Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2020/9559 BN.

Karar Bülteni

AYM 2020/9559 BN.

Anayasa Mahkemesi | İrfan Yazıcı | 2020/9559 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2020/9559
Karar Tarihi 13.03.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Hizmet birleştirmesi emekli ikramiyesini doğrudan engellemez.
  • Farklı muamele orantısız bir külfet oluşturamaz.
  • Kıdem tazminatı şartı hizmet birleştirenler için ayrımcılıktır.
  • İhraç edilen memurun ikramiye hakkı korunmalıdır.

Bu karar, kamu görevinden Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen ve hizmet birleştirmesi yapılarak emekli aylığı bağlanan kişilerin emekli ikramiyesi alma hakları bağlamında hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, tek başına Emekli Sandığı hizmet süresi emekli aylığına hak kazanmaya yetmeyen ve bu nedenle farklı sigorta kollarındaki süreleri birleştirilen kişilerin emekli ikramiyesinden mahrum bırakılmasını mülkiyet hakkıyla bağlantılı ayrımcılık yasağının ihlali olarak nitelendirmiştir. Hizmet süresi tek başına yeterli olanlar ihraç edilseler dahi ikramiye alabilirken, hizmet birleştirenlerden kanuni bir hükme dayanılarak kıdem tazminatına hak kazanma şartı aranması bariz bir eşitsizlik ve hak ihlali olarak kabul edilmiştir.

Benzer davalarda emsal niteliği taşıyan bu karar, KHK ile ihraç edilip farklı sigortalılık statülerindeki hizmetlerini birleştirerek emekli olan binlerce mağdur için yeni ve önemli bir hukuki yol açmaktadır. Uygulamada Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), ihraç edilen ve hizmet birleştirmesi yapan kamu görevlilerine İş Kanunu'ndaki kıdem tazminatı koşullarını öne sürerek ikramiye ödememekteydi. Ancak bu içtihat değişikliği niteliğindeki karar ile idarenin bu katı yorumunun anayasal güvencelere aykırı olduğu tescillenmiş olup, idari yargı mercilerince bu tür ret işlemlerinin iptal edilmesi gerektiği güçlü bir şekilde vurgulanarak, eşitlik ilkesinin çalışma hayatındaki yansımaları pekiştirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Öğretmen olarak görev yapmakta iken 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarılan başvurucu, gerekli hizmet yılını doldurması üzerine emeklilik talebinde bulunmuştur. Başvurucunun Emekli Sandığı kapsamındaki hizmet süresi tek başına emekli aylığı bağlanması için yeterli olmadığından, farklı sigorta kollarında (SSK) geçen çalışmaları da dâhil edilerek hizmet birleştirmesi yapılmış ve kendisine emekli aylığı bağlanmıştır. Ancak başvurucuya, kamu görevinden ihraç edilmiş olması ve hizmet birleştirmesi kapsamında iş akdinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sona ermediği gerekçesi gösterilerek SGK tarafından emekli ikramiyesi ödenmemiştir. Başvurucu, idarenin bu ret işlemine karşı idare mahkemesinde iptal davası açmıştır. İlk derece mahkemesinin ret kararı istinaf aşamasında da onanıp dava kesin olarak reddedilince, başvurucu mülkiyet hakkı ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde dayanılan temel kurallar, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu m. 89 ile 1475 sayılı İş Kanunu m. 14 düzenlemeleridir.

5434 sayılı Kanun m. 89'un birinci fıkrası uyarınca, hizmet sürelerinin tamamı Emekli Sandığına tabi olarak geçenlere, görevlerinin ne şekilde sona erdiğine bakılmaksızın ve herhangi bir şart aranmaksızın emekli ikramiyesi ödenmektedir. Yani çalışma süresini tek bir sandıkta 25 yıl olarak dolduran bir kamu görevlisi, daha sonra kamu görevinden ihraç edilse bile emekli ikramiyesini alabilmektedir.

Ancak aynı maddenin ikinci fıkrasında, hizmet birleştirmesi yapmak suretiyle emekli olabilecekler için farklı ve kısıtlayıcı bir koşul öngörülmüştür. Buna göre farklı kurumlarda geçen hizmet süreleri birleştirilerek emekli aylığı bağlananlara emekli ikramiyesi ödenebilmesi için, kamu görevinin 1475 sayılı Kanun m. 14'te belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması gerekmektedir.

İş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle feshedilmesi veya kamu görevlisinin kanun hükmünde kararname (KHK) ile devlet memurluğundan ihraç edilmesi gibi durumlar, idare ve idari yargı mercilerince kıdem tazminatına hak kazanmayı engelleyen durumlar olarak yorumlanmaktadır. Anayasa Mahkemesi ise mülkiyet hakkı ile bağlantılı ayrımcılık yasağı incelemesinde, salt hizmet süresi yeterli olanlarla olmayanlar arasında yaratılan bu farklı muamelenin, hak sahiplerine orantısız bir külfet yüklediğini ve anayasal eşitlik ile mülkiyet hakkı güvenceleriyle hiçbir şekilde bağdaşmadığını temel bir prensip olarak kabul etmiştir. Kanunun uygulamasındaki bu ayrım, Anayasa'nın 10. maddesi ve 35. maddesine açık bir aykırılık teşkil etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle başvurucunun kamu görevinden KHK ile ihraç edildiğini ve farklı sigorta kollarına tabi toplam hizmet süresinin birleştirilmesiyle emekli aylığına hak kazandığını tespit etmiştir. İdare ve istinaf mahkemesi, başvurucunun Emekli Sandığına tabi 21 yıl 2 aylık süresinin tek başına aylık bağlamaya yetmediğini, bu nedenle hizmet birleştirmesine gidildiğini; hizmet birleştirmesi hâlinde ise emekli ikramiyesi ödenebilmesi için görevin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sona ermesi koşulunun arandığını belirterek davanın reddine hükmetmiştir.

Ancak Yüksek Mahkeme, daha önce verdiği emsal kararlara atıf yaparak, Emekli Sandığına bağlı hizmet süresi tek başına yeterli olan kişilerin, görevleri ne şekilde sona ererse ersin (KHK ile ihraç dâhil) emekli ikramiyesi alabildiğini vurgulamıştır. Buna karşın, çalışma süresinin önemli bir kısmını kamuda geçirmesine rağmen süresi tek başına yeterli olmayan ve yasal zorunlulukla hizmet birleştirmesi yapılan kişilerden kıdem tazminatına hak kazanma şartının aranması açık bir ayrımcılık olarak değerlendirilmiştir.

Mahkeme, aynı durumda kamu görevinden çıkarılan iki grup (hizmet süresi yetenler ile yetmeyip birleştirme yapanlar) arasında sırf hizmet birleştirmesi yapıldığı için yaratılan bu farklı muamelenin objektif ve makul bir gerekçesinin bulunmadığını belirtmiştir. İkramiye ödenmemesinin, başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklediği ve anayasal hakların zedelendiği kanaatine varılmıştır. Meydana gelen bu farklı uygulamanın doğrudan doğruya kanunun uygulanış biçiminden kaynaklandığı da kararda teyit edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 10. maddesinde güvence altına alınan ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: