Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/31170 E. | 2017/3815 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/31170 E. 2017/3815 K.

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/31170
Karar No 2017/3815
Karar Tarihi 13.03.2017
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Kanun dışı grev işverene haklı fesih hakkı tanır.
  • Toplu eylem hakkının kullanımı daima ölçülü olmalıdır.
  • Taleplerin yasal imkansızlığı eylemin meşruiyetini zedeler.
  • Demokratik eylem hakkı işyeri işgalini kesinlikle kapsamaz.

Bu karar, işyerinde sendikal özgürlükler ve toplu hak arama hürriyetleri ile kanun dışı grev eylemi arasındaki hukuki ince çizgiyi netleştirmesi bakımından kritik bir öneme sahiptir. Yargıtay, yürürlükte yasal bir toplu iş sözleşmesi bulunurken bir kısım işçinin sendika değiştirme talebiyle işyerini işgal edip üretimi durdurmasını, anayasal barışçıl eylem hakkı kapsamında değil, yasa dışı grev olarak nitelendirmiştir. Mahkeme, salt makinelere zarar verilmemiş olmasını eylemin barışçıl sayılması için yeterli görmemiş; işçilerin yasalara aykırı imtiyazlar talep etmesi ve işyerini işgal etmesi nedeniyle işverenin gerçekleştirdiği fesih işlemlerini hukuka uygun bulmuştur.

Benzer davalar açısından ve sendikal rekabetin sahaya yansıdığı durumlarda bu karar, işverenin alabileceği hukuki aksiyonların sınırlarını net biçimde çizmektedir. Mahkemelerin, işçilerin anayasal hak arama özgürlüğüne sığındığı ihtilaflarda sadece şiddet unsurunun yokluğuna değil, aynı zamanda hedeflenen "ölçülülük" ve taleplerin "yasallığı" kriterlerine de bakması gerektiği içtihat haline getirilmiştir. İşverenler, fiili işgal yaratan ve üretimi zarara uğratan çalışanlara karşı sözleşmeyi haklı nedenle derhal feshetme zeminine sahip olurken; işçilerin hak arama yöntemlerinin mutlaka kanuni çerçevede kalması gerektiği aksi halde ciddi sonuçlar doğuracağı vurgulanmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, çalıştığı fabrikada bir süredir yaşanan sendikal çekişmeler, karşılaştıkları baskılar ve maruz kaldıkları haksız muameleler nedeniyle iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz yere feshedildiğini ileri sürerek işveren aleyhine dava açmıştır. Olayların temelinde, işyerinde yetkili sendikadan istifa eden işçilere yönelik yapıldığı iddia edilen tacizler ve bu duruma tepki olarak davacının da içinde bulunduğu bir grup işçinin başlattığı iş bırakma eylemi yatmaktadır. Davacı taraf, söz konusu eylemin demokratik bir hak arama tepkisi olduğunu, işten çıkarılmalarının asıl nedeninin ise sendikal tercihlerine yönelik bir cezalandırma amacı taşıdığını iddia etmiştir. Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve sendikal tazminata karar verilmesini talep ederken; davalı işveren, işçilerin yasa dışı grev ve işyeri işgali yaptığını belirterek feshin haklı nedene dayandığını savunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan kuralların en başında, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m. 58 gelmektedir. Bu kanun maddesinin açık lafzına göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları "grev" olarak tanımlanmıştır. Kanuni grev için kanunla öngörülen mecburi yasal şartlar gerçekleşmeden, uyuşmazlık prosedürü işletilmeden yapılan her türlü toplu iş bırakma eylemi ise kanun dışı grev statüsündedir ve yasal korumadan tamamen yoksundur.

Diğer taraftan işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlık, bağlayıcı uluslararası normlar olan ILO'nun 87 ve 98 sayılı Sözleşmeleri ile Avrupa Sosyal Şartı ve normlar hiyerarşisinde üst sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 51, 54 ve 90 hükümleri çerçevesinde de detaylıca ele alınmaktadır. Bu yasal düzenlemeler işçilere şüphesiz ki demokratik ve barışçıl toplu eylem hakkı tanımaktadır. Ne var ki, bu hakkın kullanımı hiçbir zaman mutlak ve sınırsız değildir. Yerleşik hukuki prensipler ve Yargıtay içtihatları, işçilerin eylemlerinin işverene veya işyerine özel olarak zarar verme kastı içermemesini ve mutlaka demokratik bir ölçülülük sınırında kalmasını şart koşar.

İşverenin iş sözleşmesini haklı nedenle derhal fesih hakkı ise, 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II düzenlemesinde yer alan ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller kapsamında titizlikle değerlendirilmiştir. Sendikal örgütlenme ve toplu iş sözleşmesi imzalama prosedürünün yasalarla sıkı şekilde güvence altına alındığı bir sistemde, işçilerin kendi belirledikleri resmi olmayan fiili temsilcilerin yetkiliymiş gibi tanınması şeklindeki kanuna aykırı taleplerle eylem yapmaları kabul edilemez niteliktedir. Yargıtay, bu tür hukuka aykırı şartlar dayatılarak yapılan işgallerde işverenin sözleşmeyi haklı nedenle feshedebileceği kuralını istikrarla uygulamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Dosya kapsamındaki deliller ve tutanaklar bütünüyle incelendiğinde, davalı işverene ait fabrikada yürürlükte olan bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu, ancak başka işyerlerindeki maddi kazanımlardan ve ücret artışlarından etkilenen bir grup işçinin, kendi yetkili sendikalarından istifa ederek kanunsuz şekilde iş bırakma eylemlerine başladığı kesin olarak tespit edilmiştir. Olay günü, vardiyasında işbaşı yapmak üzere fabrikaya giren 150 civarında işçinin üretim alanında toplanarak çalışmadığı, kendilerince belirledikleri hukuka aykırı talepleri dayatarak ve sloganlar atarak üretimi yasa dışı şekilde durdurdukları açıkça anlaşılmıştır. Şirket yetkililerinin her türlü barışçıl diyalog çağrılarına ve hukuki bildirimlerine rağmen eylemciler vardiya bitiminde de işyerini terk etmeyerek fabrika içindeki işgali günlerce ısrarla sürdürmüştür.

Yüksek Mahkeme, işçilerin eylem sırasındaki taleplerinin mahiyetini de ayrıca incelemiştir. Eylemcilerin, mevcutta yetkili olan sendikanın temsilcilik odasının fabrikadan tamamen kaldırılması ve resmi olmayan fiili sözcülerin resmi muhatap olarak tanınması gibi yürürlükteki yasal prosedüre ve sendikal düzene tamamen aykırı olan taleplerinin hukuken karşılanmasının hiçbir şekilde mümkün olmadığını kuvvetle vurgulamıştır. Sadece emniyet güçlerinin fabrikaya girmesi ve müdahalesi neticesinde dördüncü günün sonunda bitirilebilen bu fiili işgal eyleminin gerçekleştiği zaman dilimi, katılımcı sayısı ve işyerini zapt etme niteliği taşıması bir arada göz önüne alındığında, barışçıl ve demokratik hak arama sınırlarını fazlasıyla aştığı, eylemin meşruiyetini sağlayan temel "ölçülülük" ilkesini çok ağır şekilde ihlal ettiği saptanmıştır.

Olayların ulaştığı bu tehlikeli boyutta işverenin, tüm sağduyulu çağrılara ve uyarılara uymayan, üretimi tamamen durdurarak telafisi imkansız zararlara yol açan işçilerin iş sözleşmelerini yasal yetkilerini kullanarak sonlandırdığı sabittir. Üstelik işverenin fesih işlemlerini uygularken, eyleme katılan sendikalı işçiler ile sendikasız işçiler arasında kasıtlı bir ayrımcılık yaptığına veya yetkili sendikayı hukuka aykırı şekilde koruma gayesiyle hareket ettiğine dair dosyaya yansıyan hiçbir somut delil bulunamamıştır. Yerel mahkemenin, tüm bu süreçte yaşanan ve yasa dışı işgal niteliğindeki eylemi, salt alet ve makinelere fiziksel bir zarar verilmediği gerekçesine sığınarak barışçıl kabul edip işe iade yönünde hüküm kurması son derece ciddi bir hukuki yanılgı olarak görülmüştür. Meydana çıkan net maddi olgular ışığında, gerçekleştirilen feshin sadece geçerli değil, doğrudan haklı nedene dayandığı şüpheye mahal bırakmayacak derecede açıklığa kavuşmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, feshin yasa dışı grev nedeniyle haklı nedene dayandığı ve davanın reddedilmesi gerektiği yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: