Karar Bülteni
AYM Hasan Taş ve diğerleri BN. 2020/21790
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/21790 |
| Karar Tarihi | 10.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Barışçıl sendikal eylemler demokratik toplumun temelidir.
- Memuriyet vakarı soyut varsayımlarla ihlal edilmiş sayılamaz.
- İhraç edilen üyelere destek sendikal hak kapsamındadır.
- Disiplin cezaları sendikal haklar üzerinde caydırıcı olmamalıdır.
Bu karar, kamu görevlilerinin üyesi oldukları sendikaların çağrısı üzerine katıldıkları barışçıl nitelikteki protesto ve dayanışma eylemlerinin, anayasal güvence altındaki sendika hakkı kapsamında korunduğunu hukuken tescillemektedir. Karar, kamu makamlarının ve idarelerin, memurların görev dışı sivil ve sendikal faaliyetlerini salt "memuriyet vakarı ve güvenini sarsma" gibi soyut gerekçelerle disiplin cezasına konu edemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğü ile sendikal hakları arasında hassas bir denge kurulması gerektiğini, memur statüsünün bireyleri anayasal haklarından tamamen mahrum bırakan bağımsız ve yalıtılmış bir kimlik yaratmadığını hüküm altına almıştır.
Kararın hukuki anlamdaki bir diğer önemli boyutu, kamu görevlilerinden beklenen itibar ve güvenin zedelendiği iddiasının ancak somut bir hizmet aksaması veya kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması ile ispatlanabileceğinin altını çizmesidir. İdarenin işleyişine zarar vermeyen, olağan kamu hizmetini kesintiye uğratmayan faaliyetler nedeniyle verilen cezalar, temel haklara yapılmış orantısız müdahaleler olarak kabul edilmiştir.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, idare mahkemelerinin ve idari disiplin kurullarının sendikal eylemlere yaklaşımında köklü bir paradigma değişikliğini zorunlu kılmasıdır. Bundan böyle mahkemeler, bir eylemin salt sendika hakkı kapsamında kalıp kalmadığını dar bir çerçevede yorumlamak yerine, olayın meydana geliş şeklini, kamu hizmetine etkisini ve memurun eylemdeki rolünü somut verilerle tartmak zorundadır.
Uygulamadaki önemi açısından ise bu içtihat, kamu idarelerinin disiplin mekanizmalarını sendikal faaliyetler üzerinde caydırıcı bir baskı aracı olarak kullanmasının önüne geçmektedir. Kamu görevlilerinin mesleki güvencelerini zedelemeden sivil toplum faaliyetlerine katılabilmelerinin önü açılmış, idarenin takdir yetkisine hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde net sınırlar çizilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, olay tarihinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne bağlı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğünde mühendis olarak görev yapmakta olup aynı zamanda bir kamu görevlileri sendikasına üyedirler. Olağanüstü Hâl (OHAL) döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile aynı kurumda çalışan bazı sendika üyelerinin kamu görevinden çıkarılması üzerine, bağlı bulundukları sendika tarafından bu durumu protesto etmek ve ihraç edilen üyelere veda etmek amacıyla kurum yemekhanesinde bir toplanma kararı alınmıştır. Başvurucular öğle yemeği molası esnasında bu etkinliğe katılmış; içlerinden biri olayı cep telefonuyla kayda almış, diğeri ise üzerinde "Geri Döneceğiz" yazan bir döviz taşımıştır.
İdare, söz konusu eyleme katılmalarını devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte bir davranış olarak nitelendirerek başvuruculara kınama disiplin cezası vermiştir. Başvurucuların bu cezanın iptali için açtıkları davalar ilk derece mahkemelerince haklı bulunarak iptal edilmişse de, istinaf incelemesinde bölge idare mahkemeleri söz konusu eylemin sendikal faaliyet kapsamında olmadığını ve kurumun huzurunu bozduğunu belirterek davaları reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucular, sendika haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın temelinde, kamu görevlilerinin Anayasa'nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika kurma ve sendikal faaliyetlerde bulunma hakkı ile kamu hizmetinin düzenli işlemesi adına kamu görevlilerine yüklenen sadakat ve vakara uygun davranma yükümlülüğü arasındaki çatışma yer almaktadır. Anayasa'nın 128. ve 129. maddeleri gereğince kamu görevlileri, görevlerini Anayasa ve kanunlara sadık kalarak, kamu hizmetinin itibarını ve devlete olan güveni sarsmayacak bir disiplin içinde yürütmek zorundadırlar.
Bu genel çerçeveye istinaden, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.125 hükmü, memurlara verilecek disiplin cezalarını düzenlemekte olup, maddenin birinci fıkrasının (B) bendinin (d) alt bendi "hizmet dışında devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak" eylemini kınama cezası ile yaptırıma bağlamıştır. İdareler ve mahkemeler, kamu görevlilerinin eylemlerini değerlendirirken statü hukukunun bu katı kurallarını gözetmekle mükelleftir.
Ancak Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, sendika hakkı sendika üyelerinin çalışma koşulları, yükümlülükleri ve iş güvenlikleri gibi konularda ortak çıkarlarını savunmalarını da içeren geniş bir çekirdek faaliyet alanına sahiptir. Bir sendika kararına dayanarak gerçekleştirilen protesto veya destek eylemleri kural olarak bu anayasal güvencenin koruması altındadır. Kamu makamları, bir eylemi disiplin cezasına konu ederken memurun sosyal bir birey olduğunu, sadece statü hukukunun yasaklarına hapsedilemeyeceğini kabul etmelidir. Verilecek disiplin cezasının demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyaca karşılık geldiği, eylemin gerçekten kamu hizmetini aksattığı veya itibar ve güveni somut olarak zedelediği açık, spesifik ve nesnel gerekçelerle ortaya konulmalıdır. Ölçülülük ilkesi gereği, bireyin anayasal hakkına yapılan müdahale ile kamu düzeninin korunması amacı arasında adil bir denge kurulması şarttır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucuların eyleminin sendika hakkı kapsamında kalıp kalmadığını değerlendirmiştir. Başvurucular, kamu görevinden ihraç edilen sendika üyelerine destek vermek amacıyla üyesi oldukları sendikanın çağrısı üzerine toplanmışlardır. Etkinlik, kamu kurumunun yemekhanesinde, personelin dinlenme zamanı olan öğle yemeği molası esnasında ve güvenlik görevlilerinin nezaretinde, tamamen barışçıl bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu niteliğiyle olay, sendikanın çekirdek faaliyet alanı içinde kalan anayasal bir hakkın kullanımıdır.
Yüksek Mahkeme, eylemin kurumun işleyişine olan somut etkisini mercek altına almıştır. Olay sırasında yemek servisinin olağan akışında devam ettiği, herhangi bir idari faaliyetin veya kamu hizmetinin kesintiye uğramadığı, taşkınlık veya şiddet olayının yaşanmadığı açıkça tespit edilmiştir. Buna rağmen idare, başvurucu Hasan Taş'ın etkinliği cep telefonu ile videoya almasını ve başvurucu Yılmaz Koçak'ın "Geri Döneceğiz" yazılı bir döviz taşımasını doğrudan memuriyet vakarına ve güvenine aykırı bularak cezalandırma yoluna gitmiştir.
Ancak ne idare ne de istinaf aşamasında iptal kararlarını kaldırarak davayı reddeden bölge idare mahkemeleri, bu barışçıl eylemlerin kurumun huzurunu nasıl bozduğunu, kamu hizmetini ne şekilde aksattığını veya memuriyete duyulan güveni nasıl zedelediğini somut ve ikna edici gerekçelerle açıklayabilmiştir. Kararlarda, başvurucuların tabi oldukları statü hukuku ile kullandıkları anayasal hak arasında kurulması gereken ölçülü ve adil denge testinin hiçbir şekilde yapılmadığı, subjektif yorumlarla ve otomatik bir cezalandırma refleksiyle hareket edildiği saptanmıştır. Bu durum, kamu görevlileri üzerinde sendikal faaliyetlere katılım noktasında ağır bir caydırıcı etki (chilling effect) yaratma potansiyeline sahiptir ve demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmamaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucuların Anayasa’nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.