Karar Bülteni
AYM Hüseyin Berat Şengül BN. 2019/22031
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2019/22031 |
| Karar Tarihi | 10.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İş davasında zamanaşımı itirazı gerekçelendirilmelidir.
- Gerekçesiz zamanaşımı kararı mahkemeye erişimi engeller.
- Islahla artırılan alacak talebi mutlaka incelenmelidir.
- Mahkemeler esaslı iddialara makul yanıt vermelidir.
Bu karar, işçilik alacaklarına yönelik davalarda ıslah yoluyla artırılan taleplerin reddedilmesi durumunda, mahkemelerin dayandıkları zamanaşımı def'ini ve ilgili hukuki gerekçeleri açıkça ve somut şekilde ortaya koyması gerektiğini vurgulamaktadır. Yargılama makamlarının, tarafların davanın sonucuna doğrudan etki edebilecek nitelikteki esaslı iddialarını tartışmadan ve yeterli bir yasal gerekçe sunmadan talepleri salt usuli nedenlerle reddetmesi, adil yargılanma hakkı güvencelerinden mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir müdahale olarak değerlendirilmiştir. Karar, gerekçeli karar hakkı ile mahkemeye erişim hakkı arasındaki ayrılmaz bağlantıyı ortaya koyarak, mahkemelerin uyuşmazlığın esasına dair kritik itirazları yanıtsız bırakmasının doğrudan hak ihlaline yol açacağını kesin bir biçimde teyit etmektedir.
Uygulamada iş davalarında sıklıkla karşılaşılan ıslah ve zamanaşımı itirazları bağlamında bu karar, hem derece mahkemeleri hem de kanun yolu mercileri için son derece önemli bir yol göstericidir. Mahkemelerin, zamanaşımı süresinin hangi tarihte başladığını, fesih tarihinin veya ıslah dilekçesinin bu sürenin kesilmesine etkisini net bir biçimde gerekçelendirmesi zorunlu kılınmıştır. Emsal niteliğindeki bu karar, avukatların ıslah ve zamanaşımı konularındaki iddialarını daha güçlü savunmalarına olanak tanırken, mahkemelerin de şablon ve soyut gerekçeler yerine olayın özgül koşullarını irdeleyen detaylı kararlar yazmasını zorunlu tutmaktadır. Böylece hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleri tam anlamıyla güvence altına alınmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Hüseyin Berat Şengül, eski işvereni aleyhine kıdem, ihbar tazminatları, yıllık izin, fazla mesai ve diğer ücret alacaklarının ödenmesi talebiyle iş mahkemesinde dava açmıştır. Yargılama sürecinde alınan bilirkişi raporunun ardından başvurucu, alacak miktarını ıslah dilekçesi vererek artırmıştır. Davalı işveren ise artırılan kısımların zamanaşımına uğradığını iddia etmiştir. İş mahkemesi, kıdem ve ihbar tazminatlarına yönelik artırımı kabul ederken, yıllık izin, fazla mesai ve anlaşma alacağına ilişkin artırılan kısmı herhangi bir yasal gerekçe göstermeden salt zamanaşımı sebebiyle reddetmiştir. Başvurucu, fesihten itibaren beş yıllık süre geçmeden ıslah talebinde bulunduğunu ve zamanaşımı süresinin dolmadığını belirterek karara itiraz etmiş; ancak Yargıtay bu itirazları ayrı bir gerekçe sunmaksızın reddederek kararı onamıştır. Bunun üzerine başvurucu, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı temel alınmıştır. Adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve davanın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Mahkemeye erişim hakkına getirilecek sınırlamaların, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ilkelerine uygun olması zorunludur. Zamanaşımı kuralı hukuki güvenlik ve istikrar amacı taşısa da, uygulanış biçiminin kişilerin dava hakkını orantısız şekilde kısıtlamaması gerekir.
İşçilik alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda zamanaşımı süreleri olay tarihinde yürürlükte olan 4857 sayılı İş Kanunu m. 32 uyarınca ücret alacakları için beş yıl olarak belirlenmiştir. Dava sırasında talep miktarının artırılması işlemleri ise mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m. 83 ile 1086 sayılı Kanun m. 84 hükümleri çerçevesinde ıslah yoluyla gerçekleştirilmektedir.
Mahkemelerin, yargılama sırasında ileri sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddialara makul bir gerekçe ile yanıt vermesi Anayasal bir zorunluluktur. Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi durumunda, bu sürenin hangi tarihte başladığı, ıslah dilekçesinin verilmesinin süreye etkisi ve uyuşmazlık konusu alacakların hangi somut kanuni dayanakla zamanaşımına uğradığı açıkça tartışılmalıdır. Aksi takdirde, davanın sonucuna etkili olabilecek esasa dair iddiaların cevapsız bırakılması, taraflara orantısız bir külfet yükleyerek mahkemeye erişim hakkının ağır bir ihlaline neden olmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun davasında alınan bilirkişi raporunun hemen ardından süresi içinde ıslah dilekçesi vererek talep sonucunu artırdığını ve ilk derece mahkemesinin verdiği süre içinde gerekli ıslah harcını yatırdığını tespit etmiştir. İlk derece mahkemesi, başvurucunun yıllık izin, fazla mesai ve anlaşma alacağı yönünden ıslahla artırdığı taleplerini zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle tümden reddetmiştir. Ancak bu red kararı verilirken zamanaşımına dayanak olarak herhangi bir kanun hükmü gösterilmemiş, zamanaşımı süresinin hangi tarihten itibaren işlemeye başladığı, sürenin ne zaman dolduğu, iş sözleşmesinin fesih tarihinin veya ıslah dilekçesinin verilmesinin bu süreye etkisinin ne olduğu hususlarında hiçbir hukuki değerlendirme yapılmamıştır.
Başvurucu, fesihten itibaren beş yıllık zamanaşımı süresi henüz dolmadan ıslah talebinde bulunduğunu ve kesin alacak miktarının bilirkişi raporuyla ancak netleştiğini belirterek temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Buna karşın Yargıtay, başvurucunun davanın sonucuna doğrudan etki edecek nitelikteki bu esaslı iddialarını ayrı bir gerekçe belirtmeksizin reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin eksik gerekçeli kararını onamıştır.
Anayasa Mahkemesi, yargılama makamlarının zamanaşımı gibi davanın esasına girilmesini tamamen engelleyen usuli bir itirazı kabul ederken, uygulanan kanun maddelerini ve sürenin hesaplanma yöntemini açıkça göstermek zorunda olduklarını vurgulamıştır. Başvurucunun ıslah ile artırdığı alacak talebinin açık ve yeterli bir dayanak gösterilmeden zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi, başvurucunun davasını mahkeme önüne tam olarak taşımasını engellemiş ve kendisine şahsi olarak ağır bir külfet yüklemiştir. Hedeflenen hukuki istikrar amacı ile karşılaştırıldığında başvurucuya yüklenen bu külfetin son derece orantısız olduğu ve mahkemeye erişim hakkını zedelediği değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.