Anasayfa Karar Bülteni AİHM | LEVON | BN. 27121/23

Karar Bülteni

AİHM LEVON BN. 27121/23

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 2. Bölüm
Başvuru No 27121/23
Karar Tarihi 08.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki HUDOC
  • Tıbbi ihmal iddialarında etkili başvuru yolları sunulmalıdır.
  • Kasıt yoksa ceza soruşturması yürütülmesi zorunlu değildir.
  • Hukuk yargılamalarında ispat yükü kural olarak davacı tarafa aittir.
  • Bilirkişi incelemesi talebi usulüne ve süresine uygun yapılmalıdır.

Bu karar, tıbbi ihmal iddiaları bağlamında devletin pozitif yükümlülüklerinin kapsamını ve usul boyutuyla yaşam hakkının ne şekilde korunduğunu çok net bir çerçevede ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, hastanelerde meydana gelen ölümlere ilişkin tıbbi hata vakalarında, ortada kasıt veya pervasızca bir ihmalkâr suç kastı bulunmadığı sürece ceza soruşturması açılmasının zorunlu olmadığını belirtmiştir. Bunun yerine, mağdur yakınlarına hukuki veya disiplin yollarının etkili, bağımsız ve erişilebilir bir biçimde sunulmasının Sözleşme'nin aradığı standartları karşılamak için yeterli olduğunu vurgulamıştır.

Kararın uygulamadaki en önemli emsal etkisi, hukuk yargılamalarında tarafların ispat yükü ve bilirkişi atanması taleplerine ilişkin sorumluluklarını çok açık bir biçimde hatırlatmasıdır. Mahkeme, başvuranın hukuki yardımdan faydalanma imkanı bulunmasına rağmen zamanında bilirkişi incelemesi talep etmemesi halinde, yerel mahkemelerin resen bilirkişi atamamasının adil yargılanma hakkının veya yaşam hakkının ihlali anlamına gelmeyeceğine hükmetmiştir. Bu durum, benzer tıbbi malpraktis davalarında avukatla usulüne uygun temsilin ve zamanında delil sunma yükümlülüğünün ne kadar kritik bir öneme sahip olduğunu emsal niteliğinde teyit etmekte, mahkemelerin resen araştırma ilkesinin sınırlarını belirlemektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Anton Levon, 78 yaşındaki babasının bir devlet hastanesinde hayatını kaybetmesi üzerine, tıbbi ihmal iddiasıyla Litvanya makamlarına karşı dava açmıştır. Başvurucunun babası, evinde nefes darlığı ve halsizlik şikayetleriyle rahatsızlanmış, çağrılan ambulansla hastaneye kaldırılmış ve yoğun bakıma alınmıştır. Ancak, kronik kalp rahatsızlıkları ve akciğer ödemi nedeniyle ertesi gün yaşamını yitirmiştir.

Başvurucu, hastanede nöbetçi radyolog bulunmaması ve gerekli canlandırma prosedürlerinin eksik uygulanması gibi nedenlerle tıbbi müdahalede ihmaller yapıldığını iddia ederek tazminat talebinde bulunmuştur. İdari inceleme komisyonu ve hukuk mahkemeleri, uygulanan tıbbi tedavi ile ölüm neticesi arasında bir nedensellik bağı bulunmadığına karar vererek talepleri reddetmiştir. Başvurucu, mahkemelerin resen bağımsız bir bilirkişi incelemesi yaptırmadığını ve ölümün ardındaki gerçeklerin tam olarak araştırılmadığını, böylece adil yargılanma ve etkili soruşturma haklarının ihlal edildiğini belirterek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu uyuşmazlığı değerlendirirken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesi kapsamında korunan yaşam hakkının usul yükümlülüklerini temel almıştır. Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, tıbbi ihmal iddialarında devletin, sağlık sisteminde yüksek profesyonel standartları sağlamaya yönelik yasal bir altyapı oluşturma ve ihlalleri giderecek başvuru yolları sunma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Yerel hukuk bağlamında uyuşmazlığın çözümünde dayanılan temel yasal düzenleme, Hastaların Hakları ve Sağlıklarına Verilen Zararın Tazmini Kanunu olmuştur. Bu kanun, hastaların kaliteli ve özenli sağlık hizmeti alma hakkını güvence altına almaktadır. Sorumluluğun doğması için hukuka aykırı fiil, zarar, nedensellik bağı ve kusur unsurlarının bir arada bulunması zorunludur.

Yargılama usulüne ilişkin olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri dikkate alınmıştır. İlgili kanunun 179. maddesi uyarınca, sivil yargılamalarda taraflar kendi iddialarını ispatlamak ve ilgili delilleri mahkemeye sunmakla yükümlüdür. Yine aynı kanunun 212. maddesi, özel tıbbi, bilimsel veya teknik bilgi gerektiren durumlarda mahkemenin tarafların görüşünü alarak bilirkişi atayabileceğini düzenlemektedir.

Doktrin ve yerleşik içtihat tanımlarına göre, tıbbi müdahalelerde hekimlerin sorumluluğu bir sonuç taahhüdü değil, en iyi çabayı gösterme ve özen yükümlülüğüdür. Mahkeme, sırf bir tıbbi başarısızlığın veya istenmeyen bir sonucun, otomatik olarak hukuka aykırı bir ihmal veya ceza gerektiren bir suç olarak nitelendirilemeyeceği kuralını esas almıştır. Hukuk mahkemelerindeki ispat yükünün şekli ve resen araştırma ilkesinin sınırları bu kurallar etrafında şekillenmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, öncelikle Litvanya hukuk sisteminin tıbbi ihmal iddialarının incelenmesi için teorikte ve pratikte yeterli ve etkili başvuru yolları sunduğunu tespit etmiştir. Somut olayda, başvurucunun babasının ölümünün kasıtlı veya şüpheli bir eylemden kaynaklandığına dair herhangi bir bulgu bulunmamaktadır. Bu nedenle, devletin usul yükümlülüğünü yerine getirmesi için mutlaka bir ceza soruşturması yürütmesi zorunlu görülmemiştir. Ancak başvurucu iddialarını hem hukuki hem de cezai yollara taşıdığı için Mahkeme, söz konusu iki sürecin toplamda gerekli güvenceleri sağlayıp sağlamadığını birlikte değerlendirmiştir.

Başvurucunun en temel itirazı, ilk derece mahkemesinin resen bilirkişi atamaması ve istinaf aşamasında yaptığı bu yöndeki talebinin de reddedilmesi nedeniyle yargılamanın eksik yürütüldüğü yönündedir. Buna karşın AİHM, başvurucunun yasal temsil hakkına sahip olduğunu, dava dilekçesini hazırlarken bir avukattan destek aldığını ve kendi özgür iradesiyle duruşmalara avukatsız olarak katılmayı tercih ettiğini gözlemlemiştir. İspat yükünün davacıda olduğu bir sistemde, yerel mahkemelerin resen bilirkişi atamasını zorunlu kılacak istisnai bir durum saptanmamıştır.

Ayrıca, istinaf mahkemesinin bilirkişi talebini süre aşımı ve mevcut delillerin uyuşmazlığı çözmek için yeterli olduğu gerekçesiyle reddetmesi, AİHM tarafından keyfi veya adaletsiz bulunmamıştır. Dava sürecinden önce idari inceleme komisyonunun zaten farklı bir hastanede görevli bağımsız bir tıp uzmanından görüş aldığı, başvurucunun bu uzmana soru sorma veya söz konusu rapora itiraz etme hakkını kullanmadığı da vurgulanmıştır. Ek olarak, başvurucunun şikayeti üzerine başlatılan ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan bağımsız detaylı uzman incelemesinde de hastane personelinin eylemleri ile hastanın ölümü arasında bir nedensellik bağı bulunmadığı kesin olarak doğrulanmıştır.

Yürütülen tüm bu ulusal yargılama ve soruşturma süreçlerinin, adil, şeffaf ve silahların eşitliği ilkesine uygun bir biçimde tamamlandığı, başvurucunun iddialarını mahkemeler önünde sunabilmesi için makul tüm fırsatların kendisine tanındığı anlaşılmıştır.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tıbbi ihmal iddiaları karşısında devletin usul yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesinin ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: