Karar Bülteni
AİHM ISMAILAJ VE DİĞERLERİ BN. 28873/22
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Bölüm |
| Başvuru No | 28873/22 |
| Karar Tarihi | 08.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Tarafsızlık ilkesi, yargılamanın her aşamasında sağlanmalıdır.
- Aynı uyuşmazlığı inceleyen hâkim, temyiz merciinde bulunamaz.
- Mahkeme heyetinin tarafsızlığından şüphe duyulması ihlal nedenidir.
- Sanığa, hâkimin reddini talep etme imkânı verilmelidir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen bu karar, adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan "tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yargılanma" ilkesinin sınırlarını ve içeriğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar, daha önce başvurucular aleyhine yürütülen ve aynı hukuki ile fiili iddialara dayanan başka bir müsadere davasında ilk derece mahkemesi hâkimi olarak görev yapan bir yargıcın, daha sonra aynı başvurucuların bağlantılı bir davasında Yargıtay (Yüksek Mahkeme) heyetinde yer almasının açık bir hak ihlali olduğunu vurgulamaktadır. AİHM, hâkimin kişisel bir husumeti bulunmasa dahi, daha önceki yargılamada uyuşmazlığın esasına dair bir kanaat oluşturmuş olmasının, tarafsızlık konusunda objektif ve haklı şüpheler doğuracağını tespit etmiştir.
Bu karar, özellikle bağlantılı davaların sıkça görüldüğü ceza yargılamaları ile el koyma ve müsadere süreçlerinde emsal teşkil edecek güçlü bir niteliğe sahiptir. AİHM, yargı mensuplarının daha önce esasına girdikleri hukuki uyuşmazlıklarda temyiz makamında görev almamaları gerektiği kuralını pekiştirerek, iç hukuk sistemlerindeki hâkimin reddi ve çekinmesi kurumlarının ne denli hayati olduğunu göstermektedir. Ayrıca, taraflara mahkeme heyetinin yapısı hakkında önceden bilgi verilmemesinin, hâkimin reddi hakkının kullanımını imkânsız hale getirerek adil yargılanma hakkını doğrudan zedelediği yönündeki yaklaşım, yargısal bildirimlerin ve usul güvencelerinin eksiksiz işletilmesi gerektiğini tüm taraf devletlere bağlayıcı bir ilke olarak hatırlatmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olay, Kastriot Ismailaj, annesi Lutfije Ismailaj ve yöneticisi olduğu Adriatic Development Corporation Ltd SHPK şirketi (başvurucular) ile Arnavutluk makamları arasında gerçekleşen, suç gelirlerinin aklanması şüphesine dayalı malvarlığı müsadere sürecine dayanmaktadır. Başvurucular hakkında başlatılan soruşturmalar neticesinde, "Anti-Mafya Kanunu" kapsamında başvuruculara ait çeşitli banka hesaplarına el konulması ve bu varlıkların müsadere edilmesi talep edilmiştir. İlk derece ve istinaf mahkemelerinin müsadere kararlarının ardından uyuşmazlık Yüksek Mahkeme'ye taşınmıştır. Başvurucular, Yüksek Mahkeme heyetinde yer alan K. K. İsimli hâkimin, daha önce ilk derece mahkemesinde kendileriyle ilgili çok benzer bir başka müsadere davasına bakarak esasa ilişkin olumsuz bir karar verdiğini öğrenmişlerdir. Bu durumun mahkemenin tarafsızlığını zedelediğini savunan başvurucular, itirazlarının iç hukukta reddedilmesi üzerine, adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiasıyla AİHM'e başvurarak ihlalin tespitini ve yeniden yargılama yapılmasını talep etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin incelemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde şekillenmiştir. Bu madde uyarınca herkes, davasının yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun olarak görülmesini talep etme hakkına sahiptir. Tarafsız ve bağımsız yargılanma hakkı, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumun en temel yapı taşlarından birini oluşturmaktadır.
AİHM'in yerleşik içtihatlarına göre, bir mahkemenin tarafsızlığı iki aşamalı bir testle değerlendirilmektedir: Hâkimin davaya veya taraflara karşı kişisel bir önyargı veya husumet taşıyıp taşımadığını inceleyen "sübjektif test" ve mahkemenin bileşiminin, tarafsızlık konusunda meşru ve haklı her türlü şüpheyi dışlayacak yeterli güvenceleri sunup sunmadığını inceleyen "objektif test".
AİHM, aynı hâkimin aynı sanıklar veya taraflar hakkında, aynı maddi olaylara ve hukuki varsayımlara dayanan birden fazla davada farklı derecelerde veya farklı aşamalarda görev almasının, objektif tarafsızlık testini zedeleyebileceğini kabul etmektedir. Zira, daha önce uyuşmazlığın esasına ilişkin bağlayıcı bir kanaat oluşturmuş bir yargıcın, temyiz veya itiraz merciinde kendi verdiği ya da kendi hukuki yorumunu içeren bir kararın benzerini denetlemesi, taraflarda mahkemenin tarafsız olmadığına dair son derece haklı ve makul şüpheler uyandıracaktır.
Bununla birlikte, iç hukuk kurallarında, özellikle Ceza Muhakemesi Kanunu'nda, hâkimin davadan çekinmesi veya reddi mekanizmalarının kâğıt üzerinde bulunması tek başına yeterli kabul edilemez. Sözleşme'nin gereklerinin tam anlamıyla karşılanabilmesi için, tarafların bu hakkı etkin bir şekilde kullanabilmelerini sağlayacak usuli güvencelerin de (örneğin, duruşma öncesinde mahkeme heyetinin yapısının taraflara açıkça bildirilmesi) uygulamada fiilen var olması gerekmektedir. İlgili güvencelerin usulüne uygun şekilde sağlanmaması, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin açık bir ihlali anlamına gelmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
AİHM, somut olayda başvurucuların, Yüksek Mahkeme heyetinde yer alan hâkim K. K.'nin kendilerine karşı kişisel bir önyargı taşıdığına dair somut bir delil sunamadıklarını belirterek, incelemesini objektif tarafsızlık testi üzerinden gerçekleştirmiştir. Mahkeme, hâkim K. K.'nin 2016 yılında ilk derece mahkemesi sıfatıyla, birinci ve üçüncü başvurucuya ait banka hesaplarının müsaderesine karar verdiğini ve bu kararda başvurucuların kara para aklama faaliyetlerine karıştıklarına dair makul şüphe bulunduğunu, şirketin paravan olduğunu ve varlıkların yasa dışı yollardan elde edildiğini esastan değerlendirdiğini tespit etmiştir.
Yüksek Mahkeme'nin incelediği mevcut davada ise, konu edilen malvarlıkları (ikinci başvurucunun hesapları da dahil olmak üzere) farklı olsa da, bu varlıkların müsaderesine temel oluşturan ceza soruşturması, maddi vakıalar, hukuki argümanlar ve delillerin ilk davayla tamamen aynı olduğu görülmüştür. AİHM, bu derece birbiriyle sıkı bağlantılı iki davada, hâkim K. K.'nin Yüksek Mahkeme üyesi olarak esasen kendi önceki hukuki yorumunun ve esasa ilişkin kanaatinin doğruluğunu denetlemek durumunda kaldığını vurgulamıştır.
Ayrıca Mahkeme, başvuruculara Yüksek Mahkeme'deki duruşma öncesinde heyetin kimlerden oluştuğuna dair herhangi bir bildirim yapılmadığını ve heyetteki hâkimin olası çıkar çatışmasını re'sen dikkate aldığına dair dava dosyasında hiçbir emare bulunmadığını kaydetmiştir. Bu durum, başvurucuların iç hukuktaki hâkimin reddi hakkını zamanında ve etkin bir şekilde kullanmalarını usulen imkânsız hale getirmiştir.
Mahkeme, aynı yargıcın birbirine sıkı sıkıya bağlı iki uyuşmazlıkta peş peşe görev almasının, başvurucuların mahkemenin tarafsızlığına dair objektif ve haklı şüpheler duymasına neden olduğunu belirterek, bu ihlalin en uygun telafisinin iç hukukta davanın yeniden görülmesi veya yargılamanın yenilenmesi olduğunu hatırlatmıştır.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucuların davasında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanma hakkının sağlanmadığı gerekçesiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.