Karar Bülteni
AYM Meryem Boyacıoğlu BN. 2020/9020
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/9020 |
| Karar Tarihi | 13.03.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Hizmet birleştirmesinde ikramiye şartları ayrımcılık yaratamaz.
- KHK ile ihraç emekli ikramiyesine engel değildir.
- Farklı sigorta statüleri mülkiyet hakkını zedelememelidir.
- Orantısız külfet yükleyen kanun uygulamaları anayasaya aykırıdır.
Bu karar, kamu görevinden Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen ve hizmet birleştirmesi yapılarak emekliye ayrılan memurların emekli ikramiyesi alıp alamayacağı konusundaki süregelen hukuki tartışmalara son noktayı koyması bakımından son derece kritiktir. Anayasa Mahkemesi, sadece Emekli Sandığına tabi hizmet süresi tek başına aylık bağlanmaya yeterli olanların ihraç edilseler dahi emekli ikramiyesi alabilirken, geçmişte farklı kurumlarda çalıştığı için hizmet birleştirmesi yapmak zorunda olanların kıdem tazminatına hak kazanma şartına tabi tutulmasını Anayasa'ya aykırı bulmuştur. Mahkeme, bu farklı uygulamanın mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının açık bir ihlali olduğunu nitelendirmiştir.
Kararın emsal etkisi, sosyal güvenlik haklarının tesisinde sigortalılar arasında suni ayrımlar yaratılmasının önüne geçilmesinde yatmaktadır. KHK ile ihracın otomatik olarak "işverenin haklı feshi" sebebi sayılarak salt ve kategorik bir şekilde kıdem tazminatını, dolayısıyla emekli ikramiyesini engelleyen bir mekanizma olarak kullanılmasının yarattığı mağduriyetler hukuken giderilmiştir. Benzer durumdaki on binlerce kamu görevlisi için emsal teşkil eden bu karar, hizmet birleştirmesi yapan memurlara sırf KHK ihracı bahanesiyle emekli ikramiyesi ödenmemesi yönündeki kurumsal uygulamanın hukuka aykırı olduğunu tescillemiştir.
Uygulamadaki önemi itibarıyla bu yargısal sonuç, temel haklardan olan mülkiyet hakkı ve sosyal güvenlik hakkının, idari yorumlar veya olağanüstü dönem tasarruflarıyla orantısız bir şekilde daraltılamayacağını vurgulamaktadır. İdare mahkemeleri ve Sosyal Güvenlik Kurumunun, bundan sonraki uyuşmazlık süreçlerinde hizmet sürelerinin niteliğine bakmaksızın anayasal eşitlik ve orantılılık ilkeleri çerçevesinde hareket etmek zorunda olduğu net bir şekilde ortaya konmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde 1986 yılından itibaren öğretmen olarak çalışmakta olan başvurucu, 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile meslekten ihraç edilmiştir. Başvurucu hakkında açılan ceza soruşturmasında takipsizlik kararı verilmiş olmasına rağmen ihraç işlemi geçerliliğini korumuştur. Başvurucu, emeklilik şartlarını taşıdığı için Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurarak emekli olmuştur. Başvurucunun daha önce özel eğitim kurumlarında geçen sigortalı çalışmaları ile memuriyette geçen Emekli Sandığı çalışmaları kurum tarafından birleştirilerek kendisine emekli aylığı bağlanmıştır.
Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu, başvurucunun memuriyetinin KHK ile sonlandırılmış olmasını ve hizmet birleştirmesi yapılmasını gerekçe göstererek emekli ikramiyesi ödemeyi reddetmiştir. Başvurucu, kurumun bu ret işleminin iptali ve hak ettiği emekli ikramiyesinin ödenmesi talebiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. İlk derece mahkemesi başvurucuyu haklı bularak idari işlemi iptal etse de, istinaf mahkemesi ihraç kararını "işverenin haklı nedenle feshi" kapsamında değerlendirerek davanın kesin olarak reddine hükmetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, aynı statüdeki başka memurlara ikramiye ödenirken kendisine ödenmemesinin büyük bir haksızlık olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın hukuki çözümünde temel alınan kuralların başında 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu m. 89 gelmektedir. Bu kanunun ilgili hükümlerine göre, hizmet birleştirmesi yapmaksızın sadece Emekli Sandığı kapsamındaki hizmetleriyle emekliye ayrılmaya hak kazananlara, kamu görevinden ayrılma biçimlerine bakılmaksızın emekli ikramiyesi ödenmektedir. Ancak, farklı sosyal güvenlik kurumlarına tabi hizmetleri birleştirilerek (2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun uyarınca) emekli olanlara ikramiye ödenebilmesi için farklı bir kriter aranmaktadır. Bu kişilerin kamu görevinin 1475 sayılı İş Kanunu m. 14 hükmünde belirtilen "kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına" uygun olarak sona ermiş olması yasal bir koşul olarak getirilmiştir.
İdari yargı mercilerince, memuriyetin KHK ile sonlandırılması işlemi, genel hükümler çerçevesinde 4857 sayılı İş Kanunu m. 25 kapsamında "işverenin haklı nedenle derhal feshi" niteliğinde değerlendirilmiş ve bu nedenle kıdem tazminatı koşullarının oluşmadığı sonucuna varılarak ret kararları verilmiştir.
Ancak anayasal kurallar çerçevesinde bu durum, Anayasa'nın eşitlik ilkesi (Madde 10) ve mülkiyet hakkı (Madde 35) zemininde ele alınmaktadır. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına ve özellikle Genel Kurul tarafından verilen Fikret Aslan kararına göre, ayrımcılık yasağı mülkiyet hakkı gibi temel haklarla bağlantılı olarak incelendiğinde, benzer durumdaki kişiler arasında nesnel ve makul bir nedene dayanmayan, ölçüsüz farklı muameleler anayasa ihlali sayılmaktadır. Kamuda geçirdiği süre tek başına emekliliğe yeten bir kişinin KHK ile ihraç edilse dahi ikramiye alabilmesine karşın, hizmet birleştirmesi yapmak zorunda olan kişinin aynı sebeple ihraç edildiğinde ikramiyeden mahrum bırakılması hukuken meşru bir amaca hizmet etmemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkı ile ayrımcılık yasağı bağlamında karşılaştığı hukuki durumu detaylı ve bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmiştir. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere başvurucunun toplam 27 yılı aşan hizmetinin yaklaşık 17 yılı Emekli Sandığına, 9 yıldan fazlası ise SSK'ya tabidir. Sosyal Güvenlik Kurumu, yasal mevzuat uyarınca hizmet birleştirmesi yoluna giderek başvurucuya düzenli emekli aylığı bağlamış; ancak kamu görevinden KHK ile ihraç edildiği gerekçesiyle emekli ikramiyesi ödemekten imtina etmiştir.
Mahkemece yapılan hukuki tespitlerde, Emekli Sandığına tabi hizmet süresi tek başına aylık bağlanmasına yeten kamu görevlilerinin, KHK ile ihraç edilerek memuriyetten çıkarılsalar dahi görevlerinin ne şekilde sona erdiğine bakılmaksızın emekli ikramiyesini alabildikleri vurgulanmıştır. Buna karşılık, hizmet süresi tek başına yetmediği için farklı sigortalılık süreleri birleştirilmek zorunda kalınan kişilerin, kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun şekilde görevden ayrılmış olmaları gerektiği şeklindeki idari yorumun ve kanuni koşulun, somut olayda başvurucu aleyhine ağır bir eşitsizlik ve mağduriyet yarattığı açıkça saptanmıştır.
İstinaf mahkemesinin, başvurucunun KHK ile ihracını adeta "haklı nedenle fesih" olarak nitelendirip ikramiye ödenmemesini hukuka uygun bulması, karşılaştırılabilir gruplar arasında yaratılan bu haksız ve orantısız farklılığın daha da derinleşmesine yol açmıştır. Emeklilik için gerekli hizmet süresinin çok büyük bir kısmını kamuda fiilen çalışarak geçiren başvurucuya, sırf geçmişte farklı bir sigorta koluna tabi olduğu ve hizmet birleştirmesi yaptığı için emekli ikramiyesi ödenmemesi, kendisine izah edilemez ve orantısız bir külfet yüklenmesi anlamına gelmektedir. Yüksek Mahkeme, bu farklı muamelenin nesnel ve makul bir haklılığının bulunmadığını, başvurucunun mülkiyet hakkından yararlanması hususunda anayasal güvence altındaki eşitlik ilkesinin zedelendiğini kesin olarak tespit etmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvurucunun mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.