Anasayfa Karar Bülteni AYM | Sadık Yılmaz ve Diğerleri | BN. 2020/24134

Karar Bülteni

AYM Sadık Yılmaz ve Diğerleri BN. 2020/24134

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/24134
Karar Tarihi 30.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tıbbi ihmal davalarında eksik inceleme ihlal nedenidir.
  • Bilirkişi raporları uyuşmazlığın esaslı iddialarını aydınlatabilmelidir.
  • Yaşam hakkı davaları makul süratle yürütülmelidir.
  • Tıbbi ihmalde idari yargılamalar etkili sonuçlandırmalıdır.

Bu karar, tıbbi ihmal iddialarına dayalı tazminat davalarında yargı mercilerinin yürüttüğü incelemenin derinliği ve hızı bakımından kritik bir standart ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin sadece bir yargı yolu sunmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda bu yolun teoride ve pratikte etkili bir şekilde işlemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Yargılama sürecinde alınan bilirkişi raporlarının taraf iddialarını tam olarak karşılamaması ve mahkemelerin bu eksiklikleri gidermek yerine mevcut yetersiz raporlarla hüküm kurması, usul yükümlülüklerinin ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Öte yandan, kararın emsal etkisi özellikle sağlık hukuku ve tıbbi malpraktis davalarında kendini gösterecektir. Tıbbi ihmal iddialarının söz konusu olduğu uyuşmazlıklarda, mahkemelerin bilirkişi raporlarıyla yetinmeyip, aydınlatılmış onamın yeterliliği veya ameliyat sonrası komplikasyon yönetimi gibi spesifik iddiaları da derinlemesine incelemesi gerektiği tescillenmiştir. Yaklaşık yedi yıl süren bir tazminat davasının yaşam hakkı ihlali sayılması, yargı organlarına tıbbi hata iddialarını çok daha makul bir süre içinde, titizlikle çözüme kavuşturma ödevi yüklemektedir. Bu karar, bundan sonraki idari yargılamalarda mahkemelerin uyuşmazlığı aydınlatmak adına daha proaktif ve özenli bir tutum sergilemeleri için bağlayıcı bir rehber niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucuların yakını olan hasta, aşırı kilolarından kurtulmak amacıyla bir devlet hastanesinde mide küçültme ameliyatı olmuştur. Ameliyat sonrasında gelişen sızıntı nedeniyle tekrar ameliyata alınmış ve ardından bir üniversite hastanesine sevk edilmiştir. Ne var ki yoğun bakım tedavisi gören hasta, bir süre sonra hayatını kaybetmiştir.

Hayatını kaybeden hastanın eşi ve çocukları, ameliyat esnasında yemek borusunun yanlışlıkla kesildiğini, tedavi sürecinde hastaya hatalı bir şekilde sıvı verildiğini ve ameliyat öncesinde riskler hakkında kendilerine yeterli bilgi sunulmadığını iddia ederek Sağlık Bakanlığına karşı maddi ve manevi tazminat talebiyle idari yargıda tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemesi, Adli Tıp Kurumundan alınan rapora dayanarak doktorların bir kusuru olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Başvurucular, iddialarının yeterince araştırılmadığı ve davanın yıllarca sürüncemede bırakıldığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa'nın yaşam hakkını güvence altına alan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 hükmü, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.5 ile birlikte değerlendirildiğinde, devlete kişilerin yaşamlarının korunması için çeşitli pozitif yükümlülükler yüklemektedir. Bu yükümlülükler, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.56'da yer alan herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı kuralı uyarınca, sağlık hizmetlerinin yaşamı koruyacak şekilde planlanmasını ve denetlenmesini de zorunlu kılar.

Kasıtlı olmayan tıbbi ihmal iddialarında devletin usul yükümlülüğü, mağdurlara hukuki ve idari yargı yollarının açık tutulmasıyla yerine getirilmiş sayılabilir. Ancak bu yargısal yolların sadece şeklen var olması yeterli değildir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında açılan tam yargı davalarında yargı mercileri, makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmekle mükelleftir. Tıbbi ihmal davalarının makul bir süratle yürütülmesi, olası hataların tespit edilerek benzerlerinin önlenmesi ve sağlık hizmetinden faydalanan herkesin güvenliğinin sağlanması açısından hayati bir işlev görmektedir.

Bilirkişi raporları, tıbbi malpraktis davalarında önemli bir ispat aracı olmakla birlikte, mahkemelerin iddiaların esasına etki edebilecek nitelikteki itirazları karşılamayan raporlara dayanarak eksik inceleme ile karar vermesi kabul edilemez. Yargı makamları, ölen kişinin yakınlarının ileri sürdüğü somut iddiaları objektif tıbbi verilerle aydınlatacak nitelikte ek raporlar veya yeni incelemeler yaptırmak zorundadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda öncelikle yaşam hakkının maddi boyutunu incelemiştir. Olay tarihinde yürürlükte olan hukuki çerçevenin hastaların yaşamını koruma konusunda yapısal bir eksiklik içermediği ve sadece sağlık personelinin olası değerlendirme hatalarının devleti maddi boyutta sorumlu tutmak için tek başına yeterli olmadığı belirtilerek, yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edilmediği tespit edilmiştir.

Ancak yaşam hakkının usul boyutu yönünden yapılan incelemede ciddi noksanlıklar bulunmuştur. İdare mahkemesi tarafından alınan Adli Tıp Kurumu bilirkişi raporunda; hastanın yemek borusunun kesilip kesilmediği, sıvı alımına neden izin verildiği ve ameliyat öncesi alınan aydınlatılmış onamın yeterli olup olmadığı gibi başvurucuların uyuşmazlığın çözümüne doğrudan etki edecek esaslı iddialarına hiçbir bilimsel açıklama getirilmemiştir. İdare mahkemesi, başvurucuların bu yöndeki itirazlarını karşılamak adına olayı aydınlatabilecek nitelikte yeni bir bilirkişi veya ek rapor almadan, mevcut yetersiz raporla yetinerek eksik inceleme yapmıştır.

Ayrıca, tazminat davasının tam 6 yıl 8 ay 23 gün sürdüğü görülmüştür. Olayın aydınlatılmasını zorlaştıracak özel bir karmaşıklık bulunmamasına ve tıbbi belgelerin en baştan itibaren hazır olmasına rağmen, yargılamanın bu kadar uzun sürmesinin haklı bir gerekçeye dayanmadığı belirlenmiştir. Yargılamadaki bu aşırı gecikme ve derinlikten yoksun inceleme, yaşam hakkının gerektirdiği etkili soruşturma ve makul sürat yükümlülüklerini temelden zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, yargılamanın makul süratle yürütülmemesi ve eksik inceleme yapılması nedenleriyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: