Anasayfa/ Karar Bülteni/ AİHM | ISKRA DOO BEOGRAD | BN. 53002/21

Karar Bülteni

AİHM ISKRA DOO BEOGRAD BN. 53002/21

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 3. Bölüm
Başvuru No 53002/21
Karar Tarihi 18.11.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • İdarenin zımni rızası mülkiyet hakkı doğurabilir.
  • Mülkiyet hakkı güvenceleri keyfiliğe karşı korumalıdır.
  • Özel kanunlar temel usul güvencelerini ortadan kaldıramaz.
  • Uzun süreli fiili zilyetlik mülkiyet kapsamında korunur.

Bu karar, devlet destekli büyük kentsel dönüşüm veya altyapı projeleri kapsamında gerçekleştirilen tahliye ve yıkım işlemlerinde, mülkiyet hakkının ve zilyetliğin usuli güvencelerle korunmasının ne denli hayati olduğunu hukuken ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yarım asrı aşan bir süredir idarenin bilgisi ve zımni rızası dahilinde ticari amaçla kullanılan araziler üzerindeki fiili zilyetliğin, resmi bir tapu kaydı olmasa dahi Sözleşme kapsamında bağımsız bir mülkiyet menfaati olarak korunması gerektiğini güçlü bir biçimde vurgulamıştır. İdarenin olağan idari prosedürleri ve hukuki tahliye süreçlerini atlayarak fiili bir müdahale ile mülke el atması, yasal dayanaktan yoksun ve tamamen keyfi bir eylem olarak nitelendirilmiştir.

Emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle kentsel dönüşüm projelerinde devletin kurduğu veya yönlendirdiği özel şirketler aracılığıyla yürüttüğü faaliyetlerin, doğrudan devletin uluslararası sorumluluğunu doğuracağını açıkça göstermektedir. Belirli projelerin hızlandırılması amacıyla özel yasalar çıkarılmasının, bireylerin mülkiyet haklarına yönelik asgari usuli güvenceleri, yani önceden bildirimde bulunma, idari bir karar alma ve bu karara karşı etkili itiraz yollarını açık tutma zorunluluğunu bertaraf edemeyeceği ilkesi sağlamlaştırılmıştır. Uygulamada bu durum, kamu makamlarının ve projeyi yürüten iştiraklerin, sadece tapu sahiplerine karşı değil, uzun süreli ve haklı beklenti sahibi zilyetlere karşı da keyfi yıkım işlemlerinden kaçınmaları ve mutlaka yasal süreçleri titizlikle işletmeleri gerektiği anlamına gelmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Sırbistan'ın başkenti Belgrad'da faaliyet gösteren başvuran şirket (Iskra DOO Beograd), 1964 yılından bu yana iş amacıyla aralıksız kullandığı ve yetkili makamlardan izin alarak etrafını çitlerle çevirdiği bir arazinin zilyedi konumundaydı. 2015 yılında, Sırbistan hükümeti tarafından stratejik bir devlet yatırımı olarak ilan edilen "Belgrad Su Kenarı" (Belgrade Waterfront) projesini yürütmek üzere kurulan ve tamamen devlete ait olan şirketler, hiçbir ön bildirimde bulunmaksızın bu çitleri yıkmış ve arazinin bir kısmına iş makineleriyle girerek alanı işgal etmiştir.

Başvuran şirket, zilyetliğine yapılan bu haksız müdahalenin tespiti, yıkılan çitlerin yeniden inşası ve müdahalenin durdurulması talebiyle yerel mahkemelerde dava açmıştır. Yerel mahkemeler zilyetliğe haksız bir müdahale olduğunu tespit etmiş, ancak arazinin artık büyük bir kamu projesi kapsamında kullanıma tahsis edildiği ve ilk çit yapım izninin idarece sonradan iptal edildiği gerekçesiyle alanın eski haline getirilmesi talebini reddetmiştir. Nihai olarak başvuran şirket, yasal hiçbir süreç işletilmeden mülküne el konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1 No.lu Protokol m. 1 kapsamında düzenlenen mülkiyet hakkı ilkelerine dayanmıştır. İlgili hüküm, her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkını güvence altına almaktadır.

Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, "mülk" kavramı sadece fiziksel malların resmi sahipliğini değil, aynı zamanda mülkiyet hakkı teşkil eden diğer hak ve menfaatleri de kapsayan özerk bir anlama sahiptir. Yerel hukukun belirli bir menfaati resmi bir "mülkiyet hakkı" olarak tanımaması, bu menfaatin Sözleşme kapsamında korunmasına engel değildir. Kamu makamlarının uzun süreli hoşgörüsü ve zımni rızası, fiili zilyetliği güçlü bir mülkiyet menfaatine dönüştürebilir ve bu durum Sözleşme'nin koruması altına girer.

Bunun yanı sıra, mülkiyet hakkına yapılan herhangi bir müdahalenin hukuka uygun olabilmesi için, keyfiliğe karşı yeterli usuli güvenceleri içermesi ve ilgiliye söz konusu müdahaleye etkili bir şekilde itiraz etme imkânı sunması şarttır. Sırbistan mevzuatındaki Mülkiyet Kanunu ve Genel İdari Usul Kanunu gibi kurallar, mülklerin yıkımı veya tahliyesi işlemlerinin belirli ve net bir idari süreç izlenerek, idari bir karara dayanılarak ve itiraz yolları açık tutularak yapılmasını emretmektedir. Belirli büyük projelerin uygulanması için çıkarılan özel kanunların varlığı (örneğin Belgrad Su Kenarı Kanunu), idareyi keyfiliği önleyen bu genel usul kurallarını uygulamaktan muaf tutamaz. Her türlü fiziki müdahale, öngörülebilir bir yasal zemine ve itiraz edilebilir idari kararlara dayanmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda öncelikle müdahalenin devlete atfedilebilir olup olmadığını değerlendirmiştir. Yıkım ve el koyma işlemini gerçekleştiren şirketlerin, tamamen devletin kontrolünde olan ve kamu yararı adına stratejik bir proje yürütmek üzere kurulan kuruluşlar olması nedeniyle, alt yükleniciler aracılığıyla yapılan fiili eylemlerin dahi doğrudan devletin uluslararası sorumluluğunu doğurduğu tespit edilmiştir. Mahkeme, bu uyuşmazlığın sadece iki özel şirket arasındaki basit bir mülkiyet davası olmadığını, kamu gücünün kullanımının söz konusu olduğunu belirlemiştir.

Mahkeme, başvuran şirketin arazinin resmi tapu sahibi olmamasına rağmen, söz konusu araziyi 1964 yılından bu yana yetkili makamların izni ve bilgisi dâhilinde aralıksız olarak iş amaçlı kullandığını dikkate almıştır. İdarenin elli yılı aşkın süredir bu kullanıma sessiz kalması ve zımnen onay vermesi, başvuran şirket lehine Sözleşme kapsamında mülk olarak korunması gereken güçlü bir zilyetlik menfaati doğurmuştur.

Müdahalenin hukuka uygunluğu incelendiğinde ise, Mahkeme, iç hukukta yıkım ve tahliye işlemlerine karşı keyfiliği önlemek amacıyla açıkça tanımlanmış idari ve usuli bir çerçevenin bulunduğunu, ancak somut olayda bu usullerin tamamen by-pass edildiğini gözlemlemiştir. Başvuran şirketin çitleri hiçbir idari karar veya ön bildirim olmaksızın aniden yıkılmış ve araziye fiilen el konulmuştur. Büyük bir devlet projesi için özel bir yasa çıkarılmış olması, başvuran şirketin yıkım karşısında adil bir idari süreçten yararlanma hakkını ortadan kaldırmaz. Zira söz konusu özel yasa dahi, açıkça düzenlenmeyen hususlarda genel idari usul kurallarının uygulanmasını emretmektedir. Usuli güvencelerin bütünüyle bertaraf edildiği ve itiraz imkanının fiili durum yaratılarak engellendiği bu eylem, hukuka ve kanunilik ilkesine açıkça aykırı bulunmuştur.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuran şirketin mülkiyet hakkına usuli güvencelerden yoksun ve keyfi bir biçimde müdahale edildiği gerekçesiyle Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: