Anasayfa Karar Bülteni AİHM | ISAIA VE DİĞERLERİ | BN. 36551/22

Karar Bülteni

AİHM ISAIA VE DİĞERLERİ BN. 36551/22

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm AİHM 1. Bölüm
Başvuru No 36551/22
Karar Tarihi 25.09.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Müsadere tedbiri için illiyet bağı gösterilmelidir.
  • Zaman bağı kurulmadan müsadere kararı verilemez.
  • Sadece gelir gider orantısızlığına dayanılması yetersizdir.
  • Müsaderenin yasal şartları öngörülebilir olmalıdır.

Bu karar, ceza mahkûmiyeti olmaksızın uygulanan önleyici müsadere tedbirlerinin, mülkiyet hakkı bağlamında katı ispat kurallarına tabi olduğunu ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kişinin tehlikelilik hali ile müsadere edilen malvarlığının edinim tarihi arasında makul bir zaman bağı bulunmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Sadece gelir ve gider arasındaki orantısızlığa dayanılarak, şahsın tehlikelilik halinin sona ermesinden çok sonra elde edilen malların müsadere edilmesi, mülkiyet hakkına orantısız ve hukuka aykırı bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.

Karar, organize suçlar ve kara para aklama ile mücadelede sıkça başvurulan önleyici müsadere mekanizmalarının sınırlarını net bir biçimde çizmesi açısından büyük bir hukuki emsal değere sahiptir. İçtihat, idarelerin ve yerel mahkemelerin, el konulan malların doğrudan geçmişteki suç faaliyetlerinden elde edilen gelirlerle finanse edildiğini somut finansal delillerle kanıtlamak zorunda olduğunu göstermektedir. Bu yönüyle karar, taraf devletlerin organize suçlarla mücadele politikalarını uygularken, üçüncü kişilerin ve aile bireylerinin mülkiyet haklarını keyfi olarak ihlal etmelerini engelleyecek güçlü bir yargısal standart oluşturmakta, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerinin altını çizmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Birinci başvurucu olan baba, geçmişte 1980 ile 1998 yılları arasında hırsızlık ve gasp gibi çeşitli suçlara karışmış ve İtalyan makamlarınca toplum için tehlikeli bir birey olarak kabul edilmiştir. Yıllar sonra, 2018 yılında yerel polis makamları, başvurucunun geçmişteki suçlarından elde ettiği yasa dışı gelirleri kullanarak ailesi üzerinden malvarlığı edindiğini iddia etmiştir. Bu iddia üzerine, başvurucunun eşi ve oğlu adına kayıtlı olan ve 2010, 2016 ile 2018 yıllarında satın alınan taşınmazlara ve banka hesaplarına İtalyan mahkemelerince önleyici müsadere tedbiri uygulanmıştır. Başvurucular, el konulan malların satın alınma tarihi ile birinci başvurucunun suç işlediği dönem arasında hiçbir zaman bağı olmadığını, malların yasal yollarla elde edildiğini belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle dava açmış ve söz konusu tedbirin kaldırılmasını talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan kural, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkıdır. Bu madde, her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkını güvence altına alır ve mülkiyetten yoksun bırakmanın ancak kamu yararı sebebiyle, yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak yapılabileceğini düzenler.

İtalyan iç hukukunda ise mesele, İtalyan Anti-Mafya ve Önleyici Tedbirler Kanunu olarak bilinen 159/2011 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 24. maddesi kapsamında değerlendirilmiştir. Bu düzenleme, ceza mahkûmiyeti olmaksızın, kişilerin yasa dışı yollardan elde ettikleri varsayılan mallarına önleyici müsadere uygulanmasına olanak tanımaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, önleyici müsadere gibi mülkiyet hakkına ağır müdahale teşkil eden tedbirlerin hukuka uygun, kamu yararına ve orantılı olması gerekir. Hukuka uygunluk, müdahalenin yalnızca iç hukukta bir dayanağının bulunmasını değil, aynı zamanda bu yasanın keyfiliğe karşı yeterli usuli güvenceler sağlamasını ve öngörülebilir olmasını gerektirir. Orantılılık ilkesi ise, hedeflenen meşru amaç ile bireyin temel hakları arasında adil bir dengenin kurulmasını zorunlu kılar. Mahkeme içtihatları, müsadere edilecek malvarlığı ile şahsın yasa dışı faaliyetleri arasında açık bir illiyet bağının ulusal mahkemelerce somut olarak gösterilmesini şart koşmaktadır. Suçun işlendiği dönem ile malvarlığının edinildiği tarih arasındaki zamansal korelasyonun kopuk olması durumunda, idarenin ispat yükümlülüğünü yerine getirmeden sadece gelir ve gider dengesizliğine dayanarak mülkiyet hakkına müdahale etmesi, adil dengeyi bozarak keyfilik yasağına aykırı kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayı mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin yasallığı ve orantılılığı ekseninde incelemiştir. Mahkeme, İtalyan mahkemelerinin, müsadere edilen malvarlıklarının yasa dışı faaliyetlerden elde edilen gelirlerle satın alındığına dair kararlarını yeterli ve somut delillere dayandırmadığını tespit etmiştir.

Birinci başvurucunun suç işlediği ve toplum için tehlikeli kabul edildiği dönem 1980 ile 1998 yılları arasındadır. Ancak müsadere edilen banka hesapları ve taşınmazlar, bu dönemin bitiminden yıllar sonra, ikinci ve üçüncü başvurucular olan eşi ve oğlu tarafından 2010, 2016 ve 2018 yıllarında edinilmiştir. İtalyan mahkemeleri, bu malların ediniminin geçmişteki suç gelirlerinin yeniden yatırıma dönüştürülmesiyle sağlandığını iddia etmiş, ancak bu para akışını geriye dönük olarak kanıtlayacak hiçbir finansal analiz veya detaylı banka işlemi incelemesi sunmamıştır. Mahkemeler yalnızca ailenin yasal gelirleri ile harcamaları arasındaki orantısızlığa dayanarak otomatik bir varsayımla hareket etmiştir.

Mahkeme, resmi olarak birinci başvurucuya ait olmayan ve tehlikeli şahıs statüsünde bulunmayan aile bireyleri adına kayıtlı olan bu malların, neden doğrudan birinci başvurucunun tasarrufunda kabul edildiğine dair tatmin edici bir yargısal gerekçe sunulmadığını vurgulamıştır. Gerekli zaman bağının kurulamaması ve malvarlığının yasa dışı kökeninin nesnel delillerle ispatlanamaması nedeniyle, yerel mahkemelerin yorum ve uygulamalarının öngörülebilirlikten uzak olduğu, keyfiliğe karşı yeterli usuli güvenceleri sağlamadığı ve mülkiyet hakkı üzerinde aşırı bir yük oluşturduğu sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak AİHM 1. Bölümü, başvuranların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin yasallık ve orantılılık ilkelerini karşılamadığı gerekçesiyle Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: