Anasayfa Karar Bülteni AYM | İsmail Uğur Dündar | BN. 2022/104370

Karar Bülteni

AYM İsmail Uğur Dündar BN. 2022/104370

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/104370
Karar Tarihi 17.09.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tanınmış kişilerin eleştiriye katlanma yükümlülüğü daha fazladır.
  • İfade özgürlüğü rahatsız edici sert sözleri de kapsar.
  • Değer yargılarının ispatlanması kural olarak beklenemez.
  • Basın özgürlüğü bir dereceye kadar abartıya izin verir.

Bu karar hukuken, ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki hassas dengeyi demokratik toplum gerekleri bağlamında somutlaştırması bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, tanınmış bir gazeteciye yönelik olarak başka bir gazeteci tarafından televizyon ekranlarında sarf edilen sert, kışkırtıcı ve rahatsız edici ifadelerin, salt bu sarsıcı nitelikleri nedeniyle hakaret sayılamayacağını açıkça vurgulamıştır. Karar, güncel ve kamu yararını yakından ilgilendiren konulardaki tartışmalarda, eleştiri sınırlarının sade vatandaşlara kıyasla kamuya mal olmuş kişiler için çok daha geniş yorumlanması gerektiğini hukuken tescil etmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisine bakıldığında, uygulamada kamuoyunda tanınan figürlerin ve gazetecilerin birbirlerine yönelik eleştirilerinde sıklıkla tazminat davalarına başvurulduğu görülmektedir. Bu önemli karar, derece mahkemelerine söz konusu uyuşmazlıklarda değer yargısı ile maddi vakıa ayrımını titizlikle yapmaları yönünde net ve yol gösterici bir standart sunmaktadır. Mahkeme, kullanılan ifadelerin belli bir olgusal temele dayanması ve kamusal bir tartışmaya katkı sağlaması durumunda, kullanılan dilin sertliğine değil, eleştirinin bağlamına odaklanılması gerektiği kuralını yerleşik hâle getirmiştir. Böylece, gazeteciler arasındaki polemiklerde ifade özgürlüğünün alanının daraltılmasının önüne geçilmiş, ifade hürriyetinin çoğulcu demokrasilerdeki yaşamsal rolü bir kez daha güçlü bir şekilde güvence altına alınmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu İsmail Uğur Dündar, uzun yıllardır ulusal basında gazetecilik yapan ve köşe yazıları yazan, toplum tarafından geniş kitlelerce tanınan bir kişidir. Başvurucu, kaleme aldığı bir köşe yazısında yılbaşı gecesi Taksim Meydanı'nda Suriyeli gençlerin toplanarak muhalif grupların bayrağını açmasını ve kutlama yapmasını eleştirmiştir. Bu yazının ardından, başka bir gazeteci olan davalı, katıldığı televizyon programında başvurucunun yazısını oldukça sert bir dille eleştirerek başvurucu hakkında psikolojik harp yürütmek, alçaklık ve ırkçılığın dibini bulmak gibi vurucu ifadeler kullanmıştır.

Başvurucu, izlenen bir televizyon programında sarf edilen bu sözlerin kişisel şeref, onur ve saygınlığını ciddi şekilde rencide ettiğini, mesleki itibarına ve kendisine kasten hakaret edildiğini ileri sürerek davalı aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi ve daha sonra inceleme yapan istinaf mercileri, söylenen sözlerin gazeteciler arası polemik ve sert eleştiri sınırları içinde kaldığı, ifade özgürlüğü kapsamında korunduğu gerekçesiyle tazminat davasının reddine karar vermiştir. Bunun üzerine başvurucu, şeref ve itibarın korunması hakkının hukuka aykırı şekilde ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 kapsamında korunan şeref ve itibarın korunması hakkı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 26 kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü arasındaki çatışmayı titizlikle incelemiştir.

Devletin, bireylerin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibarına üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek şeklinde bir pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak bu hak gözetilirken, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ifade ve basın özgürlüğü ile adil ve makul bir denge kurulmalıdır. Çatışan bu iki hak arasında dengeleme yapılırken yerleşik içtihat prensipleri gereğince; ifadeleri kullanan kişinin kimliği, hedef alınan kişinin ünlülük derecesi ve katlanması gereken eleştiri sınırının genişliği, ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı ve mağdurun bu ifadelere cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı gibi temel ölçütler mahkemelerce mutlaka dikkate alınmalıdır.

Bunun yanında doktrinde ve içtihatlarda da sıklıkla vurgulandığı üzere, maddi olgular ile değer yargıları arasında dikkatli bir ayrım yapılmalıdır. Maddi olguların doğruluğu ispatlanabilirken, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamak mümkün değildir. Değer yargılarının belli bir olgusal temele dayanması hukuken yeterli kabul edilmektedir. İfade özgürlüğü, sadece toplum tarafından kabul gören zararsız fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olan düşünceler için de geçerlidir. Basın özgürlüğünün kapsamı, demokrasiyle olan kopmaz bağının doğal bir sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya ve kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda her iki tarafın da kamuoyunca tanınan tecrübeli gazeteciler olduğunu ve tartışmanın kamusal alanda, televizyon ekranlarında gerçekleştiğini tespit etmiştir. Davalının televizyon programında kullandığı ifadelerin doğrudan muhatabı olan başvurucu, ulusal yayın yapan bir gazetede köşe yazarı olup toplum tarafından yakından bilinen ve takip edilen bir figürdür. Bu statüsü ve toplumsal konumu gereği, başvurucunun sade bir vatandaşa kıyasla kendisine yöneltilen sert eleştirilere karşı çok daha geniş bir hoşgörü göstermesi ve bunlara katlanması hukuken beklenmektedir. Ayrıca, başvurucunun sahip olduğu köşe yazarlığı konumu ve tanınırlığı, kendisine yöneltilen iddialara aynı düzeyde etkili yollarla cevap verebilme imkânı sağlamaktadır.

Televizyon programında kullanılan ırkçılık ve alçaklık gibi ifadelerin oldukça rahatsız edici ve kışkırtıcı bir dil içerdiği kabul edilmekle birlikte, bu ibarelerin birer değer yargısı niteliği taşıdığı ve olayların akışı içinde belli bir olgusal temele dayandığı belirlenmiştir. Davalı, başvurucunun kaleme aldığı yazısındaki görüşleri eleştirmiş ve bu bağlamda kamuoyunu yakından ilgilendiren güncel bir sığınmacı tartışması üzerinden kendi siyasi ve sosyal yorumunu yapmıştır. Bu nedenle, sarf edilen sözlerin bütünüyle sebepsiz ve temelsiz bir kişisel saldırı niteliğinde olmadığı, aksine kamu yararını ilgilendiren bir tartışmaya katılım sağladığı değerlendirilmiştir.

Derece mahkemelerinin uyuşmazlığı karara bağlarken kullanılan ifadeleri cımbızlamadan, cümlenin bağlamı içinde bütüncül olarak değerlendirdikleri, eleştiri ve hakaret arasındaki ince sınırı Yüksek Mahkeme içtihatlarına tam bir uyum içinde çizdikleri tespit edilmiştir. Mahkemelerin, ifade ve basın özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil ve hakkaniyetli bir denge kurduğu ve bu süreçte verdikleri kararların ilgili ve yeterli gerekçelere dayandığı anlaşılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: