Karar Bülteni
AYM Melek Demirhan BN. 2020/30440
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/30440 |
| Karar Tarihi | 06.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanıkların duruşmada dinlenmemesi geçerli nedene dayanmalıdır.
- Belirleyici tanık beyanlarına karşı dengeleyici güvenceler sağlanmalıdır.
- Sanığın aleyhine olan tanıkları sorgulatma hakkı vardır.
- Sorgulanmayan tanık beyanı tek başına mahkûmiyete yetmez.
Bu karar, ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları mahkeme huzurunda sorgulama veya sorgulatma hakkının adil yargılanma hakkının en temel ve vazgeçilmez güvencelerinden biri olduğunu bir kez daha açıkça ortaya koymaktadır. Yüksek Mahkeme, sanığın tanıklarla yüzleşemediği, onlara doğrudan soru yöneltemediği ve beyanlarının doğruluğunu kendi gözlemleriyle sınama imkânından mahrum bırakıldığı bir yargılama sürecinin hakkaniyete uygun olamayacağını kesin bir dille vurgulamaktadır. İlgili karar, yargılama esnasında dinlenecek olan tanıkların duruşmada hazır edilmemesinin mutlaka hukuken geçerli bir nedene dayanması gerektiğini ve sadece yazılı ifadelerinin okunmasıyla sanığın cezalandırılamayacağını hukuken tescillemektedir.
Benzer ceza davaları ve yerel mahkeme pratikleri açısından bu kararın emsal etkisi oldukça yüksektir ve yargılama uygulamalarına doğrudan yön verecek niteliktedir. Yargılama makamlarının, mahkûmiyete belirleyici ölçüde temel oluşturacak olan tanık beyanlarını alırken mutlaka Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi teknolojik vasıtaları etkin biçimde kullanarak sanığa aktif soru sorma hakkı tanıması zorunlu hâle gelmektedir. Aksi takdirde, güvenilirliği ve doğruluğu duruşma ortamında mahkeme heyeti ve sanık tarafından test edilmemiş tanık ifadelerine dayanılarak verilen tüm mahkûmiyet kararlarının adil yargılanma hakkını ağır şekilde ihlal edeceği netleşmiştir. Uygulamada mahkemelerin tanık dinletme ve sorgulatma taleplerini reddederken çok daha hassas ve titiz davranmaları, eğer teknik veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle tanık huzurda dinlenemiyorsa savunma tarafının maruz kaldığı bu açık dezavantajı telafi edecek düzeyde yeterli karşı dengeleyici hukuki güvenceleri mutlaka yargılama sürecinde sağlamaları gerekecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu Melek Demirhan hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla ceza davası açılmıştır. İddianamede, başvurucunun örgütle bağlantılı kurumlarda çalıştığı ve tanık beyanlarına göre örgüt hiyerarşisi içinde aktif olarak yer aldığı öne sürülmüştür. Yargılama aşamasında davanın temel dayanağı olan iki önemli tanık, mahkeme huzuruna getirilmemiş ve farklı şehirlerde istinabe yoluyla dinlenmiştir. Başvurucu ve avukatı, bu tanıklara soru sorma, beyanlarını test etme ve onlarla yüzleşme imkânı bulamamıştır. Yerel mahkeme, başvurucunun tanıkları huzurda sorgulama taleplerini usulünce karşılamadan, sadece alınan yazılı ifadeleri duruşmada okuyarak başvurucuyu hapis cezasına çarptırmıştır. Başvurucu, aleyhindeki en önemli delil olan tanık beyanlarına karşı soru sorma ve sorgulama hakkının elinden alındığını, bu durumun adil bir yargılama yapılmasını tamamen engellediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve ihlalin tespit edilerek yeniden yargılama yapılmasını talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ceza muhakemesindeki en somut görünümlerinden biri olan tanık sorgulama hakkı üzerinde detaylı bir şekilde durmuştur. Yerleşik anayasal içtihat prensiplerine göre, bir ceza yargılaması sürecinde sanığın aleyhine beyanda bulunan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı vazgeçilmez temel bir güvencedir. Sanığın hakkındaki iddiaları çürütebilmesi için tanıklara doğrudan soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve verdikleri beyanların doğruluğunu bizzat sınama imkânına sahip olması, hakkaniyete uygun ve adil bir yargılamanın asgari şartlarındandır.
Yüksek Mahkeme, duruşma öncesinde kolluk aşamasında veya haricinde istinabe yoluyla elde edilen tanık beyanlarının mahkûmiyete esas delil olarak kullanılmasının yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için yerleşik üç aşamalı bir test uygulamaktadır. Birinci aşamada, dinlenecek tanığın mahkemede bizzat hazır edilmemesinin hukuken geçerli ve makul bir nedene dayanıp dayanmadığına bakılır. İkinci aşamada, sanığın doğrudan sorgulama imkânı bulamadığı söz konusu tanık beyanının, aleyhteki mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici nitelikteki delil olup olmadığı titizlikle değerlendirilir. Üçüncü ve son aşamada ise, eğer bu tanık beyanı mahkûmiyet için belirleyici delil teşkil ediyorsa, savunma tarafının maruz kaldığı bu ispat zorluğunu ve olumsuzluğu telafi edecek düzeyde karşı dengeleyici usuli güvencelerin mahkemece sağlanıp sağlanmadığı incelenir.
Nitekim güncel ceza doktrini ve Yargıtay uygulamalarına göre de kişilerin salt yasa dışı örgütle irtibatlı kurumlarda çalışma kayıtlarının bulunması, silahlı terör örgütü üyeliği suçu açısından tek başına yeterli delil kabul edilmemektedir. Bu kritik noktada, eksik kalan delil bütünlüğünü tamamlayan tanık beyanlarının güvenilirliğinin saptanması elzemdir. Bu saptama işlemi ise ancak mahkemenin yargı çevresi dışındaki tanıkların, sanığın da bizzat onlara soru sormasına imkân sağlayacak şekilde modern bilişim sistemleri vasıtasıyla dinlenmesi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması gibi telafi edici dengeleyici güvencelerin işletilmesiyle hukuka uygun hâle gelir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı detaylıca incelediğinde, davanın görüldüğü ilk derece mahkemesi tarafından beyanları hükme esas alınan tanıkların huzurda dinlenilmesi için usulüne uygun herhangi bir çaba gösterilmediğini açıkça tespit etmiştir. İlgili duruşma tutanaklarında ve nihai gerekçeli kararda, tanıkların mahkemede neden bizzat hazır edilemediğine veya sanığın da bulunduğu bir ortamda görüntülü ve sesli iletişim teknikleri kullanılarak neden dinlenilmediğine dair geçerli ve hukuki hiçbir neden ortaya konulmamıştır.
İkinci aşama testi kapsamında ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararı incelendiğinde, verilen mahkûmiyet hükmünün salt örgütle bağlantılı kurumlarda çalışma kaydına ve duruşmaya getirilmeyen tanıkların anlatımlarına dayandırıldığı görülmüştür. Yargıtay içtihatları uyarınca sadece söz konusu kurumlarda çalışma kaydı örgüt üyeliği için yegane yeterli delil kabul edilmediğinden, sanığa sorgulama imkânı tanınmayan tanıkların mahkeme huzurunda yalnızca evraktan okunmakla yetinilen ifadelerinin mahkûmiyet kararında belirleyici nitelikte delil olduğu Yüksek Mahkemece saptanmıştır. Bu nedenle, savunma makamının karşılaştığı bu ciddi zorluğu telafi edecek dengeleyici usuli güvencelerin mutlaka devreye sokulması gerekmiştir.
Ne var ki, yargılama sürecinde dosyada tanık beyanlarını destekleyen başka zayıf deliller bulunmasına rağmen, başvurucu tanıkların beyanlarının tespiti sırasında hazır bulunmamış, onları çapraz sorguya tabi tutamamış ve verdikleri cevaplar hakkında kişisel bir izlenim edinme fırsatı bulamamıştır. Davaya bakan mahkeme heyeti de tanıkların sorular karşısındaki tepkilerini bizzat gözlemleyememiş, dolayısıyla bu beyanların güvenilirliği usulünce test edilememiştir. Güvenilirliği ve doğruluğu çelişmeli yargılama ilkesi çerçevesinde test edilmemiş bu tanık beyanları belirleyici ölçüde mahkûmiyet hükmüne esas alındığı hâlde, savunmanın karşılaştığı zorlukları telafi edecek yeterli karşı dengeleyici güvenceler sağlanmamıştır. Tüm bu usuli eksiklikler ve adil yargılanma ilkelerine aykırılıklar, yargılamanın hakkaniyetini bir bütün olarak telafisi imkânsız şekilde zedelemiştir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.