Anasayfa Karar Bülteni AİHM | L.F. VE DİĞERLERİ | BN. 52854/18

Karar Bülteni

AİHM L.F. VE DİĞERLERİ BN. 52854/18

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 1. Bölüm
Başvuru No 52854/18
Karar Tarihi 06.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Çevresel kirlilik özel hayata müdahale oluşturabilir.
  • Devletin endüstriyel kirliliğe karşı pozitif yükümlülüğü vardır.
  • Ekonomik menfaatlerle birey hakları dengelenmelidir.
  • Halk sağlığı riskleri idarece titizlikle değerlendirilmelidir.

Bu karar, sanayi tesislerinin yaydığı çevresel kirliliğe karşı devletin bireylerin özel ve aile hayatına saygı hakkını koruma yönündeki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını net bir şekilde çizmesi bakımından hukuken büyük önem taşımaktadır. Mahkeme, yerleşim yerlerinin ortasında kalan ve insan sağlığını tehdit eden tehlikeli endüstriyel faaliyetlerin sadece yasal bir mevzuata tabi olmasını yeterli görmemiş, aynı zamanda idarenin bu mevzuatı fiilen ve etkin bir şekilde uygulayarak bireyleri korumasının zorunlu olduğunu kuvvetle vurgulamıştır.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, çevresel kirlilik iddialarında yalnızca salt teknik emisyon sınırlarının aşılıp aşılmadığına değil, aynı zamanda idarenin kirliliğin kümülatif etkilerine ve uzun süreli maruziyetin yarattığı sağlık risklerine karşı ne kadar proaktif davrandığına da bakılacağını göstermektedir. Özellikle, idarenin yıllarca süren kirliliğin ardından aldığı tedbirlerin, geçmişteki uzun süreli ihmallerin yarattığı ağır etkileri telafi edememesi, hak ihlali sonucunu doğurmuştur. Karar, idarenin endüstriyel kirlilikle mücadelede sadece rutin denetimler yapmakla kalmayıp, gerekirse tesisin tamamen başka bir alana taşınması gibi daha kesin ve etkili çözümleri de hayata geçirmesi gerektiğini ortaya koyarak, çevresel kamu yönetimi uygulamalarına güçlü bir yön vermektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvuru, İtalya'nın Salerno belediyesinde yaşayan L. F. ve diğer 152 vatandaş tarafından İtalya Devleti'ne karşı yapılmıştır. Uyuşmazlığın temelinde, 1960 yılından beri faaliyet gösteren ikincil metal döküm fabrikasının yaydığı yoğun çevresel kirlilik ve bu kirliliğin bölge halkının sağlığı ile yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkileri yer almaktadır. Başvurucular, zaman içinde giderek yerleşime açılan bu bölgede faaliyetine devam eden fabrikanın yaydığı tehlikeli emisyonların ve tozların kendi sağlıklarını ve özel hayatlarını ciddi şekilde tehdit ettiğini ileri sürmüştür. İdarenin fabrikanın faaliyetlerini etkin şekilde denetlemekte, kirliliği önlemekte ve etkilerini asgariye indirmekte uzun yıllar yetersiz kaldığı iddia edilerek, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkı ile özel ve aile hayatına saygı hakkını düzenleyen hükümlerinin ihlal edildiği gerekçesiyle dava açılmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, çevresel kirlilik ve endüstriyel rahatsızlık iddialarını temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 (özel ve aile hayatına saygı hakkı) kapsamında değerlendirmektedir. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, çevresel rahatsızlıkların bu madde kapsamına girebilmesi için bireyin özel alanına fiili bir müdahale olması ve bu müdahalenin belirli bir asgari ağırlık eşiğine ulaşması gerekmektedir. Asgari ağırlık eşiğinin değerlendirilmesinde, kirliliğin yoğunluğu, süresi ve bireyin sağlığı ile günlük yaşam kalitesi üzerindeki fiziksel veya ruhsal etkileri topluca dikkate alınmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 uyarınca, devletlerin bireyleri yalnızca kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı koruma yönünde negatif bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra, özel teşebbüslerin doğası gereği tehlikeli olan endüstriyel faaliyetlerinden kaynaklanan çevresel risklere karşı bireylerin haklarını fiilen güvence altına alacak etkili bir yasal ve idari çerçevenin oluşturulması ve uygulanması yönünde pozitif yükümlülükleri de mevcuttur.

