadığı ile işçilerin toplu eylem hakkının hukuki sınırları temel alınmıştır.

Öncelikle uyuşmazlık konusu grev ve iş bırakma eylemlerinin hukuki niteliği 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 çerçevesinde değerlendirilmiştir. İlgili kanun maddesinde, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanmıştır. Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasındaki uyuşmazlıklarda, kanun hükümlerine katı bir şekilde uygun olarak yapılan grev "kanuni grev" kabul edilirken, bu şartları taşımadan ve yasal prosedür izlenmeden yapılan fiili eylemler kanun dışı grev sayılmaktadır.

Bunun yanı sıra, işçilerin bireysel veya toplu iş hukukuna ilişkin demokratik hak arama ve barışçıl eylem yapma özgürlüğü, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 87 ve 98 sayılı Sözleşmeleri ile Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 51, 54 ve 90 kapsamında anayasal düzeyde güvence altındadır. Ancak bu uluslararası ve ulusal hakların kullanımında eylemin mutlaka barışçıl kalması, işverene veya üretim araçlarına doğrudan zarar verme kastı taşımaması ve en önemlisi ölçülülük ilkesine sadık kalınması gerekmektedir.

İş sözleşmesinin feshi bakımından ise 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II hükümleri devreye girmektedir. İşçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan halleri kapsamında değerlendirilen kanun dışı ve ölçüsüz eylemler, işverene sözleşmeyi süresi dolmadan veya bildirim süresini beklemeden haklı nedenle feshetme yetkisi vermektedir. İşçilerin işyerini terk etmemesi, üretimi ağır şekilde engellemesi ve işyeri güvenliğini tehlikeye atması, işverenin derhal fesih hakkının meşru ve yasal zeminini oluşturmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olay incelendiğinde, davalıya ait işyerinde taraflar açısından bağlayıcı olan ve 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında geçerli olan bir toplu iş sözleşmesinin halihazırda imzalanmış ve yürürlükte olduğu görülmüştür. Bu süreçte, diğer bazı fabrikalardaki ücret artışlarından etkilenen işçiler, kendi işyerlerinde de yasa dışı iş bırakma eylemlerine başlamıştır. Davalı işveren, eylemlerin ilk aşamasında üretimi durdurarak işçileri ücretli izne çıkarmış, daha sonra işçilerin maddi olarak desteklenmesini sağlayacak bir takım ödemeler yapmış ve iş barışını sağlamaya yönelik ciddi girişimlerde bulunmuştur. Tüm bu iyiniyetli adımlara rağmen, davacının da aralarında bulunduğu bir grup işçi fabrika binasında üretimi engelleme ve binadan çıkmama şeklinde eylemlerine devam etmiştir.

Yerel mahkeme her ne kadar söz konusu eylemleri barışçıl hak arama kapsamında kabul edip feshin haksız olduğuna hükmetmişse de, Yargıtay incelemesinde bu hukuki tespit hatalı bulunmuştur. İşçilerin fabrikada işbaşı yapmayıp günlerce üretim alanını fiilen işgal etmesi, işverenin çalışma ve üretim düzenini önemli ölçüde aksatmıştır. Söz konusu eylemin zamanlaması, eyleme katılan kişi sayısı ve devam ettiği süre göz önüne alındığında, barışçıl ve demokratik hak arama sınırlarını aştığı, ölçülülük ilkesinden tamamen uzaklaştığı açıkça tespit edilmiştir.

Ayrıca, davacı işçilerin yetkili sendikanın işyerinden çıkartılması ve yasal bir zemini olmayan yeni temsilcilerin tanınması gibi, yasal düzenlemeler karşısında yerine getirilmesi hukuken mümkün olmayan taleplerde bulunması durumu daha da zorlaştırmıştır. İşverenin sendikalı ve sendikasız işçiler arasında ayrım yaptığına veya sendikayı korumaya yönelik işçilere baskı kurduğuna dair herhangi bir somut delil de ispat edilememiştir. Emniyet güçlerinin müdahalesiyle ancak sonlandırılabilen bu nitelikteki eylemler neticesinde işverenin uyguladığı fesih prosedürü hukuka uygun bulunmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, eylemin ölçüsüz ve yasa dışı olması sebebiyle işverenin fesih işleminin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararını ortadan kaldırarak davanın tamamen reddi yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: