Karar Bülteni
AYM Mehmet Yıldız ve Diğerleri BN. 2022/98159
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/98159 |
| Karar Tarihi | 06.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- HAGB kararları yeterli ve ikna edici gerekçe içermelidir.
- İtiraz mercileri esastan ve etkili bir inceleme yapmalıdır.
- Yargılamalarda silahların eşitliği ilkesi titizlikle korunmalıdır.
- HAGB usulü adil yargılanma güvencelerini ortadan kaldıramaz.
Bu karar, ceza yargılamamızda uzun yıllardır uygulanan ve sıklıkla tartışmalara konu olan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kurumunun yapısal sorunlarını açıkça ortaya koyması bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, HAGB kararlarının verilme aşamasından itiraz aşamasına kadar olan tüm sürecin, bireylerin temel haklarını sistematik bir şekilde ihlal ettiğini vurgulamaktadır. Kararda, yerel mahkemelerin delilleri yeterince tartışmadan, sanıkların savunma haklarını kısıtlayarak basmakalıp gerekçelerle hüküm kurduğu; itiraz mercilerinin ise bu hatalı kararları esastan denetlemek yerine sadece şeklî şartların gerçekleşip gerçekleşmediğine bakarak onayladığı tespiti yapılmaktadır. Bu durum, adil yargılanma hakkının çekirdeğini oluşturan güvencelerin HAGB usulüyle adeta baypas edildiği anlamına gelmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi göz önüne alındığında, bu karar mahkemelere yönelik çok net bir uyarı niteliği taşımaktadır. Anayasa Mahkemesinin daha önce vermiş olduğu ihlal kararlarına atıfla şekillendirdiği bu içtihat, HAGB kurumu hakkında uygulanan pratiklerin anayasal sınırlara uymadığını kesinleştirmektedir. Uygulamadaki önemi açısından, derece mahkemelerinin artık HAGB kararlarına yönelik yapılacak itirazlarda sadece yasal şekil şartlarını değil, sanığın iddia ve delillerini, silahların eşitliği ilkesini ve savunma hakkının ne ölçüde sağlandığını esastan, derinlemesine inceleme zorunluluğu doğmuştur. Aksi hâlde, verilen kararların adil yargılanma hakkını ihlal etmeye devam edeceği ve yeniden yargılama sebebi olacağı bu karar ile bir kez daha tescillenmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular hakkında çeşitli ceza mahkemelerinde yürütülen yargılamalar sonucunda mahkûmiyet kararları verilmiş, ancak bu hükümlerin açıklanması geri bırakılmıştır. Başvurucular, yargılama sürecinde kendilerine yüklenen suçların sabit olup olmadığının mahkemelerce yeterince araştırılmadığını, varsayımlar üzerine cezalandırıldıklarını, tanık dinletme ve delil sunma gibi önemli taleplerinin yerel mahkemelerce hiçbir gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini ileri sürmüştür.
Bununla birlikte, verilen HAGB kararlarına karşı kanun yolu kullanılarak yapılan itirazların, üst mahkemeler tarafından dosyanın esasına girilmeden, sadece şeklî şartlar yönünden basmakalıp ve soyut ifadelerle reddedildiği belirtilmiştir. Başvurucular, savunma haklarının kısıtlandığını, argümanlarının değerlendirilmemesi sebebiyle itiraz yollarının etkisiz hâle getirildiğini ifade ederek, adil yargılanma haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve yargılamanın yenilenmesi ile tazminat talebinde bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan kuralların başında Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı gelmektedir. Anayasa Mahkemesi, somut başvuruyu değerlendirirken 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 kapsamında düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulamadaki anayasal sorunlarına odaklanmıştır. Bu bağlamda, adil yargılanma hakkının sadece bir davanın nihai sonucunu değil, yargılama sürecinin ve usulünün bütünüyle adil olup olmadığını denetletme imkânı verdiği temel bir kural olarak ele alınmıştır.
Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, HAGB kararlarının verilmesi sürecinde silahların eşitliği ilkesi ve çelişmeli yargılama güvencelerinin zedelendiği görülmektedir. Mahkemelerin, iddia makamının argümanlarına karşı savunma tarafını dezavantajlı hâle getirdiği, yeterli savunma kolaylığı ve zamanı tanımadığı temel bir usul sorunu olarak tespit edilmiştir. İtiraz mercilerinin, HAGB kararlarına yönelik itirazları değerlendirirken, davayla doğrudan ilgili olan hususları ve delilleri esastan incelemeleri gerekirken, yalnızca şeklî şartlar yönünden dosya üzerinden inceleme yaparak yeknesak kararlar vermeleri etkili başvuru hakkını doğrudan zedelemektedir.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi daha önceki tarihli iptal kararlarına da atıf yapmıştır. 5271 sayılı Kanun m.231/12 uyarınca öngörülen itiraz kanun yolunun, bireylerin iddia ve delillerinin dikkate alınmasında, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde ve temel hak ile özgürlüklere yapılan müdahalenin ölçülülüğünün belirlenmesinde etkili bir denetim sağlamadığı tespitiyle Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği hatırlatılmıştır. Bunun yanı sıra, 5271 sayılı Kanun m.231 kapsamındaki HAGB şartlarını düzenleyen kuralların da usuli güvenceleri zayıflatan yapısı nedeniyle iptaline karar verilmiştir. Sonuç olarak, ceza yargılamasında bireylere sunulması gereken usuli güvencelerin ihlal edilemeyeceği, hukuki bir prensip olarak vurgulanmıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucular hakkında verilen HAGB kararlarının hukuki denetimini gerçekleştirirken, yargılamaların adil yargılanma hakkının sağladığı anayasal güvencelere uygun şekilde yürütülmediğini tespit etmiştir. İlk derece mahkemelerinin gerekçeli kararlarında yalnızca ilgili kanun hükümlerinin veya isnat edilen söz ve davranışların tekrarından ibaret ifadelere yer verildiği, başvurucuların esasa etkili iddia ve delillerinin, tanık dinletme veya ek araştırma yapılmasını içeren taleplerinin yeterince tartışılmadığı ve bu taleplerin gereği gibi karşılanmadığı anlaşılmıştır.
Somut başvurularda, yerel mahkemelerce izlenen usulün silahların eşitliği ilkesini büyük ölçüde ihlal ettiği, iddia makamı karşısında savunma makamının sahip olduğu yasal güvencelerin yeterince korunamadığı belirlenmiştir. Başvurucuların iddialarını sunarken ihtiyaç duydukları müdafi yardımından etkin bir şekilde yararlanma ve savunma için gerekli zaman ile kolaylıklara sahip olma haklarına yönelik asgari güvencelerin somut yargılama pratiğinde sağlanamadığı görülmüştür.
Ayrıca, HAGB kararlarına karşı yapılan itirazların, itiraz mercileri tarafından dosya üzerinden ve yeknesak bir şekilde yalnızca şeklî şartlar yönünden incelenerek reddedildiği saptanmıştır. İtiraz mercilerinin, başvurucuların somut uyuşmazlığa dair iddialarını ayrıca değerlendirerek yeterli bir gerekçeyle cevap verme yükümlülüklerini sistemsel olarak yerine getirmedikleri, kararların sadece ilk derece mahkemesinin kararında hukuka aykırılık bulunmadığını bildiren soyut ve tek bir cümleden oluştuğu vurgulanmıştır. İtiraz makamlarının bu şekilci yaklaşımının, başvurucular açısından itiraz yolunu tamamen etkisiz bir hak arama yoluna dönüştürdüğü ifade edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, HAGB kurumuna yönelik uygulamadan kaynaklanan daha önceki iptal ve ihlal kararlarındaki ilkelere atıf yaparak, somut başvurularda bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir yön bulunmadığına hükmetmiştir. Tespit edilen ihlalin sonuçlarının tamamen ortadan kaldırılabilmesi adına yeniden yargılama işlemlerinin başlatılması, başta gerekçeli karar hakkı olmak üzere adil yargılanma hakkının tüm güvencelerinin eksiksiz olarak sağlandığı yeni bir yargılamanın yapılması gerektiği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.