Devletin bu pozitif yükümlülükleri yerine getirip getirmediği değerlendirilirken, bireylerin sağlığı ve esenliği ile toplumun genel ekonomik menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığına bakılır. Devletlerin çevre ve sanayi politikalarının belirlenmesinde geniş bir takdir marjı bulunmakla birlikte, idari makamların soruna gereken özen ve titizlikle yaklaşıp yaklaşmadığı, tüm çatışan menfaatleri dürüstçe dikkate alıp almadığı ve kirliliğin olumsuz etkilerini en aza indirmek için yeterli ve zamanında tedbirleri alıp almadığı Mahkeme tarafından sıkı bir denetime tabi tutulmaktadır. Tehlikeli endüstriyel tesislerin işleyişinin ruhsatlandırılması, sınırlarının çizilmesi, denetlenmesi ve güvenliğinin aktif biçimde sağlanması bütünüyle idarenin sorumluluk alanındadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, somut olayda başvurucuların iddialarını incelerken, 2008 ile 2016 yılları arasında söz konusu fabrikanın ciddi çevre kirliliğine yol açtığına ve yasal emisyon sınırlarının aşıldığına dair resmi ve bağımsız raporların bulunduğunu dikkate almıştır. Bu dönem zarfında, tesisin bulunduğu bölgede yeni konut gelişimine izin verilmesine rağmen idarenin, fabrika çevresinde yaşayan halkı potansiyel sağlık riskleri konusunda şeffaf biçimde bilgilendirmediği ve kirliliğin etkilerini ortadan kaldırmak için gerekli idari adımları zamanında atmadığı tespit edilmiştir. Mahkeme, idarenin 2016 yılına kadar bireylerin özel hayatına saygı hakkının etkin bir şekilde korunmasını sağlayacak yasal ve eylemsel tedbirleri almakta yetersiz kaldığına kanaat getirmiştir.

2016 yılından sonra fabrikanın modernizasyonuna yönelik adımlar atılmış ve emisyonların yasal sınırların altına çekildiği belirtilmiş olsa da, Mahkeme bu sonradan alınan önlemlerin geçmişteki zararı ortadan kaldırmaya yetmediğini değerlendirmiştir. Bölgede yürütülen bağımsız bir epidemiyolojik çalışma, fabrikanın altı kilometre çevresinde yaşayan nüfusun yıllar boyu süren kirliliğe bağlı olarak çeşitli ciddi hastalıklara yakalanma riskinin dikkate değer ölçüde daha yüksek olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Mahkeme, idarenin 2020 yılında fabrikanın faaliyetlerine devam etmesi için verdiği yeni entegre çevre izninde, yıllarca süren zehirli kirliliğe maruz kalmanın halk üzerinde halihazırda yarattığı artmış hastalık riskini ve kümülatif etkiyi karar alma sürecinde yeterince hesaba katmadığını saptamıştır. Fabrikanın yoğun nüfuslu bir yerleşim yerindeki mevcut konumu ve halktan gelen sürekli rahatsız edici emisyon şikayetleri karşısında idarenin, olayı sıradan bir durum gibi ele alması son derece yetersiz bulunmuştur.

Tüm bu unsurlar ışığında, idarenin çevresel zararlara karşı bireylerin haklarının korunması ile ekonomik faaliyetlerin sürdürülmesi arasındaki adil dengeyi sağlayamadığı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Birinci Bölümü, idarenin çevresel kirliliği önleme ve etkilerini giderme konusundaki pozitif yükümlülüklerini ihlal ettiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: