Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/31171 E. 2017/3816 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/31171 |
| Karar No | 2017/3816 |
| Karar Tarihi | 13.03.2017 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Toplu eylem hakkı ölçülülük ilkesine tabi olmalıdır.
- Kanuni şartları taşımayan grev kanun dışı kabul edilir.
- Eylemin işverene zarar verme kastı içermemesi gerekir.
- Ölçüsüz eyleme dayalı fesih işlemi hukuka uygundur.
Bu karar, işçi sendikaları ve toplu iş sözleşmesi süreçleri dışında kendiliğinden gerçekleştirilen iş bırakma ile fabrika işgali gibi toplu eylemlerin hukuki sınırlarını net bir biçimde çizmektedir. Kararda, anayasal bir hak olan demokratik ve barışçıl toplu eylem hakkının varlığı kabul edilmekle birlikte, bu hakkın kullanımının mutlak ve sınırsız olmadığı, mutlaka "ölçülülük" ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Yüksek Mahkeme, işçilerin üretim faaliyetini önemli ölçüde aksatacak ve işverenin mülkiyet ile yönetim hakkına zarar verecek düzeydeki eylemlerini kanun dışı grev kapsamında değerlendirmiştir.
Kararın emsal etkisi, özellikle yetkili sendikaya tepki olarak doğan ve hukuki prosedür izlenmeden gelişen yasa dışı iş bırakma eylemlerinde işverenin haklı fesih yetkisinin meşruiyetini güçlendirmesidir. Benzer işe iade davaları için bu içtihat; eylemin süresi, katılımcı sayısı, taleplerin mevcut yasal düzenlemelerle örtüşüp örtüşmediği ve işyerinin işgal edilip edilmediği gibi unsurların feshin haklılığını tayin etmede temel kriter olacağını göstermektedir. Mevcut bir toplu iş sözleşmesi yürürlükteyken kanuni yollar tüketilmeden gerçekleştirilen ve barışçıl boyutu aşan eylemlerin işveren açısından haklı fesih nedeni sayılacağı, uygulamadaki uyuşmazlıklara önemli bir ışık tutmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, bir işçinin çalıştığı işyerindeki işverenine karşı açtığı işe iade davasından kaynaklanmaktadır. Davacı işçi, işyerinde yetkili olan sendikadan istifa etmesi üzerine işveren ve sendika temsilcileri tarafından kendisine baskı (mobbing) uygulandığını iddia etmiştir. Davacının iddiasına göre, bu istifa süreci sonrasında işçiler sürekli gözetim altında tutulmuş, yalnızlaştırılmış ve nihayetinde iş sözleşmeleri haksız yere feshedilmiştir. İşçi, bu gerekçelerle feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı işveren ise davacının iddialarını tamamen reddederek, feshin sendikal bir nedene dayanmadığını belirtmiştir. İşveren; bir kısım işçinin fabrikada yasa dışı olarak iş bırakıp üretimi durdurduğunu, fabrikayı işgal ederek eylemi üç gün boyunca sürdürdüklerini ve uyarılara rağmen eylemi sonlandırmadıklarını ifade etmiştir. Bu doğrultuda işveren, feshin uygulanan bu yasa dışı toplu eylem sebebiyle haklı nedenle gerçekleştirildiğini savunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde, işçilerin toplu hak arama hürriyetleri ile yasa dışı grev niteliğindeki eylemlerin sınırları arasındaki hukuki hassas çizgi temel alınmıştır. Mahkemenin başvurduğu temel hukuki düzenlemelerin başında, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 gelmektedir. Bu madde uyarınca, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları "grev" olarak tanımlanmıştır. İlgili kanuni şartları taşımadan ve yasal prosedürlere uyulmadan yapılan eylemler ise kanun dışı grev kabul edilmektedir.
Yargıtay incelemesinde, bireysel veya toplu iş hukukuna dair hakların savunulması amacıyla işçilerin demokratik ve barışçıl eylem hakları bulunduğu; bu hakkın hem uluslararası normlar (87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı) hem de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.51, m.54 ve m.90 hükümleri ile güvence altına alındığı hatırlatılmaktadır. Ancak bu temel haklar mutlak ve kuralsız değildir. Gerçekleştirilen bir toplu eylemin hukuka uygun kabul edilebilmesi için eylemin mutlak surette "ölçülülük" ilkesine riayet etmesi ve "işverene özel olarak zarar verme kastı" taşımaması yerleşik bir içtihat prensibidir.
Eylemin ölçüsüzleşerek kanun dışı hale gelmesi durumunda, işverenin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı doğmaktadır. Bu noktada 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II bendi kapsamında, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller çerçevesinde işverenin derhal ve tazminatsız fesih yetkisi gündeme gelmektedir. Aynı zamanda, eylemlerin niteliği, süresi ve mevcut bir toplu iş sözleşmesi varken hukuken yerine getirilmesi imkânsız taleplerin ileri sürülmesi göz önüne alındığında, barışçıl sınırları aşan eylemlerde işverene katlanma yükümlülüğü yüklenemeyeceği kuralı benimsenmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay tarafından yapılan somut olay incelemesinde, davalı işverene ait fabrikada yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi bulunmasına rağmen, başka işyerlerindeki ücret artışlarından etkilenen işçilerin ülke çapında gelişen eylemlere dâhil oldukları tespit edilmiştir. İşyerinde 02.07.2015 tarihinde başlayıp günlerce devam eden ve emniyet güçlerinin müdahalesi ile sona erdirilebilen eylemin; işbaşı yapmamak, fabrikayı terk etmemek ve üretim faaliyetini durdurarak büyük çapta aksatmak şeklinde cereyan ettiği saptanmıştır. İşçilerin bu eylem sırasındaki temel taleplerinin, yürürlükte bulunan sözleşmenin tarafı olan yetkili sendikanın fabrikadan çıkarılması ve yasal bir tüzel kişiliği bulunmayan kendi sözcülerinin işverence muhatap alınması olduğu belirlenmiştir.
Yerel mahkeme söz konusu eylemi hak arama hürriyeti kapsamında barışçıl ve yasal bir demokratik eylem olarak değerlendirip feshin geçersizliğine hükmetmiş olsa da, Yargıtay dosyadaki somut veriler ışığında bu değerlendirmeye katılmamıştır. Yüksek Mahkeme, eylemin zamanlaması, katılan işçi sayısı ve üç gün boyunca süren kesintisiz fiili işgal durumu dikkate alındığında, olayın "ölçülülük" kriterinden bütünüyle uzaklaştığını açıkça ortaya koymuştur. Ayrıca eyleme dayanak gösterilen taleplerin mevcut yasal mevzuat ve yürürlükteki toplu iş sözleşmesi koşulları altında işverence yerine getirilmesinin hukuken mümkün olmadığına dikkat çekilmiştir.
İşverenin, yasa dışı grev boyutuna ulaşan bu eyleme katılan işçilerin sözleşmelerini feshederken sendikalı veya sendikasız işçi ayrımı yapmadığı, sendikayı koruma veya kollama amacı güttüğüne dair dosyada inandırıcı ve somut hiçbir delil bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu durum karşısında, üretimi durduran, mülkiyet ve yönetim hakkını ihlal eden eylemlerin barışçıl protesto sınırlarını aştığı tespit edilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, gerçekleştirilen toplu eylemin ölçüsüz olduğu ve işverenin fesih işleminin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.