Anasayfa Karar Bülteni AYM | Havva Kaygısuz | BN. 2020/19016

Karar Bülteni

AYM Havva Kaygısuz BN. 2020/19016

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/19016
Karar Tarihi 10.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Temel haklara yönelik müdahaleler kanunla yapılmalıdır.
  • İdari işlemlerle kanuni başvuru şartları daraltılamaz.
  • Kanunilik ölçütü mutlaka maddi bir içeriği gerektirir.
  • İdarenin takdir alanı bizzat kanunla sınırlandırılmalıdır.

Bu karar, idarenin düzenleyici işlemleriyle, özellikle KPSS tercih kılavuzları gibi metinlerle kanunlarda yer almayan yeni kısıtlamalar getirmesinin temel hak ve özgürlükler üzerindeki olumsuz etkisini anayasal bir çerçevede çok boyutlu olarak ele almaktadır. Somut olayda, ilgili kanunun aradığı bir atama şartının hangi tarihte yerine getirilmiş olması gerektiğine dair idarece sonradan getirilen sınırlandırmanın, kişinin mesleğini icra etmesini engelleyerek özel hayata saygı hakkına yapılmış açık ve kanunsuz bir müdahale olduğu tespit edilmiştir. Karar, idarenin yasal düzenlemeleri yorumlarken kanunilik ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalması ve yetki aşımından kaçınması gerektiğini vurgulaması bakımından büyük önem taşımaktadır.

Benzer davalar ve idari uygulamalar açısından bu önemli karar, idarenin kılavuz, yönetmelik veya tebliğ gibi düzenleyici işlemlerle memuriyete giriş şartlarını kanunun çizdiği yetki çerçevesinin ötesinde kesinlikle daraltamayacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Özellikle memuriyete giriş, personel yerleştirme ve atama iptali uyuşmazlıklarında, idarenin takdir yetkisinin sınırlarının bizzat kanunla açık, öngörülebilir ve kesin bir şekilde çizilmiş olması gerektiği ilkesi sağlam bir zemine oturtulmuştur. İdarenin somut ve yasal bir dayanağı olmayan keyfî kısıtlamalarının doğrudan yargı denetiminden döneceği ve bireylerin mesleki hayatlarına yapılabilecek haksız müdahalelerin önleneceği yönünde oldukça güçlü bir emsal teşkil etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Havva Kaygısuz, 2013 yılında bir sağlık meslek lisesinden hemşire olarak mezun olmuş ve girdiği KPSS sonucunda Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna yerleştirilmiştir. Ancak atanma talebiyle kuruma başvurduğunda, idare tarafından tercih işlemlerinin son günü itibarıyla "kazai rüşt" (mahkeme kararıyla ergin kılınma) kararı almadığı gerekçesiyle ataması iptal edilmiştir.

Başvurucu, atanma talebiyle kuruma başvurduğu tarih itibarıyla zaten on sekiz yaşını doldurduğunu, hukuken ergin olduğunu ve KPSS kılavuzunda yer alan bu tarih kısıtlamasının kanuna aykırı olduğunu belirterek atamasının yapılmaması işleminin iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. İdare mahkemesi önce işlemi iptal etmiş ve başvurucu görevine başlamış, ancak Danıştay'ın bozma kararı sonrasında davası nihai olarak reddedilmiş ve görevine son verilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, hukuka aykırı şekilde mesleğini yapmasının engellendiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı incelerken öncelikle temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi ile özel hayata saygı hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 20. maddesini dikkate almıştır. Uyuşmazlığın temelinde yer alan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.40 hükmü, memuriyete girişte yaş şartını düzenlemektedir. Bu maddenin ikinci fıkrasına göre, bir meslek veya sanat okulunu bitirenler en az 15 yaşını doldurmuş olmak ve Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kazai rüşt kararı almak şartıyla devlet memurluklarına atanabilmektedir.

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların öncelikle şeklî anlamda bir kanunla öngörülmüş olması zorunludur. Ancak şeklen bir kanunun varlığı tek başına hiçbir zaman yeterli kabul edilmemekte; kanunun maddi bir içeriğe de sahip olması, yani erişilebilir, öngörülebilir ve kesin olması gerekmektedir. Hukuk güvenliği ilkesi, uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçilmesi ve idarenin takdir alanının sınırlarının asgari bir kesinlikle çizilmesini zorunlu kılar.

Mevcut hukuki durumda, 657 sayılı Kanun m.40 uyarınca atama için kazai rüşt kararının alınmış olması şart koşulmuş olsa da, bu kararın en geç hangi tarihte (örneğin tercih işlemlerinin son günü mü yoksa atama için başvuru tarihi mi) alınmış olması gerektiğine dair yasada herhangi bir kısıtlayıcı veya belirleyici süre öngörülmemiştir. Kanunun idareye bu yönde bir takdir veya sınırlandırma yetkisi vermediği durumlarda, idarenin kendi düzenleyici işlemleriyle (tercih kılavuzu gibi) kanunda olmayan bir sınırlama getirmesi anayasal kanunilik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle idarenin müdahalesinin gerçek bir kanuni dayanağının bulunup bulunmadığını irdelemiştir. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere başvurucu, atama işlemi için ilgili idareye başvurduğu tarihte zaten on sekiz yaşını ikmal etmiş ve hukuken tam ergin hâle gelmiştir. Ancak Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, KPSS tercih kılavuzunda yer alan "kazai rüşt kararının tercih işlemlerinin son günü itibarıyla alınmış olması gerekmektedir" şeklindeki idari düzenlemeye dayanarak başvurucunun atamasını gerçekleştirmemiştir.

Yüksek Mahkeme, 657 sayılı Kanun kapsamında kazai rüşt kararı almış olmanın atama işleminin zorunlu bir şartı olarak düzenlendiğini, ancak idare tarafından ilgili tercih kılavuzuyla bu şarta zaman yönünden fazladan bir sınırlama getirildiğini tespit etmiştir. Kanun koyucunun atama işleminin şartlarından biri olan kazai rüşt kararının ne zaman alınmış olması gerektiğine ilişkin yasal bir düzenlemesi bulunmamaktadır. Aynı şekilde, kazai rüşt kararının alınması gereken zaman aralığını idarenin inisiyatifine veya takdir alanına bırakan herhangi bir yasal yetkilendirme normu da mevcut değildir.

Bu bağlamda, idarenin kanunda öngörülmeyen ve kendisine kanunla açıkça devredilmeyen bir yetkiyi kullanarak, sadece kendi yayımladığı tercih kılavuzuna koyduğu bir hükümle temel haklara müdahale etmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Başvurucunun mesleğini icra etmesinin engellenmesi, doğrudan özel hayata saygı hakkına yapılmış bir müdahale olup, bu müdahalenin öngörülebilir ve kesin bir kanuni dayanağının bulunmadığı açıkça anlaşılmıştır. İdare ve derece mahkemelerinin, yasanın çizdiği çerçevenin ötesine geçen bu idari düzenlemeyi esas alarak başvurucunun atama işlemini iptal etmeleri anayasal güvencelerle örtüşmemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: