Karar Bülteni
AYM Nazan İpek BN. 2022/56672
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/56672 |
| Karar Tarihi | 22.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Toplantı hakkı barışçıl eylemleri güvence altına alır.
- İş sözleşmesi feshinde menfaatler adil dengelenmelidir.
- İşveren toplantı hakkını koruyucu tedbirler almalıdır.
- Barışçıl gösteriler tek başına fesih gerekçesi yapılamaz.
Bu karar, işçilerin mesai saatleri dışında veya işleyişi bozmayacak şekilde gerçekleştirdikleri barışçıl protesto eylemlerine katılmalarının anayasal bir hak olduğunu ve salt bu eylemlere katılımın geçerli veya haklı fesih nedeni oluşturmayacağını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Mahkeme, kamu makamlarının ve işverenlerin, bireylerin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını kullanırken üçüncü kişilerin müdahalesi olmaksızın bir araya gelebilme serbestisini korumakla yükümlü olduğunu güçlü bir biçimde vurgulamıştır. İş sözleşmesinin feshi gibi yapılabilecek kısıtlayıcı müdahalelere karşı, devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında önlem alması gerektiği belirtilerek, işçi ve işveren arasındaki menfaat çatışmalarında anayasal hakların gözetilmesinin zorunlu olduğu ifade edilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür. Zira bu karar, işverenlerin iş sözleşmelerini feshederken işçinin eylem ve davranışlarının işin görülmesini ne ölçüde olumsuz etkilediğini somut olarak ispatlaması gerektiği kuralını anayasal bir güvenceye bağlamaktadır. Yargı mercilerinin, fesih uyuşmazlıklarında yalnızca şekli şartları veya işverenin soyut iddialarını değil, çalışanın toplantı ve ifade özgürlüğünü de değerlendirerek adil bir dengeleme yapması gerektiği uygulamadaki önemi yansıtmaktadır. İş sözleşmelerinde kısıtlayıcı düzenlemelerin, temel haklara müdahale niteliğinde keyfi olarak kullanılamayacağı yönündeki bu içtihat, iş hukuku davalarında derece mahkemeleri için bağlayıcı bir yol haritası niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, işçi sıfatıyla belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalıştığı belediye personel anonim şirketine karşı işe iade talebiyle tespit davası açmıştır. Uyuşmazlığın temelinde, belediye başkanının gözaltına alınmasını protesto etmek amacıyla düzenlenen alkışlı ve sloganlı bir gösteriye ile bina önündeki basın açıklamasına katılan başvurucunun iş sözleşmesinin işverence feshedilmesi yatmaktadır. İşveren, eylemin siyasi ve ideolojik olduğunu, kamu hizmetinin sunulmasını engellediğini, mesai saatleri içinde gerçekleştiğini ve başvurucunun ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davrandığını iddia ederek iş sözleşmesini tek taraflı olarak sonlandırmıştır. Başvurucu ise eyleme katılmasının demokratik ve barışçıl bir protesto olduğunu, işverenin güvenini sarsmadığını ve işyerinde herhangi bir olumsuzluğa veya aksaklığa yol açmadığını savunarak feshin haksız ve geçersiz olduğunun tespiti ile işe iadesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı karara bağlarken temel olarak Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına dayanmıştır. Bu anayasal kural, fikirlerin silahsız ve saldırısız, barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için herkesin önceden izin almadan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyebilmesini teminat altına almaktadır. Demokratik ve çoğulcu bir toplumda, barışçıl amaçlarla bir araya gelmiş kişilerin şiddet içermeyen davranışlarına idare ve mahkemelerce hoşgörü gösterilmesi zaruridir. Devletin pozitif yükümlülüğü, yalnızca bireylerin bu hakkı kullanırken üçüncü kişilerin saldırılarına uğramalarını engellemekle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda iş sözleşmelerinin feshi gibi olumsuz sonuç doğuran müdahalelere karşı da bireylere hukuki bir korunma sağlamaktır.
Somut uyuşmazlığın iş hukukundaki karşılığını düzenleyen 4857 sayılı İş Kanunu m.18 hükmü, belirsiz süreli iş sözleşmelerinin işveren tarafından sona erdirilmesinde geçerli bir sebep bildirme zorunluluğu getirmektedir. Kanun ve ilgili yerleşik içtihatlara göre, işveren feshin geçerli nedenlere dayandığını kanıtlamak zorundadır. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihlerde, söz konusu davranışın işyerinde üretim ve iş ilişkisi sürecine olumsuz bir etkisinin bulunması şarttır. İş görme borcunu ciddi biçimde olumsuz etkilemeyen, somut zarara veya bozulmaya yol açmayan davranışlar, sözleşmenin feshinde geçerli sebep olarak kabul edilemez.
Yargı mercilerinin, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıkları karara bağlarken tarafların menfaatlerini adil bir biçimde dengelemesi gerekir. Mahkemelerce, işçinin temel haklarına yönelik müdahalede bulunulmasına neden olan çıkarın daha üstün olup olmadığı ve feshin orantılı bir tedbir niteliği taşıyıp taşımadığı somut olayın özelliklerine göre titizlikle ele alınmalıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun belediye başkanının gözaltına alınmasını protesto etmek amacıyla düzenlenen eyleme iştirak etmesinin, barışçıl nitelikteki toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine kanaat getirmiştir. Derece mahkemelerinin, başvurucunun bu eyleme katılmasının işyerinde olumsuzluğa yol açtığı ve görevini yapmamasına sebebiyet verdiği yönündeki kabulünün, son derece soyut ve yetersiz gerekçelere dayandığı saptanmıştır. Mahkemeler, eylemin işyerinde işin görülmesini önemli ölçüde nasıl olumsuz etkilediği, başvurucunun hangi asli görevlerini ifa edemediği ve neticede işverenin hangi menfaatlerinin somut olarak zarar gördüğü gibi kritik hususları objektif verilerle ortaya koyamamıştır.
Ayrıca, başvurucunun katıldığı protestonun kamusal bir meseleye ilişkin kolektif bir ifade biçimi olduğu; eylemin barışçıl olmaktan çıktığına, taşkınlığa dönüştüğüne ya da işyeri barışını ve çalışma düzenini fiilen bozduğuna dair dosyaya yansıyan somut hiçbir delil bulunmadığı vurgulanmıştır. Bununla birlikte, başvurucu hakkında anılan eyleme katılması nedeniyle terör örgütü propagandası yapma suçlamasıyla başlatılan ceza soruşturmasının suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle takipsizlikle sonuçlanmış olması da derece mahkemeleri tarafından göz ardı edilmiştir.
Bu durum, mahkemelerin taraflar arasındaki çıkarları dengelerken iş sözleşmelerindeki kısıtlayıcı düzenlemelerin sınırlarını Anayasa'ya uygun şekilde çizemediğini ve işçinin toplantı hakkının işyerinde korunması gerektiği ilkesine aykırı hareket ettiğini göstermektedir. İşverenin tek taraflı iddialarına dayanarak feshi geçerli sayan derece mahkemeleri, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına ilişkin anayasal güvenceleri gözetmeyen, eksik ve özensiz bir yargılama süreci yürütmüştür. Bu eksiklikler neticesinde, devletin anayasal hakların korunmasına yönelik pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.