Karar Bülteni
AYM Duygu Çam BN. 2022/72101
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/72101 |
| Karar Tarihi | 06.01.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Taraf gösterimindeki hata kabul edilebilir olmalıdır.
- Husumet yokluğu kararı mahkemeye erişimi engellemez.
- Kanunların yorumlanması derece mahkemelerinin takdirindedir.
- Dava şartı incelemesi usul ekonomisi gereğidir.
Bu karar, iş hukuku pratiğinde işçilerin ve vekillerinin sıklıkla karşılaştığı holding yapılanmaları ve grup şirketleri bünyesindeki istihdam ilişkilerinde doğru hasmın belirlenmesi sorunsalına usul hukuku penceresinden kesin ve net bir sınır çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, işe iade davalarında veya işçilik alacaklarına ilişkin yargılamalarda tüzel kişilik perdesinin aralanması ve organik bağ iddialarının, davalı tarafın yanlış gösterilmesi (temsilde yanılma) kavramı kapsamında usule dair basit bir esneklik aracı olarak kullanılamayacağını açıkça vurgulamıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda düzenlenen taraf değişikliği kurumunun uygulanabilmesi için aranan "kabul edilebilir yanılgı" şartının, belgelere ve objektif ölçütlere göre dar yorumlanması gerektiği ortaya konmuştur.
Özellikle işçinin bizzat imzaladığı iş sözleşmesi, fesih bildirimi, ibraname gibi temel evraklarda ve resmî niteliği haiz Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) dökümlerinde işverenin ünvanı açıkça yazıyorsa, işçinin veya vekilinin bu şirket yerine aynı adreste bulunan başka bir grup şirketine dava açması mahkemelerce mazur görülemez. Kararın emsal etkisi, dava öncesi zorunlu arabuluculuk aşamasından itibaren taraf teşkilinin ne denli hayati bir önem taşıdığını göstermektedir. İşçi vekilleri, salt fiziki çalışma ortamı veya arabuluculuk toplantısına katılan yetkililerin beyanlarına güvenmek yerine, resmî kayıtları ve imzalı belgeleri mutlak surette teyit etmelidir. Aksi takdirde, davanın husumet yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi riskiyle karşılaşılması ve yeni bir dava açma süresinin kaçırılması kaçınılmaz olacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, özel sektörde çalışırken iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini öne sürerek işe iade davası açmıştır. Ancak başvurucu husumeti, fesih bildiriminde ve sigorta kayıtlarında işveren olarak görünen G. Satış ve Pazarlama A.Ş. Yerine, arabuluculuk görüşmelerine katılan ve organik bağ iddia ettiği E. Pazarlama ve Satış A.Ş.'ye yöneltmiştir.
Davalı şirket, başvurucunun kendi bünyelerinde çalışmadığını belirterek davanın husumet yokluğundan reddini talep etmiştir. Mahkemelerce yapılan yargılamalar sonucunda, başvurucunun imzalı belgeler ve resmî kayıtlar uyarınca gerçek işverenini bilebilecek durumda olduğu tespiti yapılmıştır. Tarafın yanlış gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanmadığı anlaşıldığından, taraf değişikliği talebine izin verilmeyerek dava pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddedilmiştir. Başvurucu, şirketler arası organik bağın dikkate alınmadığını ve kararın mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı temel bir insan hakkı olan ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında en geniş anlamıyla güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde ele almıştır. Bireylerin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma hakkı, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Ne var ki bu hak mutlak, sınırsız bir hak statüsünde değildir. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 13 uyarınca temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca kanunla, meşru bir amaca yönelik olarak ve ölçülülük ilkesi kati surette gözetilerek sınırlandırılabilir.
Uyuşmazlıkta mahkemeye erişim hakkına yapıldığı iddia edilen müdahalenin yasal zeminini 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 114 ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 115 hükümleri oluşturmaktadır. Adı geçen kanun maddeleri, davanın taraflarının taraf ve dava ehliyetine, dolayısıyla doğru husumet ehliyetine sahip olmalarını sıkı bir dava şartı olarak kurala bağlamış, mahkemelere de bu şartı davanın her aşamasında resen araştırma yükümlülüğü getirmiştir.
Diğer yandan, davanın reddedilmesine neden olan ve uyuşmazlığın kaderini belirleyen asıl kural, tarafta iradi değişikliği düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 124 hükmüdür. Bu kanun maddesine göre, dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin ancak ve ancak kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması hâlinde hâkim, taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Yüksek Mahkeme, davanın doğru hasıma açılmasını öngören bu tür usul kurallarının, yargılamanın gereksiz yere sürüncemede kalmasını engellemek ve usul ekonomisini hayata geçirmek gibi meşru amaçlara hizmet ettiğini vurgulamaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun organik bağ bulunduğunu iddia ettiği grup şirketine karşı açtığı işe iade davasının pasif husumet ehliyeti yokluğu gerekçesiyle usulden reddedilmesini, kişinin yargı mercileri önünde uyuşmazlığını esastan çözüme kavuşturmasını engellediği için mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale olarak tespit etmiştir. Müdahalenin anayasal ilkelere uygunluk denetimine geçen Yüksek Mahkeme, öncelikle kanunilik, ardından meşru amaç ve nihayetinde ölçülülük alt ilkelerini titizlikle irdelemiştir.
Yapılan inceleme neticesinde, iş mahkemesi ve istinaf dairesi tarafından verilen husumetten ret kararının doğrudan doğruya 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili dava şartları ve tarafta iradi değişiklik düzenlemelerine dayandığı saptanmıştır. Bu nedenle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunduğu tartışmasızdır. Yüksek Mahkeme, davanın yasal olarak doğru husumete, yani gerçek işverene yöneltilmesini sağlayan usul kurallarının katı uygulanmasını, yargılamanın hızlı, etkin ve ekonomik bir biçimde sürdürülmesi bağlamında usul ekonomisi gibi son derece meşru bir amaca dayandığını teyit etmiştir.
Ölçülülük ve orantılılık değerlendirmesinde ise Anayasa Mahkemesi, hukuki kuralların olaylara tatbikinde derece mahkemelerinin geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu hatırlatılmıştır. İstinaf dairesinin dosya kapsamındaki maddi delilleri, bilhassa belirsiz süreli iş sözleşmesini, 20/02/2018 ve 29/08/2018 tarihlerini taşıyan umumi ibranameleri, yine 20/02/2018 tarihli fesih bildirimini ve resmî Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarını detaylıca incelediği görülmüştür. Tüm bu resmî ve imzalı evraklarda işveren ünvanı olarak açıkça dava dışı şirketin yer alması, başvurucunun hukuken kendi işverenini bilebilecek durumda olduğuna karine teşkil etmiştir. İstinaf mahkemesinin, vekille temsil edilen başvurucunun bu açık kayıtlara rağmen davayı başka bir şirkete yöneltmesini 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 124 kapsamında korunmaya değer kabul edilebilir bir yanılgı olarak görmemesi, öngörülemez veya keyfî bir yorum olarak nitelendirilmemiştir. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemesinin delillere dayanan bu rasyonel yorumunun başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklemediğine kanaat getirmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.