Karar Bülteni
AYM İsrael Ojalvo BN. 2020/33612
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2020/33612 |
| Karar Tarihi | 13.03.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tazminatın enflasyon karşısında erimesi mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Makul süre şikayetlerinde Tazminat Komisyonuna başvuru zorunludur.
- Değer kaybı başvurucuya olağan dışı külfet yükler.
- Giderim için yeniden yargılama yapılması yeterli yoldur.
Bu Anayasa Mahkemesi kararı, idarenin eylem ve işlemleri neticesinde ortaya çıkan kamulaştırmasız el atma uyuşmazlıklarında bireylerin elde edeceği tazminatların zaman içindeki enflasyonist erozyona karşı korunması hususunda son derece önemli bir hukuki zemin inşa etmektedir. Mülkiyet hakkının sadece kâğıt üzerinde bir bedele hükmedilmesiyle değil, aynı zamanda bu bedelin güncel ve adil bir alım gücüne tekabül etmesiyle etkin şekilde korunabileceği vurgulanmaktadır. Davacının yıllarca süren hak arama mücadelesi sonucunda kazandığı miktarın enflasyon karşısında ezilmesi, mülkiyet hakkının özüne dokunan ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirilmiştir.
Öte yandan, makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarında Anayasa Mahkemesine başvuru usulünde yaşanan yasal değişikliklerin pratikteki yansımaları bu kararla bir kez daha netleşmiştir. Yeni kurulan Tazminat Komisyonunun makul süre şikayetleri için zorunlu ve tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu durum, hukuk profesyonellerinin uzun süren yargılamalardan kaynaklı şikayetlerde stratejilerini güncellemelerini ve doğrudan bireysel başvuru yoluna gitmek yerine öncelikle Adalet Bakanlığı bünyesindeki komisyon mekanizmasını işletmelerini zorunlu kılmaktadır. Böylece anayasa yargısı başvuru yollarının ikincilliği ilkesi pekiştirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu İsrael Ojalvo, kendisine ait taşınmaza idare tarafından herhangi bir kamulaştırma kararı olmaksızın haksız ve hukuka aykırı şekilde müdahale edildiği gerekçesiyle 8 Nisan 2010 tarihinde kamulaştırmasız el atma nedenine dayalı tazminat ve haksız işgal sebebiyle ecrimisil davası açmıştır. İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmeye başlanan bu dava süreci, mahkemenin verdiği kararlar ve Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin eksik araştırma ile hüküm kurulduğu gerekçesiyle art arda verdiği bozma kararları neticesinde uzun yıllar devam etmiştir. Nihayetinde bozma kararlarına uyularak yapılan son yargılama sonucunda mahkeme, başvurucunun kamulaştırmasız el atma tazminatı ile ecrimisil taleplerinin kabulüne karar vermiş ve bu nihai hüküm 2020 yılında kesinleşmiştir.
Ancak başvurucu, davaya konu tazminat ve ecrimisil bedellerinin on yılı aşan yargılama süresi boyunca oluşan enflasyon karşısında ciddi şekilde eridiğini, idarenin sebep olduğu bu gecikme ve değer kaybı yüzünden mağduriyetinin tam olarak giderilmediğini iddia etmiştir. Bunun yanı sıra, çok uzun süren yargılama süreci sebebiyle makul sürede yargılanma hakkının da zedelendiğini ileri sürerek ihlallerin tespiti ve tazmini talebiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı karara bağlarken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında güvence altına alınan mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif ve negatif yükümlülükleri temel almıştır. Bu evrensel hukuk kuralı uyarınca, herkes mülkiyet hakkına sahiptir ve bu hak ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabilir. Yerleşik anayasal içtihat prensipleri gereği, mülkiyet hakkına yapılan kamu müdahalelerinde, hedeflenen kamu yararı ile malikin katlanmak zorunda bırakıldığı külfet arasında her zaman adil ve ölçülü bir dengenin bulunması zorunludur. İdarenin kamulaştırmasız el atma eylemi sonrasında ödenmesine karar verilen tazminat ve ecrimisil bedellerinin, uzun süren yargılamalar sebebiyle enflasyon karşısında değer kaybetmesi, bu adil dengeyi mülk sahibi aleyhine bozmakta ve kişiye olağandışı, aşırı bir mali külfet yüklemektedir.
Makul sürede yargılanma hakkı yönünden ise mesele, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 çerçevesinde güvenceye alınan adil yargılanma hakkı standartları ışığında incelenmiştir. Mahkeme, 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun metninde 7445 sayılı Kanun m. 40 ile yapılan köklü değişiklikleri doğrudan uygulamıştır. Bu yasal düzenlemeler ışığında, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarına dayanan ve belirli bir tarih itibarıyla derdest olan başvurularda, bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereğince öncelikle idari bir başvuru mekanizması olan Tazminat Komisyonuna gidilmesi emredici bir kuraldır. Doktrin tanımlarında da sıkça vurgulandığı üzere, hukuk sistemimizde hakkın ihlalini gidermeye elverişli, ulaşılabilir ve etkili idari veya yargısal başvuru yolları tüketilmeksizin doğrudan anayasa yargısı mekanizması işletilemez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut başvuru kapsamındaki uyuşmazlığı mülkiyet hakkı ve makul sürede yargılanma hakkı olmak üzere iki temel anayasal güvence üzerinden detaylı şekilde analiz etmiştir. Öncelikle mülkiyet hakkının ihlali şikayeti incelenmiş, kamulaştırmasız el atma nedeniyle hükmedilen tazminat ile ecrimisil bedellerinin uzun süren yargılamalar sonucunda elde edilmesi süreci ele alınmıştır. Yüksek Mahkeme, daha önce vermiş olduğu yerleşik emsal kararlarına atıfta bulunarak, hükmedilen bedellerin enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılmasının mülkiyet hakkına yönelik ağır ve orantısız bir müdahale olduğunu tespit etmiştir. On yılı aşan yargılama sürecinin sonunda elde edilen alacağın reel alım gücünde meydana gelen dramatik düşüşün, başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir mali külfet yüklediği saptanmıştır. İdarenin sebep olduğu bu gecikme ve enflasyonist erime karşısında, müdahalenin ölçüsüz olduğu ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği net bir biçimde tespit edilmiştir. Bu ağır ihlalin doğurduğu olumsuz sonuçların ortadan kaldırılması ve gerçek zararın karşılanması amacıyla davanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili yerel mahkemeye gönderilmesine hükmedilmiştir.
İkinci olarak, yargılamanın uzun sürmesi sebebiyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddia değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, kanun koyucu tarafından getirilen yeni yasal düzenlemelere dikkat çekerek, 9 Mart 2023 tarihi itibarıyla derdest olan makul süre şikayetleri için zorunlu ve yeni bir iç hukuk yolu ihdas edildiğini belirtmiştir. Bu çerçevede, ilgili yasal mevzuat uyarınca kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılmasının, anayasa yargısının temel taşı olan bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi ile hiçbir şekilde bağdaşmayacağı ifade edilmiştir. Başvurucunun henüz bu olağan idari ve yargısal telafi mekanizmasını işletmediği, yani iç hukuk yollarını usulüne uygun şekilde tüketmediği anlaşıldığından, makul sürede yargılanma hakkı bağlamındaki şikayetlerin esasına girilememiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mülkiyet hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yeniden yargılama yapılması yönünde kararı bozarak başvuruyu kabul etmiştir.