Anasayfa Karar Bülteni AYM | Y. Yılmaz ve A. Taburoğlu | BN. 2023/22229

Karar Bülteni

AYM Y. Yılmaz ve A. Taburoğlu BN. 2023/22229

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2023/22229
Karar Tarihi 02.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Toplantı hakkına müdahale zorunlu ihtiyacı karşılamalıdır.
  • Bildiri dağıtmak barışçıl bir ifade yöntemi sayılır.
  • Cezalandırmanın haklılığı somut gerekçelerle ispat edilmek zorundadır.
  • Özendirilen toplantının kanuna aykırılığı mutlaka gösterilmelidir.

Bu karar, anayasal bir hak olan toplanma ve gösteri yürüyüşü düzenleme özgürlüğünün kullanımında, bireylerin eylemlerinin yasa dışı olarak nitelendirilebilmesi için gereken ispat standardını oldukça yükseğe çekmektedir. Mahkemelerin, salt marjinal gruplara ait olduğu iddia edilen bildirilerin dağıtılmasını, organize edilecek bir toplantının doğrudan hukuka aykırı olacağının kesin bir kanıtı olarak göremeyeceği hukuken netleştirilmiştir. Bireylerin başkalarını bir protestoya davet etmesi, demokratik toplum düzeninin olağan bir parçası olup, bu ifade eyleminin cezalandırılabilmesi için somut ve haklı gerekçelerin şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya konması zorunludur.

Emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle üniversite kampüslerinde ve kamusal alanlarda barışçıl eylem çağrısı yapan gençlerin veya aktivistlerin keyfî şekilde cezalandırılmasının önüne geçecek güçlü bir hukuki kalkan oluşturmaktadır. Alt derece mahkemeleri, bundan böyle toplantı ve gösteri yürüyüşleri mevzuatı kapsamında mahkûmiyet kararı verirken varsayımlardan uzaklaşmak ve planlanan toplantının kanuna aykırılığını kesin kanıtlarla ispatlamak zorundadır. Aksi hâlde, temel hak ve özgürlüklere yapılan haksız müdahalelerin Anayasa Mahkemesi denetiminden döneceği bir kez daha vurgulanmış, ceza yargılaması pratiklerinde özgürlükçü bir perspektifin benimsenmesi gerektiği açıkça tembihlenmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Üniversite öğrencisi olan başvurucular, Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) kuruluş yıl dönümünü protesto etmek amacıyla kampüs girişinde bildiri dağıtmak isterken emniyet güçleri tarafından gözaltına alınmıştır. Olay sırasında polis ekiplerine direnen ve çeşitli sloganlar atan öğrenciler hakkında, halkı kanuna aykırı toplantıya kışkırtma ve terör örgütü propagandası yapma suçlamalarıyla ceza davası açılmıştır. Yargılama sürecinin sonunda mahkeme, öğrencilerin kampüs girişinde dağıttığı bildirileri gerekçe göstererek toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet suçundan hapis cezası vermiştir. Kesinleşen hapis cezasına itiraz eden başvurucular, tamamen demokratik bir hak olan barışçıl protesto daveti nedeniyle özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Bu haksız ceza sebebiyle ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ağır bir şekilde ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve uğradıkları mağduriyetin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasını talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 34 kapsamında düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına vurgu yapmıştır. Bu hak, demokratik toplumun en temel değerlerinden biri olup bireylerin şiddete başvurmaksızın ortak fikirlerini barışçıl bir şekilde savunmalarını ve başkalarına duyurabilmelerini güvence altına almaktadır. İfade özgürlüğünün özel ve güçlü bir biçimi olan bu hakkın sınırlandırılması, ancak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 13 uyarınca kanunla, meşru bir amaca yönelik ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak, ölçülülük ilkesi çerçevesinde mümkündür.

Derece mahkemelerinin mahkûmiyet kararına dayanak teşkil eden 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu m. 27 ve 2911 sayılı Kanun m. 34 hükümleri, halkı kanuna aykırı toplantıya kışkırtma eylemlerinin cezalandırılmasını düzenlemektedir. Ancak yerleşik anayasal içtihat prensiplerine göre, bu kanun maddelerinin uygulanarak bireylere hapis cezası verilebilmesi için planlanan toplantının kanuna aykırı olacağının sanıklar tarafından açıkça bilinmesi ve başkalarını bu yasa dışı eyleme ısrarla teşvik etmeleri şarttır.

Keyfî yargısal uygulamaların önüne geçmek adına, barışçıl bir toplantıya davet eden kişilere ağır bir ceza verilirken, bu kısıtlayıcı müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının ve orantılı olduğunun derece mahkemelerince ilgili, mantıklı ve yeterli gerekçelerle ortaya konulması yasal bir zorunluluktur. Demokratik çoğulcu toplumlarda, mevcut düzene itiraz eden ve barışçıl yöntemlerle mevcut sistemin değiştirilmesi gerektiğini savunan kişilere toplanma özgürlüğü çerçevesinde gerekli genişlikte hareket alanı sağlanmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların YÖK'ü protesto etmek amacıyla düzenlenen bir gösteriye davet niteliğindeki bildirileri dağıtmak isterken yakalanmalarını ve ardından ağır bir hapis cezasına çarptırılmalarını titizlikle incelemiştir. İlk derece mahkemesinin kurduğu mahkûmiyet kararında, başvurucuların gerçekleştireceği veya vatandaşları davet ettiği toplantının neden 2911 sayılı Kanun kapsamında kanuna aykırı olduğuna dair hiçbir makul, hukuki ve yeterli açıklama yapılmadığı, kararın en temel esasa ilişkin bu yönüyle eksik bırakıldığı tespit edilmiştir. Kararda yalnızca bildirilerin üzerinde yer alan çeşitli ibarelerin ve imzaların yasa dışı bir alt yapılanmaya ait olduğu belirtilmiş, ancak salt bu durumun planlanan barışçıl protesto toplantısını otomatik olarak yasa dışı hâle nasıl getirdiği hukuk kuralları çerçevesinde tartışılmamıştır.

Ayrıca, yargı mercileri tarafından söz konusu protesto gösterisinin yetkili makamlarca önceden idari olarak yasaklandığına ve başvurucuların da bu yasaklama kararından haberdar olduğuna dair hiçbir somut veri veya kanıt dava dosyasına sunulmamıştır. Başvurucuların salt dağıttıkları kâğıt dokümanlardan yola çıkılarak, henüz gerçekleşmemiş ve iki gün sonra yapılacak bir toplantının kanuna aykırı olacağını önceden bildiklerinin peşinen varsayılması evrensel hukuk ilkeleriyle bağdaşmaz. Yerel mahkemenin, başvurucuların halkı bilerek kanuna aykırı bir toplantıya kışkırtma kastıyla hareket ettiklerini şüpheye yer bırakmayan ve yeterli bir gerekçeyle kanıtlayamadığı son derece ortadadır.

Bu eksiklikler ve gerekçesizlik hâli ışığında, başvurucular hakkında hükmedilen hapis cezasının, demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı hiçbir şekilde karşılamadığı ve eylemin niteliğine göre açıkça orantısız olduğu kanaatine varılmıştır. Gösteri, yürüyüş ve ifade hakkına yönelik bu ağır ve temelsiz müdahalenin, anayasal toplanma özgürlüğünün temel güvencelerini ciddi şekilde zedelediği belirtilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması talebiyle başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: