Karar Bülteni
AYM 2020/24126 BN.
Anayasa Mahkemesi | M.Ş.O. | 2020/24126 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/24126 |
| Karar Tarihi | 26.03.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tıbbi müdahalelerde aydınlatılmış onam alınması zorunludur.
- Aydınlatılmış onam bizzat hastanın kendisinden alınmalıdır.
- Hastanın rızası mutlaka aydınlatılmış iradeye dayanmalıdır.
- Geçerli onamın ispat yükü sağlık personeline aittir.
Bu karar, tıbbi müdahaleler öncesinde hastaların muhtemel riskler ve komplikasyonlar hakkında usulüne uygun şekilde bilgilendirilmesinin ve aydınlatılmış onamlarının alınmasının anayasal bir zorunluluk olduğunu bir kez daha vurgulamaktadır. Anayasa Mahkemesi, sadece şeklî bir bilgilendirmenin yeterli olmadığını, hastanın kendi rızasının sağlıklı bir kanaate dayanacak şekilde, bizzat kendisinden alınması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Zorunlu hâller dışında hasta yerine yakınlarından alınan onamın hukuken geçerli kabul edilemeyeceği, bu durumun yargı mercilerince titizlikle denetlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Emsal niteliğindeki bu karar, tıbbi malpraktis ve ihmal iddialarına dayalı tazminat davalarında mahkemelerin inceleme yükümlülüğünün sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Yargı mercilerinin, sadece tıbbi hatanın bulunup bulunmadığını gösteren bilirkişi raporlarıyla yetinmemesi, hastanın tıbbi müdahalenin riskleri konusunda yasaya uygun biçimde aydınlatılıp aydınlatılmadığını ayrıntılı olarak tartışması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu yönüyle karar, sağlık çalışanlarının aydınlatma yükümlülüğünü eksiksiz yerine getirmeleri gerektiğini hatırlatırken, mahkemelerin de bu yükümlülüğün ihlal edilip edilmediğini derinlemesine araştırma ödevini pekiştirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, özel bir hastanede geçirdiği prostat ameliyatı sonrasında kalıcı sağlık sorunları ve cinsel işlev bozukluğu yaşamaya başlamıştır. Bu durum üzerine başvurucu, ameliyat öncesinde olası riskler ve komplikasyonlar hakkında bilgilendirilmediğini, kendisinden geçerli bir aydınlatılmış onam alınmadığını ve söz konusu formun ameliyat esnasında oğluna imzalatıldığını belirterek hastane ve ilgili doktorlar aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Yerel mahkeme, alınan bilirkişi raporlarında doktorlara atfedilecek bir kusur bulunmadığı ve komplikasyonun doğal olduğu gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Mahkeme ayrıca başvurucunun ameliyat öncesinde doktorla konuştuğuna dair beyanını, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği şeklinde yorumlamıştır. Kararın Yargıtay tarafından onanması ve karar düzeltme talebinin reddedilmesi üzerine başvurucu, rızasının usulüne uygun alınmadığı ve bu durumun mahkemelerce yeterince incelenmediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken Anayasa m. 17 kapsamında düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkını temel almıştır. Bu hak, devletin kişilerin vücut bütünlüğüne yönelik keyfî müdahaleleri önleme ve tıbbi müdahaleler neticesinde ortaya çıkan zararlara karşı etkili bir yargısal koruma sağlama yükümlülüğünü içerir. Anayasa m. 56 ile de bağlantılı olan bu pozitif yükümlülük, sağlık hizmetlerinin hastaların yaşamı ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasını temin edecek şekilde düzenlenmesini zorunlu kılar.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, kural olarak her türlü tıbbi müdahale, müdahaleye maruz kalacak kişinin yeterince bilgilendirilip geçerli rızası alındıktan sonra yapılabilir. Aydınlatılmış onamın geçerliliği, hastanın kendisine uygulanacak tıbbi işlemin türü, faydaları, muhtemel sakıncaları, alternatif tedavi yöntemleri ve tedaviyi reddetme durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlar hakkında detaylıca bilgilendirilmesine bağlıdır. Ayrıca, yapılan bilgilendirme ile tıbbi müdahale arasında hastanın sağlıklı bir değerlendirme yapabilmesine imkân tanıyacak makul bir zaman aralığı bırakılmış olmalıdır.
Yaş küçüklüğü, ayırt etme gücüne sahip olmama, hastanın bilincinin kapalı olması veya acil müdahale gerektirmesi gibi zorunlu ve istisnai hâller dışında, hastanın bizzat kendisinin rızası alınmalıdır. Hasta yerine yasal temsilcisinden veya yakınlarından alınan rıza, olağan durumlarda geçerli kabul edilemez. Hukuka uygun bir aydınlatılmış onamın alındığını ispatlama yükümlülüğü ise her zaman tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren sağlık personeline ve hastaneye aittir. Yargı mercileri, açılan tazminat davalarında bu yükümlülüğün usulüne uygun şekilde yerine getirilip getirilmediğini makul bir dikkat ve özenle incelemek zorundadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu olayda derece mahkemelerinin bilirkişi raporlarına dayanarak doktorların ve hastanenin kusurunun bulunmadığı yönünde verdiği kararda bariz bir takdir hatası veya keyfîlik tespit etmemiştir. Başvurucunun iddialarının tıbbi boyutu incelenmiş ve yargılama sürecine etkili katılımı sağlanmıştır. Ancak uyuşmazlığın temel noktalarından birini oluşturan aydınlatılmış onam meselesinde derece mahkemelerinin eksik inceleme yaptığı saptanmıştır.
Somut olayda başvurucu, ameliyatın olası sonuçları ve komplikasyonları hakkında bizzat bilgilendirilmediğini ve aydınlatılmış onam niteliği taşımayan bir belgenin kendisi ameliyattayken oğluna imzalatıldığını ileri sürmüştür. Derece mahkemesi ise başvurucunun "doktorla ben konuştum" şeklindeki genel geçer beyanını esas alarak aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini kabul etmiştir. Oysa hastanın sadece doktorla konuşmuş olması, tıbbi müdahalenin riskleri ve alternatifleri konusunda yasal standartlara uygun bir şekilde aydınlatıldığı anlamına gelmemektedir.
Anayasa Mahkemesi, yargılama sürecinde aydınlatma yükümlülüğü bağlamındaki bilgilendirmenin somut olaya göre doğrudan başvurucuya yapılıp yapılmadığının, rızanın geçerliliği için yeterli içerik ve şekil şartlarını taşıyıp taşımadığının ve müdahale öncesinde hastaya sağlıklı karar verebilmesi için uygun zaman tanınıp tanınmadığının mahkemelerce tartışılmadığını belirlemiştir. Hastanın öngörülebilir nitelikteki komplikasyonlar hakkında usulüne uygun ve yeterli bir biçimde aydınlatılmadığı iddiası, davanın esasına doğrudan etki edecek nitelikte olmasına rağmen yargı makamlarınca karşılanmamıştır. Bu durum, devletin kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma pozitif yükümlülüğünü ihlal edici mahiyettedir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.