Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mehmet Arif Yazıkoz ve Diğerleri | BN....

Karar Bülteni

AYM Mehmet Arif Yazıkoz ve Diğerleri BN. 2019/336

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2019/336
Karar Tarihi 10.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Şüphe feshi somut ve objektif olgulara dayanmalıdır.
  • Müdahale OHAL döneminde de ölçülü olmalıdır.
  • İrtibat ve iltisak iddiası kişiselleştirilmiş gerekçelerle kanıtlanmalıdır.
  • İşçi ile işveren arasındaki güvenin zedelendiği ispatlanmalıdır.

Bu karar, olağanüstü hâl (OHAL) döneminde kanun hükmünde kararnameler kapsamında gerçekleştirilen iş sözleşmesi fesihlerinde, işçi ile işveren arasındaki güven ilişkisinin bozulduğuna dair iddiaların somut ve objektif delillerle temellendirilmesi gerektiğini hukuken tescil etmektedir. Derece mahkemelerinin yalnızca soyut istihbari bilgilere, beraatle sonuçlanmış yargılamalara veya geçmiş tarihli eski mahkûmiyet kararlarına dayanarak şüphe feshini hukuka uygun bulmasının, ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığı ve özel hayata saygı hakkının ihlali niteliğinde olduğu vurgulanmıştır.

Benzer işe iade davalarında güçlü bir emsal niteliği taşıyan bu karar, terör örgütü ile irtibat veya iltisak şüphesinin, işçinin fiilen ifa ettiği göreve olumsuz etkisinin yargı mercilerince titizlikle, kişiselleştirilmiş ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulması mecburiyetini getirmektedir. Karar, derece mahkemelerinin işverenin fesih gerekçelerini denetlerken derinlemesine bir inceleme yapmasını ve temel haklara yönelik keyfî ve ölçüsüz müdahaleleri önlemesini zorunlu kılarak uygulamada hukuki güvenlik ile belirlilik ilkelerinin tesisine son derece önemli bir katkı sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Belediyeler bünyesinde hizmet alım sözleşmesi kapsamında çalışan, belediye şirketlerinde veya kamu gücü ayrıcalığını haiz idarelerde işçi statüsünde görev yapan başvurucuların iş sözleşmeleri, çalıştıkları idareler tarafından tek taraflı olarak feshedilmiştir. Fesih gerekçesi olarak, Olağanüstü Hâl (OHAL) kapsamında çıkarılan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca başvurucuların terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı oldukları yönündeki bildirimler ve bu sebeple işverenle aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesi gösterilmiştir.

Başvurucular, haksız yere işten çıkarıldıklarını, söz konusu feshin geçerli bir nedene dayanmadığını belirterek feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade talebiyle iş mahkemelerinde dava açmışlardır. Yargılama süreci sonunda talepleri yerel mahkemeler, istinaf ve temyiz mercileri tarafından reddedilen ve işe iade edilmeyen başvurucular; mesleki ve özel hayatlarının bu durumdan ciddi şekilde olumsuz etkilendiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle temel hak ve özgürlüklerin olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde nasıl sınırlandırılabileceğini incelemiştir. Bu kapsamda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 15 hükmünde yer alan temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının durdurulması güvence rejimi ve sınırları dikkate alınmıştır. İşten çıkarma gibi mesleki hayata yönelik müdahalelerin kişilerin özel hayatını doğrudan etkilemesi ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması sebebiyle başvuru, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 20 ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı ekseninde değerlendirilmiştir.

İş hukuku doktrininde ve yerleşik yargısal içtihat prensiplerinde kabul edildiği üzere, işçi tarafından sadakat yükümlülüğünün ihlal edildiği ve işverenle aradaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanan şüphe fesihlerinde, basit ve soyut bir şüphe tek başına yeterli kabul edilemez. Şüphenin mutlaka işçinin şahsından kaynaklanan ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif olay ve vakıalarla desteklenmesi zorunludur. Aksi bir yaklaşım, hukuk devletinin vazgeçilmezi olan hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine aykırı olarak keyfî idari uygulamaların önünü açma riski barındırmaktadır.

Ayrıca, OHAL dönemlerinde dahi devletten ve kamu otoritelerinden beklenen, temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlandırmaların Anayasa'nın öngördüğü sınırlar içinde ve mutlaka durumun gerektirdiği ölçüde olmasıdır. Bu bağlamda, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname uyarınca tesis edilen fesih işlemlerinin hukuka uygunluğu denetlenirken, mahkemelerin irtibat ve iltisak iddialarını titizlikle araştırması şarttır. İş sözleşmesinin feshinin ölçülülük ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmadığını, işverenin sunduğu iddiaların işin mahiyetine etkisini ve şüphenin haklılığını bireyselleştirilmiş bir yaklaşımla, ikna edici şekilde ortaya koymak yargı mercilerinin en temel yükümlülüklerinden biridir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların iş sözleşmelerinin terör örgütleriyle irtibat veya iltisak şüphesi nedeniyle işverenler tarafından tek taraflı olarak feshedildiğini saptamıştır. Yargı mercilerinin ise bu feshin haklılığını denetlerken sadece istihbari bilgilere, devam eden idari ve adli soruşturmalara, geçmişte alınmış beraat kararlarına veya kapatılan dosyalara dayanarak işe iade davalarını reddettikleri tespit edilmiştir. Ancak derece mahkemelerinin, her bir başvurucunun fiilen hangi görevi ne kadar süredir ifa ettiğini ve ifa edilen görevin niteliği ile söz konusu irtibat şüpheleri arasında nasıl bir olumsuz bağ kurulduğuna dair ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koymadıkları görülmüştür.

Özellikle, yargılamalar sonucunda beraat eden veya hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) verilen başvurucular yönünden, bu adli durumların iş sözleşmesine nasıl yansıdığı ve taraflar arasındaki güven ilişkisini ne şekilde zedelediği kararlarda somutlaştırılmamıştır. Derdest soruşturma ve kovuşturmalara dayanılan hâllerde dahi, elde edilen delillerin fesih işlemine doğrudan etkisine yönelik kişiselleştirilmiş bir inceleme yapılmadığı anlaşılmıştır. Benzer şekilde, Bank Asya hesap hareketleri hususunda rutin bankacılık işlemleri dışına çıkılıp çıkılmadığı veya örgüte destek amacıyla özel bir işlem yapılıp yapılmadığı yeterince araştırılmamış; yıllar öncesine ait geçmiş mahkûmiyet veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararlarının mevcut çalışma pozisyonlarıyla doğrudan ilgisi kurulamamıştır.

Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, terör örgütleri ile irtibat veya iltisak şüphesinin ciddi, güçlü ve objektif olduğuna yönelik kişiselleştirilmiş ve ikna edici gerekçeler sunulmaksızın uygulanan fesih tedbirinin, olağanüstü hâl koşullarında dahi temel haklara ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu belirlenmiştir. Mahkemelerin eksik inceleme ve yetersiz gerekçelerle davaların reddine karar vermesinin bu durumu haklı kılmadığı vurgulanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucuların özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğuna ve Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: