Karar Bülteni
AYM Merve Nur Tekin BN. 2022/21108
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/21108 |
| Karar Tarihi | 10.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Propaganda suçu somut bir tehlike yaratmalıdır.
- Sloganların şiddeti teşvik edip etmediği incelenmelidir.
- Gerekçeli kararlarda ifadelerin bağlamı tartışılmalıdır.
- Soyut değerlendirmelerle ifade özgürlüğüne müdahale edilemez.
Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde atılan sloganların ve okunan marşların otomatik olarak terör örgütü propagandası sayılamayacağını hukuken ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, düşünce açıklamalarının cezalandırılabilmesi için eylemin terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek ya da teşvik edecek nitelikte somut bir tehlike yaratması gerektiğini vurgulamıştır. İlk derece mahkemelerinin, atılan sloganların bağlamını, göstericilerin tutumunu ve söz konusu eylemin şiddet çağrısı içerip içermediğini ayrıntılı bir şekilde irdelemeden verdiği adli para cezalarının ifade özgürlüğünü zedelediği açık bir biçimde hüküm altına alınmıştır.
Benzer davalar açısından bu karar, propaganda suçlamalarında mahkemelerin çok daha titiz ve olayla bağlantılı bir inceleme yapması gerektiği konusunda oldukça güçlü bir emsal oluşturmaktadır. Karar, yargı mercilerinin sadece sloganın veya marşın lafzına bakarak değil, eylemin bütünü içindeki asıl amacına ve toplumsal etkisine odaklanarak karar vermeleri gerektiğini göstermektedir. Uygulamada, özellikle barışçıl nitelikteki toplantılarda atılan sloganlara yönelik açılan terör propagandası davalarında mahkemelerin somut tehlike unsurunu ispat etme yükümlülüğü artırılmıştır. Böylece, ifade özgürlüğü ile kamu düzeni ve güvenliği arasındaki hassas dengenin korunması amaçlanmış ve dayanaksız varsayımlara dayalı cezalandırma pratiğinin önüne geçilmesi yönünde son derece önemli bir hukuki zemin inşa edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, Diyarbakır'ın Lice ilçesinde karakol inşaatlarını protesto etmek amacıyla düzenlenen gösteriler sırasında yaşanan can kayıplarına tepki göstermek için gerçekleştirilen bir toplantı ve yürüyüşe katılmıştır. Etkinlik sırasında atılan sloganlar ve söylenen bir marş nedeniyle güvenlik güçleri tarafından hakkında işlem yapılmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu dâhil etkinliğe katılan bazı kişiler hakkında terör örgütü propagandası yapma suçlamasıyla ceza davası açmıştır.
İlk derece mahkemesi, gösteri sırasında söylenen marşın ve atılan sloganların terör örgütünü desteklediğini kabul ederek başvurucuyu adli para cezasına çarptırmıştır. Başvurucu, katıldığı basın açıklamasında attığı iddia edilen sloganın hangi suretle terör örgütü propagandası sayıldığının kararda açıklanmadığını, örgüt propagandası niteliğinde olmayan ifadeler nedeniyle cezalandırılmasının haksız olduğunu ileri sürmüştür. Yargıtay tarafından kararın onanması üzerine başvurucu, ifade özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğüne yönelik her türlü müdahalenin Anayasa'nın 26. maddesi çerçevesinde kanunilik, meşru amaç ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ilkeleri kapsamında sıkı bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Somut uyuşmazlıkta, müdahalenin hukuki dayanağı olan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu m.7 hükmü uyarınca terör örgütü propagandası yapma suçunun oluşabilmesi için kanunilik koşulu karşılanmıştır. Ayrıca bu yasal sınırlamanın, Anayasa'nın meşru kıldığı kamu düzeni ve güvenliğinin korunması amacı kapsamında yapıldığı kabul edilmektedir.
Ancak Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, propaganda suçunun yalnızca bir soyut tehlike suçu olarak kabul edilmesi, temel hak ve özgürlükler üzerinde ciddi bir baskı oluşturma potansiyeli taşır. Bu nedenle bir propaganda faaliyetinin cezalandırılabilmesi için, söz konusu düşünce açıklamasının olayın somut şartlarında belirli ve yakın bir tehlikeye yol açtığının objektif olarak gösterilmesi şarttır. Yalnızca rahatsız edici, şok edici veya kışkırtıcı bulunan ifadeler, şiddete açıkça teşvik etmediği sürece ifade özgürlüğü koruması altındadır.
Bunun yanında, adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin temel haklara müdahale ederken tatmin edici ve tarafsız bir gerekçe sunmasını zorunlu kılar. Yargı mercileri, bir kişinin ifade veya eylemlerinin terör örgütünün cebir, şiddet ve tehdit yöntemlerini nasıl meşru gösterdiğini, övdüğünü veya bu yöntemlere başvurmayı ne şekilde teşvik ettiğini somut delillerle, ikna edici biçimde ortaya koymalıdır. Subjektif değerlendirmelere, eksik incelemelere ve sadece ihtimallere dayalı olarak mahkûmiyet kararı verilmesi, kişilerin en temel haklarından olan ifade özgürlüğünün özüne dokunan ölçüsüz ve hukuksuz bir müdahale olarak nitelendirilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararını incelerken öncelikle başvurucunun hangi eyleminin terör örgütü propagandası olarak kabul edildiğinin tespit edilmesine odaklanmıştır. İlk derece mahkemesi, kararında genel bir değerlendirme yaparak sanıkların terör örgütü lehine slogan attığını ve marşa iştirak ettiklerini belirtmekle yetinmiştir. Kararda, bahse konu marşın veya sloganların şiddeti teşvik edip etmediğine dair hiçbir açıklama veya analize yer verilmediği tespit edilmiştir. Mahkemenin başvurucunun spesifik olarak hangi ifadeyi ne şekilde kullandığını ve bu ifadenin terör örgütünün şiddet ve tehdit yöntemlerini nasıl övdüğünü ya da teşvik ettiğini ortaya koymadığı gözlemlenmiştir.
Söz konusu gösterinin barışçıl bir basın açıklaması amacıyla düzenlendiği, başvuruya konu eylemlerde herhangi bir şiddet olayının da yaşanmadığı anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, kamuya aktarılan görüşlerin başkaları açısından rahatsız edici, değersiz veya kışkırtıcı görülse bile ifade özgürlüğü kapsamında korunması gerektiğini hatırlatmıştır. Öznel değerlendirmeler ve varsayımlarla bir marşın veya sloganın doğrudan propaganda suçu sayılması hukuka aykırı bulunmuştur. Mahkemenin atılan sloganların veya okunan marşın bağlamını, göstericilerin tutumunu ve şiddetle olan ilişkisini irdelemediği görülmüştür.
İlk derece mahkemesinin başvurucunun cezalandırılmasının zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiğini ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya koyamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Propagandanın soyut bir tehlike suçu olmasından hareketle, yeterli inceleme yapılmadan ve varsayıma dayalı olarak haksız ceza tayin edilmesi Anayasa ile teminat altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik ölçüsüz bir müdahaledir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.