Anasayfa Karar Bülteni AYM | Feti Sir | BN. 2021/27025

Karar Bülteni

AYM Feti Sir BN. 2021/27025

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/27025
Karar Tarihi 14.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tıbbi müdahalelerde aydınlatılmış onam alınması zorunludur.
  • Onam alınmaması idare için hizmet kusuru teşkil eder.
  • Derece mahkemeleri iddiaları özenle incelemekle yükümlüdür.
  • Eksik inceleme pozitif yükümlülüklerin ihlaline yol açar.

Bu karar, tıbbi müdahaleler neticesinde ortaya çıkan zararlara ilişkin tazminat davalarında aydınlatılmış onamın ne denli kritik bir role sahip olduğunu hukuken tescillemektedir. Anayasa Mahkemesi, idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı değerlendirilirken salt tıbbi bilirkişi raporlarındaki "komplikasyon" tespitinin yeterli olmadığını, hastanın bu komplikasyon riski hakkında önceden usulüne uygun şekilde bilgilendirilip bilgilendirilmediğinin de derece mahkemelerince mutlaka irdelenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Yargı makamlarının maddi tazminat taleplerini reddederken aydınlatılmış onam eksikliğinin bu talebe etkisini tartışmamış olması, devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma pozitif yükümlülüğünün ihlali olarak nitelendirilmiştir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi son derece yüksektir. Zira uygulamada sıklıkla karşılaşılan, hekim hatası bulunmayan ancak hastanın olası riskler hakkında yeterince aydınlatılmadığı durumlarda mahkemelerin izlemesi gereken yol haritasını netleştirmektedir. Aydınlatma yükümlülüğünün ihlali tespit edildiğinde, bunun sadece manevi tazminatın değil, maddi tazminat talebinin reddi kararlarının gerekçelendirilmesinde de dikkate alınması zorunlu hâle gelmiştir. Tıbbi malpraktis ve idarenin hizmet kusuru iddialarına dayalı tam yargı davalarında, hastanın rızasının geçerliliği ve bilgilendirme sürecinin yargısal makamlarca Anayasa'nın öngördüğü derinlikte incelenmesi gerektiği bu kararla bir kez daha sağlam bir içtihat hâline getirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, inşaatta çalışırken geçirdiği kaza sonrası devlet hastanesi acil servisine kaldırılmış ve burada kendisine yapılan enjeksiyon uygulaması sonucunda bacağında kalıcı hasar (siyatik sinir lezyonu) meydana gelmiştir. Yaşadığı bu hasar ve sürekli iş gücü kaybı sebebiyle idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla Sağlık Bakanlığına karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. İdare Mahkemesi, dosyaya sunulan adli tıp kurumu raporunda olayın tıbbi bir "komplikasyon" olarak nitelendirilmesine dayanarak tazminat davasını tümden reddetmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay, idarenin aydınlatılmış onam almadığı gerekçesiyle manevi tazminat yönünden kararı bozmuş, ardından yerel mahkemece başvurucuya manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Ancak başvurucu, aydınlatılmış onam formundaki imzanın kendisine ait olmadığını ve risklerin hiçbir şekilde anlatılmadığını belirterek, bu eksikliklerin maddi tazminatın reddi yönünden yeterince değerlendirilmediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözüme kavuştururken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkına dayanmıştır. Bu anayasal güvence, devletin hem kamu hem de özel sağlık kuruluşları eliyle yürüttüğü sağlık hizmetlerinde bireylerin yaşamlarını ve vücut bütünlüklerini koruyacak gerekli tedbirleri en üst düzeyde almasını emreden pozitif bir yükümlülük yüklemektedir.

Aynı zamanda, sağlık personelinin mesleğini icra ederken özen yükümlülüğüne uygun davranması ve riskleri asgariye indirmesi gerektiği yerleşik içtihat prensipleriyle sabittir. Hukuka uygun bir tıbbi müdahalenin en temel şartlarından biri, hastanın uygulanacak işlem, alternatif yöntemler ve muhtemel komplikasyon riskleri hakkında önceden aydınlatılarak geçerli rızasının alınmasıdır. Yaş küçüklüğü veya bilincin kapalı olması gibi acil müdahale gerektiren zorunlu istisnai hâller dışında, aydınlatılmış onam alınmadan yapılan müdahaleler açıkça hukuka aykırılık teşkil eder.

Doktrin ve yerleşik içtihatlara göre, hastanın yalnızca müdahaleye sözlü veya yazılı genel bir onay vermesi kesinlikle yeterli değildir; bu onayın somut olaya özgü, tüm muhtemel tehlikeleri kapsayan "aydınlatılmış bir iradeye" dayanması zorunludur. Aydınlatılmış onamın usulüne uygun şekilde alındığını ispat yükü ise her zaman sağlık hizmetini sunan idareye ve tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren hekime aittir. Yargı makamları, açılan tazminat davalarında bu rızanın usulüne uygun alınıp alınmadığını derinlemesine, makul bir dikkat ve özenle incelemek durumundadır. Derece mahkemelerinin, ulaştıkları sonuçları somut ve nesnel bilimsel verilere dayandırmaları ve tarafların iddialarını karşılayacak düzeyde yeterli ve ikna edici gerekçe oluşturmaları, adil yargılanma prensiplerinin ve devletin anayasal pozitif yükümlülüklerinin vazgeçilmez bir gereğidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucunun hatalı enjeksiyon nedeniyle bacağında kalıcı hasar oluştuğu şikâyetiyle idari yargıda açtığı tam yargı davasında verilen mahkeme kararlarının gerekçelerini detaylı biçimde irdelemiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında, meydana gelen zararın herhangi bir tıbbi kusur veya ihmalden ziyade, her türlü özene rağmen oluşabilecek bir komplikasyon olarak değerlendirildiği görülmüştür. Yargı makamlarının bu raporlardaki bilimsel tespitlere dayanarak vardığı kusursuzluk tespitinin bariz bir takdir hatası veya keyfîlik içermediği açıkça belirlenmiştir.

Ancak, uyuşmazlığın can alıcı noktasını aydınlatılmış onam yükümlülüğünün eksikliği oluşturmaktadır. Derece mahkemeleri, uygulanan işlem öncesinde başvurucudan usulüne uygun bir aydınlatılmış rıza alınmadığını tespit ederek idarenin hizmet kusurunu kabul etmiş ve bu doğrultuda başvurucu lehine belirli bir manevi tazminata hükmetmiştir. Buna karşılık, aydınlatılmış onam yükümlülüğünün ihlal edilmesinin maddi tazminat istemine olan etkisi derece mahkemelerince hiçbir şekilde tartışılmamış ve kararlara yansıtılmamıştır. Başvurucunun, öngörülebilir nitelikteki komplikasyonlar ve riskler hakkında önceden yeterli biçimde uyarılmadığına yönelik iddiaları, esasen davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek mahiyettedir.

Yargılama sürecinde, enjeksiyon uygulaması sonucunda ortaya çıkabilecek sinir lezyonu komplikasyonuna karşı başvurucunun usulüne uygun şekilde bilgilendirilip bilgilendirilmediği hususu, maddi tazminatın reddi kararında yeterince araştırılmamış ve açıklığa kavuşturulmamıştır. Yargı makamları, başvurucunun aydınlatılmış onamın eksikliğine dair iddialarını somut olaya uygun ve yeterli bir gerekçeyle karşılamadan maddi tazminat talebini tümden reddetmiştir. Bu büyük eksiklik, derece mahkemelerinin uyuşmazlığı Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği derinlik ve özen seviyesinde incelemediğini net bir biçimde göstermektedir. Dolayısıyla, kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkı bakımından devletin anayasal pozitif yükümlülüklerini gerektiği gibi yerine getirmediği kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: